12 Eylül'e Dair...

Bu bir tür deneme. 12 Eylül’ün 46. Yıldönümü yaklaşırken, 12 Eylül’ün kara yüzü kadar yeşeren direnişi de yeniden hatırlamak ve hatırlatmak üzere önemli ölçüde Yapay Zeka’ya başvurularak yazıldı.

12 Eylül'e Dair...

Geminin değişik kaynaklardan derlemesine göre, 12 Eylül darbesine giden yolun, 1970’lerin ikinci yarısında giderek yükselen iç ve dış siyasi istikrarsızlıklar, ekonomik çöküş ve kitlesel şiddet olayları ile açıldığı söyleniyor... 

  • Siyasi Kilitlenme: Hükümetler sürekli değişiyor, koalisyonlar ülkeyi yönetemiyordu. TBMM, aylarca süren turlara rağmen bir cumhurbaşkanı seçemedi.
  • Sokak Çatışmaları, planlı katliamlar ve suikastlar: Sağ ve sol fraksiyonlar arasındaki silahlı çatışmalar her gün onlarca can alıyordu. Sol cenaha yönelik Beyazıt, Bahçelievler, Piyangotepe ve Balgat kıyımları gibi siyasal katliamların yanısıra Sivas ve Maraş (1978), Çorum (1980) katliamları gibi alevi cemaate yönelik toplumsal kutuplaşmayı zirveye taşıyan katliamlar ya da Milliyet Gazetesi Başyazarı Gazeteci Abdi İpekçi, eski Başbakan Nihat Erim, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler gibi simge isimlere yönelik suikastlar ordunun 12 Eylül Darbesine giden yolunun önünü açtı.
  • Ekonomik Buhran: Senelerdir izlenen devletçi, ithal ikameci ekonomik politika yerine 24 Ocak 1980 Kararları ile serbest piyasa ekonomisine geçiş de çalışan emekçi kesimler üzerinde ağır yıkımlar getiren yüksek enflasyona, mal kıtlığı ve karaborsaya, kitlelerde büyük geçim sıkıntılarına ve dolayısıyla yoksul halkın yükselen tepkilerine, emekçi sınıfların grevlerine, boykotlara, protestolara  neden oldu.
  • Tüm bunlara Sosyalist sisteme karşı ABD öncülüğündeki emperyalist sistemin zaman zaman Sovyetler Birliği ile iş yapan, yakın duran Türkiye dahil sınır ülkelerinde istikrarsızlığı ve çatışmaları körükleyen, çeperindeki ülkelerde yeşil hattın örülmesini teşvik eden tutumunu da eklemek gerekecektir. Nitekim 6 Eylül’de Konya’da düzenlenen Kudüs Mitinginde  İstiklal Marşı'nın protesto edilmesi, askeri müdahale için "bardağı taşıran son damla" olarak öne sürülmüştür.

 

12 Eylül Darbesinin Temel Özellikleri

Darbenin aylar öncesi orduda yüksek rütbeli subaylar tarafından hükümete  cumhurbaşkanlığı seçimleri için verilen muhtırayla geleceği çok önceden ilan edilmiştir. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren liderliğindeki Milli Güvenlik Konseyi (MGK), 12 Eylül 1980 sabaha karşı yönetime el koyar. Darbenin öne çıkan yapısal özellikleri arasında da şunlara işaret ediliyor:

  • Darbe, 27 Mayıs’ın tersine kurumsal ve emir-komuta zinciri içinde yapılır. Darbeye karşı çıkan kimilerinin 5’li Çete olarak adlandırdığı Kuvvet Komutanları Milli Güvenlik Kurulunu oluşturur. Aralarında tam bir uyum vardır. Genel Kurmay Başkanı Evren, 27 Mayıs’ın görece Özgürlükçü Anayasasını çöpe atarak, tüm muhalefeti susturmak suretiyle özgürlükleri kısıtlayan yeni bir anayasayı oylatarak kendini cumhurbaşkanı olarak seçtirir.
  • Geçmişin siyasi yapılarının tümü susturulur, özgürlükler kısıtlanır: TBMM feshedilir, anayasa askıya alınır. Tüm siyasi partiler kapatılır, liderleri (Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan) Hamzakoy ve Zincirbozan’da zorunlu ikamete tabi tutulur.
  • Yaklaşık 650 bin kişi gözaltına alınır. Gözaltında ve tutukevlerinde işkenceler kural haline gelir, işkencelerde yüzlerce insan öldürülür. 210 binden çok insan hakkında davalar açılır. 1477 sanıklı DİSK Davası, 723 sanıklı Ankara, 898 sanıklı Artvin, 900 sanıklı Hopa Dev-Yol Davaları, 1243 sanıklı Dev-Sol Davası, yüzlerde sanıklı TKP, TKP-ML, Kurtuluş, DDKD, DHKD, Kawa, PKK davaları, 74 sanıklı Barış Derneği Davası gibi çok sanıklı kalabalık davalar senelerce sürdürülür, sanıklar senelerce tutukevlerinde kalır. 587 sanıkla MHP için de dava açılır.  Bu davalar çok uzun süre karara bağlanmazlar. Açılan davaların önemli bir kısmı sıkıyönetim mahkemeleri ya da Devlet Güvenlik Mahkemeleri gibi özel mahkemelerde yürütülür. Davalıların savunma hakları kısıtlanır. Alel acele 50 kişi (ilk olarak sol görüşlü Necdet Adalı ve sağ görüşlü Mustafa Pehlivanoğlu) idam edilir. Yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren bu dönemin hak ihlallerini hatırlatan, en çok hafızalara kazınan sembolü olur.
  • Kalıcı Kurumsal Dönüşüm: MGK tarafından atanan Danışma Meclisi tarafından 1982 Anayasası hazırlanır ve muhalefete tamamıyla kapalı baskıcı bir ortamda yüzde 91 oyla kabul edilir. DİSK kapatılır. Grevler, boykotlar dahil sendikaların, derneklerin tüm faaliyetleri engellenir. Düğün, şölen türü toplumsal kutlamalara bile kısıtlamalar getirilir. Sokaklarda üç kişinin yan yana gelmesi asker zoruyla engellenir. Özerk-Demokratik Üniversite artık hayal olur. Basın önemli ölçüde susturulur. YÖK, RTÜK'ün temelleri ve sendikal hakları kısıtlayan yasalar bu dönemde inşa edilir.

 

Darbeye Karşı İlk Direnişler

Darbenin getirdiği yoğun baskı, işkence ve yasaklar nedeniyle ilk dönemlerde kitlesel sokak eylemleri yapmak neredeyse imkansız olmuştur. Sokaklarda 3-4 kişilik gruplar halinde yürümek bile gerçekten mümkün değildir.  Dolayısıyla ilk direnişler cezaevlerinde, hızla yeraltına uyum sağlayabilmiş-üyelerini koruyabilen örgütlenmelerin küçük ölçekli ve yerel itirazları ile yine aydınların hak arama hareketleri olarak başlar. Bu itiraz ve hak arayışlarında meslek örgütlerinde örgütlü, hukukçular, tabipler, mühendisler, öğretmenler, sanatçılar, akademisyenler, gazeteciler başı çeker…

  • Cezaevi Direnişleri ve Ölüm Oruçları: işkence ve insanlık dışı, aşağılayıcı davranışlara, ağır hak ihlallerine ve tek tip elbise zorunluluğuna karşı Diyarbakır, Mamak ve Metris cezaevlerinde büyük direnişler başlar. Diyarbakır Cezaevi'nde PKK'nın kurucu kadrolarından Kemal Pir ve Mehmet Hayri Durmuş gibi direnişçilerin başlattığı 1982 ölüm oruçları ile Metris Cezaevi'nde Dev-Sol, TKP-ML ve diğer sol örgütlerin 1984'teki ölüm oruçları ilk organize direnişlerdendir. Ölüm oruçlarında ve işkencelerde kaybedilen yakınların kurdukları Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayanışma Derneği ve hukukçuların da desteğiyle kurulan İnsan Hakları Derneğinden Didar Şensoy ve arkadaşlarının bu direnişleri cezaevlerinin dışına çıkartma başarıları unutulamaz…
  • Büyükşehirlerin gecekondu mahalleleri, Diyarbakır, Artvin, Kars, Fatsa, Siverek  vb. gibi Yerel Direniş Odakları: Darbe öncesi solun kalesi sayılan Ordu-Fatsa (Terzi Fikri dönemi) gibi bölgelerde ve büyükşehirlerin kimi şehir merkezleri dışındaki mahallelerinde (İstanbul 1 Mayıs/Gazi, Ankara Tuzluçayır vb gibi..) çok kalabalık olmayan korsan gösteriler ile askeri birliklere karşı küçük çaplı silahlı çatışmalar ve barikat direnişlerinin yaşandığı görülür…  Şehir merkezlerinde ise yer yer yazılama, bomba süsü verilmiş pankartlar, kuşlama ve pullama faaliyetlerine rastlanır. Ancak bu etkinlikler yaygınlaşamaz…  
  • Kimi silahlı sol örgütlerin dağa çıkma ve silahlı direniş örgütleme kararları aldığı da bilinmektedir.  Sol örgütlerin (Devrimci Yol, TİKKO, MLSPB vb.) bir kısmı militanlarını yurt dışına (özellikle Lübnan/Bekaa Vadisi) çekerek gerilla savaşı hazırlığına girişmesiyle, sınır hatlarında ilk silahlı çatışmalar yaşanır. İçinde Dev Genç, TİKKO ya da TİP/TKP sempatizanlarıyla PKK’nn da dahil olduğu kimi ittifaklar bile örülmeye çalışılır.  PKK da ilk büyük silahlı eylemini (Eruh ve Şemdinli baskınları) Ağustos 1984'te gerçekleştirir. PKK dışında, Batıda DHKP-C’li militanların da silahlı eylemler sürdürdükleri görülür.
  • Ama asıl olarak büyük direniş ilk elde daha çok aydınlar, sanatçılar, akademisyenler, tabipler, hukukçular, gazeteciler, mühendisler vb. gibi meslek erbabının cuntanın sebep olduğu haksızlıklara karşı yükselttiği itirazlar ve hak arama faaliyetleri yoluyla başladı.  Darbeden çok kısa bir süre sonra özellikle Cumhuriyet gibi gazeteler,  Milliyet Sanat, Bilim ve Sanat gibi kültür-sanat ya da Yarın gibi gençlik ya da Arayış gibi haber dergileri ve en önemlisi de GırGır isimli mizah dergisi üzerinden bir muhalif basın oluşur.
  • GırGır’ın milyona dayanan tirajı ile GırGır muhalefetin en yaygın yayını haline dönüşür.  Öte yandan Livaneli’nin, Moğolların, Grup Yorum’un coşkulu konserleri stadyumları dolduracaktır.  Genç şairler, yazarlar, sinemacılar ülkeyi sallayacaktır. Aynı yıllarda ülkede yaygın bir kadın hareketinin yükselişine de tanıklık edilecektir.
    Aziz Nesin ve arkadaşlarının Aydınlar Dilekçesini örgütlemesi korku duvarının aşılmasını sağlar. İmza atan binlerce düşün insanı, aydın, sanatçı, meslek erbabı cunta tarafından vatan haini ilan edilir. Aydınlar itirazlarını Ekin-Bilar, Demokrat Gazetesinin yeniden çıkartılması dahil birçok alanda gösterir. Aydınların, İHD ve TAYAD gibi hak savunucularının açtığı direniş yolu Uluslararası camiada da yoğun destek bulur. 12 Eylül’ün yarattığı korku duvarı, aydınların ve hak savunucularının çabalarıyla aşılır.
  • Aydınların ve Hak Savunucularının direnişleri ile birlikte çok geçmeden özel ve kamu işyerlerindeki işçilerin kitlesel yürüyüşleri ve üniversite öğrencilerinin öğrenci dernekleri kurmak suretiyle hak arayışları da gündeme oturacaktır.  Sol cenahta Halkçı Parti, Sosyal Demokrat Parti ile sağ cenahta Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi gibi partilerin de kurulması seçim çalışmaları derken 1980’lerin sonlarında direniş artık sokaklara yayılacaktır…  

 

Yazıya Dair Notlar:
Bu yazıya Google'nın yapay zekası Gemini'ye sorular sorularak, bir video hazırlamak amacıyla başlandı... 
Kullanılan fotoğraf, 12 Eylül'ün en direngen isimlerinden insan hakları savunucusu Didar Şensoy'un mezarına bırakılmış fotoğrafıdır...
Yazıda isimleri geçen, Erdal Eren, Kemal Pir, Didar Şensoy, Aziz Nesin ve daha niceleri nezdinde tüm 12 Eylül direnişçilerine saygılarımızla...   

Derleyen ibo.a.bo & gemini

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış