Datça’da Barışın Gençleşen Yüzü
Bazı kalabalıklar sayılarıyla değil, taşıdıkları anlamla büyüktür.
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Datça’da böyle bir kalabalık vardı.
Yaklaşık 200–250 kişi… Datça gibi küçük bir ilçede oldukça anlamlı bir sayı. Fakat bu buluşmayı asıl anlamlı kılan, kalabalığın sayısından çok yaşıydı.
Yaş ortalaması yaklaşık 70’ti.
Saçlar ağarmış, yüzlere yılların çizgileri yerleşmişti. Ama gözlerdeki ışık hâlâ gençti. Seslerde yorgunluk değil, umut vardı.
Hayatın büyük bölümünü geride bırakmış insanlar, dünyanın geleceği için yeniden bir araya gelmişti.
Çünkü insanın yaşı ilerleyebilir; ama vicdanı, adalet duygusu ve barış özlemi yaşlanmaz.
Onlar savaşların yalnızca cephelerde yaşanmadığını biliyorlardı. Savaşın asıl bedelini evini kaybedenlerin, göç etmek zorunda kalanların, yoksulların, kadınların ve çocukların ödediğini biliyorlardı.
Bir tarafta bombalar patlarken diğer tarafta silah şirketlerinin kasaları doluyorsa, orada yalnızca bir savaş değil, sorgulanması gereken bir düzen vardır.
Bu yüzden barış istemek, sadece “savaş olmasın” demek değildir.
Savaşı üreten çıkar ilişkilerine karşı çıkmaktır.
Emperyalist müdahalelere, işgallere ve halkları birbirine düşman eden politikalara itiraz etmektir. İnsanlığın kaynaklarının silahlara değil, yaşama ayrılmasını istemektir.
Gerçek barış, insanların korkmadan yaşadığı; halkların eşit olduğu; emeğin sömürülmediği bir dünya demektir.
Bu nedenle barış mücadelesi, aynı zamanda eşitlik ve özgürlük mücadelesidir.
Datça’daki buluşmayı değerli kılan da buydu.
Fakat günün en güzel sürprizi sona saklanmış gibiydi.
Etkinliğin sonunda müzik başladı.
Bir süre önce savaşlardan, ölümlerden ve dünyanın ağır sorunlarından söz eden insanlar, bu kez halaylara ve danslara katıldılar.
Meydan bir anda hareketlendi.
Yetmişlik insanlar gençlerle birlikte oynadı. Eller birleşti, omuzlar yan yana geldi. Müzik yükseldikçe yüzlerdeki yıllar silindi.
O an, barışın ne olduğunu anlatmak için uzun cümlelere gerek kalmadı.
Birlikte halay çekmek de barıştı.
Yan yana durmak da barıştı.
Aynı müziğe eşlik etmek de…
Belki de Datça’daki 1 Eylül’ün en güzel fotoğrafı buydu:
Yaşlı bedenlerin içinde genç kalan insanlar…
Geçmişin acılarını taşıdıkları halde geleceğe umutla bakan insanlar…
Savaşa karşı yaşamı, düşmanlığa karşı kardeşliği seçen insanlar…
Ve gecenin sonunda, barışın yalnızca konuşulmadığı; birlikte yaşandığı bir meydan.
Datça küçük bir ilçe.
Ama o gün oradan yükselen ses küçümsenecek bir ses değildi.
Çünkü bazen yüzlerce insanın aynı yerde buluşması, dünyanın bütün gürültüsünün içinde küçük görünebilir.
Fakat o insanların taşıdığı düşünce büyüktür.
Savaşın değil yaşamın yanında olmak.
Nefretin değil kardeşliğin yanında olmak.
Umutsuzluğun değil geleceğin yanında olmak.
1 Eylül akşamı Datça’da insanlar dağıldığında geride yalnızca bir etkinlik kalmadı.
Bir duygu kaldı.
Bir umut kaldı.
Ve belki de en önemlisi, şu düşünce kaldı:
İnsan yaşlanabilir.
Ama barış umudu yaşlanmaz.
Datça’da o gece, barışın yüzü yetmiş yaşındaydı.
Ama yüreği gençti…
1 Eylül akşamı Datça’da insanlar dağıldığında geride yalnızca bir etkinlik kalmadı.
Meydanda söylenen sözler, birlikte çekilen halaylar, yükselen müzik ve birbirine kenetlenen eller kaldı.
Ve insanın aklına şu soru geldi:
Dünyanın dört bir yanında savaş çığırtkanlığı yapanlar bu görüntüyü görse ne düşünürdü?
Çünkü o gece Datça’da insanlar bize savaşın karşısına neyin konulabileceğini gösterdi:
Silahların karşısına müziği.
Nefretin karşısına kardeşliği.
Yıkımın karşısına yaşamı.
Umutsuzluğun karşısına umudu…
Yaş ortalaması 70 olan 200–250 insan, aslında geleceğe seslendi.
“Biz gördük, yaşadık, kaybettik.
Ama siz kaybetmeyin” der gibiydiler.
Belki de 1 Eylül’ün en güçlü fotoğrafı buydu:
Yılların ağırlaştırdığı bedenler, gençliğin coşkusuyla halay çekiyordu.
Ve Datça’nın o küçük meydanında, dünyanın bütün savaşlarına rağmen hayat kazanıyordu.
Çünkü savaş ne kadar büyük olursa olsun, insanın barış tutkusu ondan daha büyüktür.
O gece Datça’da barış sadece konuşulmadı.
Şarkılarla söylendi.
Halaylarla büyütüldü.
Ellerden ellere aktarıldı.
Ve gecenin sonunda geriye tek bir gerçek kaldı:
Yaşlanmış olabiliriz.
Ama umudumuz hâlâ genç.
Ve biz, bu dünyayı savaşlara bırakmayacağız…
Yorumlar (1)
Ziya İnce
5 gün önce / 04.09.202678 ler bilinçli okumuş ve direniş içinden gelmiş bilinçli insanlardır.Direnenlere selam olsun
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla