Sivil itaatsizlik; yönetimler tarafından uygulanan yasaların özüne uyarak yasalara riayet etmeme, karşı koyma anlamına gelmektedir. Yasaların ya da hükümetin politikalarının değiştirilmesini hedefleyen, kamuoyu önünde icra edilen (aleni), şiddete dayanmayan, vicdani ancak yasal olmayan politik bir eylemdir. Dünyada ve Türkiye’de tarih boyunca icra edilen bu eylemlerin toplumsallaştıkları oranda sonuç alma kapasiteleri artar.
Günümüzdeki anlamıyla "sivil itaatsizlik" kavramını teorileştiren 19. yüzyıl düşünürü Henry David Thoreau’ dur. Thoreau’nun fikirleri Hindu hukukçu, düşünür ve siyasetçi eylemci Mahatma Gandhi tarafından hayata geçirilecektir.
Gandhi’nin Önderliğinde Tuz Yürüyüşü
Gandhi’nin en ünlü eylemi Tuz Yürüyüşüydü. 1928’de Hindistan’a bir yıl içinde dominyon statüsü verilmesi teklifine İngilizlerin olumlu cevap vermemesi üzerine önce INC (Hindistan Milli Kongre Partisi), 26 Ocak 1930’da bağımsızlık ilan etmiş ve 12 Mart 1930’da Gandhi ve 78 yoldaşı ünlü Tuz Yürüyüşü’ ne başlamıştı. Yürüyüşün amacı, 1762 yılından beri yürürlükte olan ve yılda 25 milyon pound’luk vergiye kaynaklık eden Tuz Yasası’nı (Britanya’nın tuz tekelini) ihlal etmek için denizden tuz çıkarmaktı.
Gujarat Eyaleti’nin başkenti Ahmedabad yakınlarındaki Sabarmati Aşram’dan başlayan yürüyüşe yolda binlerce kişi katıldı. Hint Okyanusu kıyısındaki Dandi köyüne kadar 388 kilometrelik mesafeyi çıplak ayakla 24 günde kat eden 61 yaşındaki Gandhi, 6 Nisan 1930 sabahı İngiliz polislerinin şaşkın bakışları arasında denize yürüdü ve çamura karışmış bir topak tuzu avuçlarına alarak tatlı suda yıkayarak ufaladı. Böylece bir Hindu’nun tuz çıkaramayacağına dair Tuz Yasası’nı ihlal etti. Ardından Gandhi’nin çağrısına uyan binlerce köylü deniz kıyılarına akın ederek tuz çıkarmaya başladılar. Gandhi ve 60 bin eylemci hapse atıldı ancak yasa da işlemez hale getirildi.
Montgomery Otobüs Yasası Boykotu
Bu boykotun parçası olarak ABD’nin Alabama Eyaleti’nde otobüslere zencilerle beyazların ayrı kapılardan girmesi ve ayrı yerlere oturmasını zorunlu kılan ‘Jim Crow’ yasasının sonunu getiren, eylemi ile tarihe geçen ise Rosa Parks’tı.
Tarihin Boykotları, Boykotun Tarihi
Cezaevlerindeki baskı ve işkenceyi protesto etmek için ilk olarak 1981-1982 yıllarında Diyarbakır ve İstanbul ve Ankara hapishanelerinde başlatılan 1984, 1991, 1996 ve 2000'de uzun erimli olarak uygulanan "açlık grevleri" ve "ölüm oruçları"...
1989'da toplu sözleşme görüşmelerindeki tıkanma üzerine, kamuda çalışanların başlattığı ve özel sektördeki çalışanların da katılmasıyla dalga dalga tüm ülkeye yayılan Bahar Eylemleri...
Devlet-Polis-Mafya üçgenini ortaya çıkaran Susurluk Kazası/Skandalı'ndan sonra 1 Şubat 1997'de Avukat Ergin Cinmen ve Sürekli Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi öncülüğünde başlatılan “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi”...
Yine 1997’de İstanbul Üniversitesi’nde oturma eylemi ile başlayan, 1998'de insan zincirleriyle süren “başörtüsü” eylemleri...
2001 yılında Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Sırtköylü kadınların kocalarını köye su getirmeye mecbur bırakmak için "yatağı yasaklama" eylemi...
2009’da Kürt coğrafyasında uygulanan "sivil cuma namazları"...
28 Mayıs-18 Haziran 2013 tarihleri arasındaki Gezi Direnişi, Gezi Parkı'ndaki "Gezi Komünü" ve Erdem Gündüz’ün 18 gün sürdürdüğü ‘Duran Adam’ eylemi...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğündeki 15 Haziran 2017’de Ankara Güvenpark’tan başlayıp 9 Temmuz 2017 tarihinde İstanbul Maltepe Miting Alanı’nda son bulan, “Adalet Yürüyüşü” bunlardan bir kaçıdır...
Boykot
Nasıl isimlendirildiğinden bağımsız, pasif bir eylem biçimi olan boykota da zaman zaman başvurulduğu bilinmektedir. İnsanlığın toplu yaşama geçişiyle birlikte, İlişki kesme, tecrit etme gibi eylemler ile tanıştığını söylemek mümkün. Boykot kimi zaman bireysel, kimi zaman kolektif biçimlerde başvurulan bir yöntemdir. Bir arkadaşınızla küsmek bireysel bir boykot biçimidir. Grev gibi eylemler ise işçilerin haklarını alması için gerçekleştirdiği kolektif üretim boykotudur. Boykot, çeşitliliği bakımından geniş bir yelpazeye karşılık gelmektedir. Ürün ya da ürün çeşitlerini boykot etmek gibi. Dolayısıyla herkesin hayatında bir ya da birçok boykot hikayesi vardır.
Benim kolektif boykotla ilk tanışmam çocukluk yılarıma denk gelmekte. 70’li yılarda Ülker işçilerinin verdiği hak mücadelesine destek olmak için Ülker ürünlerinin boykotuna katılmıştım. Boykot öyle bir etkili olmuştu ki mahalle bakkalının raflarda çürüyen Ülker ürünlerini dökmek durumunda kaldığını hatırlarım. Daha sonraysa öğrenciyken ders boykotları, fahiş derecede artan yemek fiyatları nedeniyle kantin ve yemekhane boykotları ile devam ettim.
Bazen de gerçekleştirdiği insan hakları ihlalleri ya da soykırımlar nedeniyle ülkelerin ürünleri boykot edilir. Boykot eylemini farklı siyasi görüşler, farklı amaçlar için kullanırlar. Örneğin Alevi toplumu, toplum değerlerine aykırı davranan kimseyi düşkün ilan ederek onu boykot etmiş olur. Dilimizde boykot eylemine yakın düşen farklı kavramlar da vardır. Türkçe’ ye başka dillerden giren kelimelerin birkaçı şöyledir: Abluka, ambargo, muhasara, tecrit vb. Peki bir haksızlığa ya da haksız uygulamaya uğrayan toplulukların itiraz etme biçimlerinden olan boykot kavramı literatürümüze ne zaman ve nasıl girdi?
Boykotun Tarihi
Boykot bir amaca ulaşmak amacıyla her türlü ilişkiyi kesme eylemidir. İlişki kesme eyleminin kesin bir tarihi bilinmemekle birlikte, “boycott” (boykot) şeklinde dolaşıma girmesi 19. yüzyılda gerçekleşir. Yüzbaşı Charles Cunningham Boycott (1832-97), ordudan emekli olduktan sonra İrlanda’daki bir kontluğun mülk ve arazilerinin sorumluluğunu üstlenir. Bölgedeki kontların kendilerinden istediği fahiş kiralardan bunalan halk ise artık isyan etme noktasına gelmiştir. Talepleri, kira fiyatlarının indirilmesi yönündedir. Boycott da kiraların fiyatlarını indirmeyi reddedip kiracıları çıkarmaya çalışınca kısa sürede beklenmedik bir tepki görür.
Kiracılara adı henüz konulmamış olsa da boykot tavsiyesini veren Arazi Birliği Başkanı Charles Parnell’dı. Parnell, çiftçilere şöyle der: "Eğer bir adam sizi arazilerinizden çıkmaya zorluyorsa ondan sakınmalısınız ve onu nerede görürseniz, yolda, caddede, çarşıda-pazarda, tek başına bırakın ve görmezden gelin". Bu tavsiyenin boyutu zamanla büyür. İşçiler işi bırakır, esnaf Boycott’a ve ailesine bir şey satmaz, postaları iletilmez, dükkanlara ölüm tehdidi anlamına gelecek şekilde Boycott’ın resimleri asılır.
Kiracılar lehine oldukça başarılı olan bu organize baskı iki ay içinde İngiliz gazetelerinde yer alır. 1880' de gazeteci James Redpath, bu durumu adlandırmak için önce Charles Boycott’ın dışlanmasından hareketle ''dışlamacılık (ostracism)'' kelimesini düşünür ama bunu beğenmez. Sonunda olaya “boykota uğrayanın” soyadını verir: Boycott. Kelime bu haliyle kısa bir süre sonra da Fransızca, Almanca ve Rusça gibi dillere geçer.
Marx emek sürecinden söz ederken durağan değil, hareket halindeki bir durumu ifade eder. Her canlı organizma gibi kapitalizm hareket halinde yaşar, üretim ya da tüketim süreciyle ilişki kesmenin kapitalizmin hareket zincirini kopardığı için- sonuç alıcı bir eylem biçimi olduğunun altını çizmekte fayda var. Son boykot eylemini bir de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Hülasa, kolektif boykotlar her ne kadar pasif eylem biçimleri olsalar da doğru zaman ve gereken süreklilikte devreye sokulduklarında sonuç alıcı, meşruluğunu haklılığından alan devrimci eylemlerdir. Öyleyse bir, iki, üç daha fazla boykot….
Yorumlar (0)