Tarih, Susturulmaya Çalışılan Seslerin Yankısıyla Yazılır
Ermeni devrimci Paramaz ve Hınçak Partisi’nin, Müslüman olmayan halklar arasında sosyalist parti ve fikirlerin var olduğu gerçeğini unutmadan belirtmek gerekir ki; özellikle Müslüman halklar içinde örgütlenmeye çalışan ilk sosyalist parti, Osmanlı Sosyalist Fırkası’dır.
116 yıl önce, bu topraklarda Müslüman halkları arasında örgütlenmek üzere ilk sosyalist parti kuruldu. Osmanlı Sosyalist Fırkası. Kurucusu ve Genel Başkanı, “Sosyalist Hilmi” ya da “İştirakçi Hilmi” diye bilinen Hüseyin Hilmi’ydi. İzmir’de doğmuş, genç yaşta gazeteciliğe atılmış, liberal bir çizgiden sosyalizme yönelmiş bir adam. 1910’un Eylül’ünde, II. Meşrutiyet’in özgürlük rüzgârı henüz dinmeden, o ve bir avuç arkadaş, Osmanlı İmparatorluğu’nda Müslüman Halklara ait unsurların önderliğinde kurulan ilk sosyalist partiyi ayağa kaldırmıştı.
O günler kolay değildi. Sosyalizm, İmparatorluğun gayrimüslim toplulukları arasında kısmen filizlenmişti ama Türk aydınları arasında henüz yeni yeni konuşuluyordu. Hüseyin Hilmi, Şubat 1910’da çıkarmaya başladığı İştirak Dergisiyle bu boşluğu doldurmaya koyuldu. Derginin kapağında “Biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar” yazıyordu. Marksizm’i, sınıf mücadelesini, grev hakkını, işçi örgütlenmesini Osmanlı kamuoyuna ilk kez sistemli biçimde tanıtan yayın organıydı. Dergi kapatıldı, yeniden açıldı; adı değişti, İnsaniyet, Medeniyet, Beşeriyet diye devam etti. Her kapatılışta bir başka isimle yeniden doğdu. Çünkü o kavga bitmemişti.
Hüseyin Hilmi’nin ömrü, sendikal örgütlenmeler, grevler, yayınlar, seçim çalışmaları ve 1 Mayıs kutlamalarıyla geçti. Tramvay işçilerinin, tersane işçilerinin, deri fabrikası emekçilerinin grevlerinde yer aldı. Veli Efendi Çayırı’nda grev çadırları kuruldu, toplu sözleşmeler imzalandı. 1920’lerde İstanbul’da binlerce işçinin katıldığı 1 Mayıs gösterilerinde, bandonun çaldığı Enternasyonal eşliğinde işçilerle birlikte yürüdü. Kırmızı yeleği, Türkiye Sosyalist Fırkası’nın kızıl bayrağı, Divanyolu’ndaki parti binasının önündeki kırmızı otomobiliyle tanındı. “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!” sloganı, o yılların İstanbul’unda yankılandı.
1913’te Mahmut Şevket Paşa suikastının ardından İttihat ve Terakki’nin muhalefeti sindirme dalgası geldi. Osmanlı Sosyalist Fırkası kapatıldı. Hüseyin Hilmi Sinop’a sürüldü. Sürgün yılları uzun sürdü. Mondros Mütarekesi’nin ardından 1918’de İstanbul’a döndüğünde, partiyi Türkiye Sosyalist Fırkası adıyla yeniden kurdu. İdrak gazetesini çıkardı. Mütareke İstanbul’unun işgal atmosferinde, işçi sınıfıyla yeniden bağ kurmaya çalıştı. Grevler, mitingler, 1 Mayıs’lar devam etti. Parti, II. Enternasyonal’le ilişki kurdu. Ama güç kaybetti, iç bölünmeler yaşandı, suçlamalar arttı. 1922’ye gelindiğinde yalnızlaşmıştı.
İlk Sosyalist Faili Meçhul Cinayet
16 Kasım 1922 gecesi, Fatih’te Bozdoğan Kemeri’nin dibinde, eski bir polis olan Kalkandereli Ali Haydar tarafından vuruldu. 37 yaşındaydı. Cinayet karanlıktı. Fail yakalandı, ifadeler değişti, “namus” gerekçesi ileri sürüldü, sonra o da değişti. Gerçekler hiçbir zaman tam aydınlanmadı. Kimileri siyasi bir cinayet olduğunu, dönemin karanlık ilişkilerinin, işgal güçlerinin ve yerel güç odaklarının eliyle susturulduğunu söyledi. Kimileri başka iddialar ileri sürdü. Ama kesin olan şuydu: Bu toprakların ilk sosyalist parti lideri, karanlık bir cinayetle yok edilmişti.
Hüseyin Hilmi’nin hayatı, eksikleriyle, hatalarıyla, tartışmalı yanlarıyla birlikte bir öncü mücadelenin hikâyesidir. Sosyalizmi İslam’la uzlaştırma çabaları, milliyetçi tonları, kimi ilişkileri eleştirildi. Ama o, Osmanlı’da işçi sınıfının örgütlenmesi, grev hakkı, 1 Mayıs’ın kutlanması, sosyalist düşüncenin Türkçe basında yeşermesi için ilk adımları atanlardan biriydi. Baskıya, sürgüne, kapatmalara rağmen ayağa kalkmayı sürdürdü. Çünkü o kavga bitmemişti.
Bugün, 116 yıl sonra, aynı topraklarda hâlâ adalet, eşitlik, emeğin onuru için mücadele edenler var. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek sürecek o kavga. Paramaz’ların Hınçak Partisinden, Hüseyin Hilmi’nin ve Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın hatırası, bu sürekliliğin bir parçasıdır. Unutulmamalı. Çünkü tarih, susturulmaya çalışılan seslerin yankısıyla yazılır. Ve o yankı, hâlâ devam ediyor.
Yorumlar (0)