Sana Düşman Bana Düşman Doğaya Düşman
Hatay’ın Defne ilçesi, Harbiye Mahallesi’nde yüzyıllardır akan Dakuk Şelalesi, bir zamanlar bölgenin saklı doğa harikasıydı. Mitolojik geçmişiyle, serin sularıyla, yemyeşil çevresiyle hem yerel halkın hem de doğaseverlerin uğrak yeriydi. Bugün ise o şelale, taş ocaklarının dinamitli patlatmalarıyla, kontrolsüz kazılarla ve sermayenin açgözlülüğüyle parçalanıyor, tahrip ediliyor, yok ediliyor.
Bölgede faaliyet gösteren taş ocakları, özellikle 2024’ten bu yana şelalenin yatağına ve çevresine büyük zarar verdi. Dinamit patlamaları kaya parçalarını şelaleye savurdu, yatağı bozdu, suyun akışını değiştirdi. Yağmur yağdığında artık berrak su değil, çamur akıyor. Eski görkemi kalmadı; dolgular, molozlar, bozulmuş kayalar… Doğa katliamı gözler önünde yaşanıyor. Valilik bazı faaliyetleri geçici durdurduğunu açıkladı, suç duyuruları yapıldı, dernekler ve oda başkanları hukuki süreç başlattı. Ama yıllar geçti, şelale hâlâ yaralı. Taş ocakları sahaları orada duruyor, tehdit sürüyor.
Hep Aynı Nakarat
Bu sadece bir şelalenin hikâyesi değil. Bu, sermayenin doğaya, halka ve yaşama açtığı savaşın bir parçası. Holdingler, şirketler, “kalkınma” ve “istihdam” adı altında her yeri talan ediyor. ÇED “gerekli değildir” kararlarıyla, deprem sonrası “acil ihtiyaç” bahaneleriyle, denetimsiz ruhsatlarla ormanlar, dereler, şelaleler, tarım arazileri yok ediliyor. Ülkede tahrip etmedikleri yer kalmadı. Karadeniz’de HES’ler, Ege’de madenler, Akdeniz’de taş ocakları, Doğu’da madenler Anadolu’nun her köşesinde aynı manzara: doğa ölüyor, halk susuyor ya da susturuluyor.
Holdinglere, sermayeye verecek yaşam alanımız yok! Bu cümle boş bir slogan değil. Defne’de, Harbiye’de, Dakuk’un sularında somutlaşıyor. İnsanlar burayı piknik yeri, çocukların oynadığı, yaşlıların soluklandığı bir alan olarak biliyordu. Şimdi o alan, kâr hırsının molozu altında. Su kirleniyor, toprak bozuluyor, ekosistem parçalanıyor. Sadece şelale değil; çevresindeki canlılar, bitki örtüsü, yeraltı suları da tehdit altında.
Sana düşman, bana düşman, doğaya düşman bir sermaye düzeni bu. Kârı her şeyin üstünde tutan, insanı ve doğayı “kaynak” olarak gören bir sistem. Depremle yerle bir olan Hatay’da bile aynı mantık işliyor: yıkıntıların üzerine yeni rant alanları, yeni ocaklar, yeni talan. Halkın barınma, temiz su, sağlıklı çevre hakkı, şirketlerin kâr hırsının gerisinde kalıyor. Bu düzen yıkılmadıkça halkların ve parçası oldukları doğanın yaşaması mümkün görünmüyor. Çünkü bu sistem, yaşamı değil, kârı çoğaltmak üzerine kurulu. Doğa direndiğinde, halk ses çıkardığında ise ya bastırılıyor ya da “gelişme” maskesiyle meşrulaştırılıyor.
Dakuk Şelalesi’nin tahribatı, bir uyarı. Sessiz kalırsak, sıradaki hangi şelale, hangi orman, hangi köy olacak? Defne’nin suları, Hatay’ın toprakları, Anadolu’nun her karış toprağı, holdinglerin sınırsız iştahına teslim edilemez. Yaşam alanlarımız, gelecek nesillerin hakkı, doğanın kendisi pazarlık konusu olamaz.
Direniş, sadece protesto değil; yaşama sahip çıkmaktır. Şelalenin sularının yeniden berrak akması, çevresinin korunması, taş ocaklarının kapatılması, denetimsiz faaliyetlerin son bulması için ses yükseltmek zorundayız. Çünkü doğa sessiz öldüğünde, bizim de sesimiz kesilir. Sermaye düzeni yıkılmadıkça, ne Dakuk kalır, ne Defne, ne de yaşanabilir bir ülke.
Holdinglere, sermayeye verecek yaşam alanımız yok. Bu topraklar bizim, bu sular bizim, bu doğa bizim. Ve biz, onları teslim etmeyeceğiz.
Yorumlar (0)