Umut sandığımızın aksine bizi diri tutan değil atıllaştıran bir olguya dönüştü. Çünkü umut etmek demek değişim için kişinin iradesinin ve gücünün ötesinde bir noktadan medet ummak demek. Oysa halk kendi gücünü fark ederse umut etmekle zaman harcamak yerine harekete geçer. Bugünlerde Türkiye’de yaşanan geniş eylemler birçok açıdan oldukça anlamlı. Peki neden? Çünkü halk sokağa çıkarken iktidarın ve hatta iktidar tarafından hedef tahtasına oturtulan muhalefet partisinin beklediğinin çok daha geniş bir bakış açısıyla, geçmişinin hesabını sormak ve geleceğini kurmak için haklarını yeniden eline almak için kuşandı. Üniversitelerde yaygınlaşan eylemler ve gençlerin aldığı tutum tüm ülkeye neyin nasıl ve neden yapılması gerektiğini öğretti. Taviz vererek, müttefik edinmek adına ilkelerinden vazgeçerek, siyaseti salonlara hapsederek politika yapmaya çalışan CHP’ye, kendi ana çıkarları doğrultusunda koskoca bir ulus hareketinin manifestosunu boşa çıkartacak adımlar atan DEM’e, sopa sallayarak oturduğu yerden insanları korkuyla terbiye etmeye çalışan MHP’ye, aslında sahip bile olmadığı ama varmış gibi davrandığı sözde güç ile sarhoş olmuş AKP’ye uzun zamandır verilmesi gereken cevabı mümkün olan tek yöntem ile yaşam alanlarının hakkını yeniden ellerine alarak cevap veren halk herkese olanın ilamını göstermiş oldu.
Eğer umudumuzu kaybedersek savaşacak gücü ve cüreti kendimizde buluruz!
Halkın kimseden medet ummaya ihtiyacı yok, yıllardır oturduğunuz ve rehavetinizle sıcak tuttuğunuz koltuklarınız geçmişini çaldığınız, bugününü yok ettiğiniz, geleceğini hayal etmesini engellediğiniz milyonlar tarafından her an sarsılabilir. Hatta öyle bir sarsılır ki kendinizi kapalı odalar ardında, adına kararlar aldığını halk tarafından karar vermeye zorlanırken bulabilirsiniz.
İki gündür tanıklık ettiğimiz, parçası olduğumuz eylemler aslında iki şey söylüyor:
1-Doğrudan mevcut iktidarı karşına alarak artık yeter diyor.
2- Muhtemel gelecek iktidarı karşısına alarak bu sefer işler başka, benim için bana sormadan karar vermeyeceksin. Benimle birlikte karar alacaksın ve o kararlara uyacaksın diyor.
Bu anlamda hem bugünün hükümeti ile kavga ediyor hem de geleceğin hükümetini önceden kendi istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda yontarak şekillendiriyor.
Bütün bu süreç neye evrilir diye bir tahminde bulunmak mümkün değil belki ama kesin olan bir şey var ki; İmamoğlu gözaltına alındığında ilk işi sandıkları göstermek olan Özel’e aradan 24 saat geçmeden eline mikrofonu aldırıp ibreyi sokaklara çevirtmeyi başaran halk artık uyandı. Belki de oldukça uzun süren anestezinin etkisinden kurtuldu, zihnine biriken pusları dağıttı ve geleceği kurma iradesini yeniden eline aldı.
Bütün bu yaşananlardan sonra CHP’nin ya da başka bir siyasi partinin kendine güç devşirmesine alan açmak bir yana dursun kendilerine çeki düzen vermeleri gerektiğini hiç olmadığı kadar net ifade etmiş oldu. Eğer eylemlerin ardından İmamoğlu serbest bırakılırsa, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olabilirse, CHP’nin güvenli binaların muntazam kürsülerinde eline mikrofonu alıp nasıl da kazandık diye ahkam kesmesinin önüne geçilmiş oldu. Çünkü çok net ortadaki eğer bir kazanım olursa bu halkın ve sadece halkın kazanımı olmuş olacak. Sokaklara dökülen işçilerin, kampüslerinden taşan öğrencilerin, hayatta kalmak için her gün zaten direnen ama bugün o direnişi alıp arkalarını kollayarak yürümek zorunda bırakıldıkları sokakları ateşe veren kadınların kazanımı olacak. CHP için değil kendisi için mücadele ettiğini daha ilk andan ortaya koyan ve partilerin güttüğü değil partileri güden olduğunu daha hatırlatan halk her şeyden önemlisi bir kez daha kendi özgücünün tadına bakmış oldu.
Dolayısıyla artık iktidar cephesine de çok bir seçenek kalmamış oluyor. Sosyal medyada Erdoğan’ın o çok korktuğu Gezi direnişini kendi eliyle başlattığı söylemi oldukça popüler. Ancak bence Erdoğan’a kötü haberi hızlıca ulaştırmamız gerekiyor.
O çok korktuğu Gezi’yi kendi eliyle yaratmadı, sadece kendisinin değil dünyadaki bütün siyasi liderlerin en çok korktuğu yegâne gerçeğin masanın ortasına getirilmesini sağlamış oldu: Örgütlü halkın gücü her şeye muktedirdir ve halk pazarlık yapmaz, halk boğazına kravatı takıp ayakkabılarını cilalayıp havalı salonlarda münazara etmez. Halk sokağa çıkar, kendi olan ama bir süreliğine emanet ettiği yönetme gücünü eline alır ve koşulsuzca taleplerini yerine getirtir. Halk siyasi partiler gibi uzun süreli ajandalarla hareket etmez, statüsel planlamalar yapmaz. Oradan da oy toplayayım, buradan da müttefik edineyim, uluslararası arenada boy göstereyim, dünya lideri olayım gibi sahte hedefleri ve sorunları olmadığı için doğrudan ve hızlı hareket eder. Derdi hakkı olanı almak olduğu için kaybedecek bir şeyi olmadan mücadele eder. Üretilen sahte gündemlerle bir süre oyalanabilir, bu bahsi geçen bir süre dışarıdan müdahalelerle uzatılabilir ancak gün geldiğinde halk gözünü açar ve siz kaçacak delik aramayı dahi akıl edemeden bütün delikleri yok eder.
Yorumlar (1)
derya deniz
9 gün önce / 24.03.2025Önce kızdım umut etmeyi küçümsemenize. Sonra anladım ki, umutları başkalarından beklemeyi kast ediyorsunuz ve evet bunu kendimizi ve dolayısıyla çevremizi değiştirmekten için umut etmekten daha çok yapıyoruz. Aama en çok çekinmeden tüm siyasi öznelerin hem nalına ve hem de mıhına vurduğunuz için sevdim yazınızı.
Beğendim 3 | Beğenmedim 0 | Cevapla