Silah Sermayesi için En Karlı Yol Savaş
İran ile ABD arasındaki uzun soluklu gerilim, yıllarca İran’ın nükleer programına odaklanmıştı. Batı medyası, diplomatik görüşmeler ve yaptırımlar bu eksende dönüp duruyordu. Ancak son dönemde odak noktası kaydı. Artık mesele sadece uranyum zenginleştirme değil; dünya petrolünün beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı. Bu dar su yolu, İran’ın coğrafi konumu sayesinde stratejik bir üstünlük aracı haline geldi. İran, boğazı fiilen kontrol edebilecek askeri kapasiteye ve siyasi iradeye sahip olduğunu gösterdi. Füze bataryaları, mayın döşeme kabiliyeti, sürat tekneleri ve kıyı savunma sistemleriyle boğazı kapatmak ya da trafiği ciddi şekilde aksatmak İran’ın elinde güçlü bir koz.
Bizi Sıkıştırırsanız Siz de Boğulursunuz
Bu kontrol, yeni bir jeopolitik gerçeklik yarattı. Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol akışı kesilirse, küresel enerji fiyatları fırlayacak, Avrupa ve Asya ekonomileri sarsılacak. İran, bu kartı ustaca kullanarak “bizi sıkıştırırsanız siz de boğulursunuz” mesajı veriyor. Nükleer tartışması hâlâ masada olsa da, asıl oyun artık enerji yollarının hâkimiyeti üzerine kurulu. Klasik sömürgecilik mantığı burada modern bir kılıfa bürünüyor: Artık toprak işgali yerine kritik geçiş noktalarının ve kaynak akışlarının kontrolü hedefleniyor.
Uluslararası Hukuk Retoriği
Yeni sömürgecilik, dünyayı yeniden dizayn ediyor. Ulusal sınırlar, egemenlik kavramları ve uluslararası kurallar, küresel sermayenin ihtiyaçlarına göre esnetiliyor ya da hiçe sayılıyor. Dünya, kuralların kırıntılarını un ufak ederek yutmaya çalışıyor. Bir yandan “uluslararası hukuk” ve “düzen” retoriği yapılırken, diğer yandan büyük güçler ve onların arkasındaki sermaye grupları, kendi çıkarları doğrultusunda her türlü kuralı çiğnemekten çekinmiyor. Bu düzende çevre ve yarı çevre ülkeler ya boyun eğiyor ya da direnmenin bedelini ağır ödüyor.
Küresel Sermayenin Karlı üretimi Silah
Küresel sermayenin silahlanmaya yaptığı devasa yatırımlar, bu sistemin en çarpıcı unsurlarından biri. Savunma sanayii, bugün birçok ülkede en kârlı sektörlerin başında geliyor. Siyasi elitler ise bu yatırımlardan aslan payını alıyor; lobi faaliyetleri, danışmanlık sözleşmeleri, emeklilik fonları ve doğrudan şirket bağlantılarıyla savaş ekonomisiyle iç içe geçmiş durumdalar. Barışçıl yollarla sorun çözmek, bu yapı için imkânsız hale geliyor. Çünkü diplomasi, uzlaşma ve müzakere, kârlılık açısından savaş kadar cazip değil. Savaş, stokların tükenmesini, yeni siparişleri, teknolojik yenilenmeyi ve muazzam kâr marjlarını beraberinde getiriyor. Diplomasi ise ancak kısa vadeli pazarlıklara yarıyor.
Sermaye Savaştan ve Yıkımdan Besleniyor
Küresel sermaye ve onun temsilcisi siyasi elit için her koşulda savaş, diplomasiden daha karlıdır. Bu, ideolojik bir tercih olmakla birlikte aynı zamanda , sistematik bir mantıktır. Silah üreticileri, enerji şirketleri, bankalar ve danışmanlık firmaları, çatışma bölgelerinde büyür. Yıkım, yeniden inşa sözleşmelerini doğurur. Milyonlarca insanın yerinden edilmesi, yeni pazarlar ve ucuz işgücü yaratır. Bu döngü, kendini sürekli yeniden üretir. Barış dönemleri ise bu sermaye için “durağanlık” olarak görülür; oysa savaş, dinamizm ve yüksek getiri demektir.
Ne yazık ki halklar, bu yok ediliş karşısında çoğunlukla sessiz kalıyor. Sesiz kaldıkça da sırasını bekleyen kurbanlıklar haline geliyorlar. Orta Doğu’da, Ukrayna’da, Afrika’da , Güney Amerika’da,ya da başka coğrafyalarda yaşanan acılar, bir süre sonra “başka insanların sorunu” olarak algılanıyor. Medya bombardımanı, dikkat dağıtan gündemler ve ekonomik kaygılar, kolektif öfkeyi ve dayanışmayı törpülüyor. Oysa tarih gösteriyor ki, suskunluk davetiye çıkarıyor. Bugün İran-ABD ,gerilimi Hürmüz üzerinden tırmanıyorsa, yarın başka bir boğaz, başka bir kaynak veya başka bir ülke aynı tehditle karşı karşıya kalabilir.
Silah Sermayesi ile Siyasi Elitin Çıkar Ortaklığı
Küresel sermayenin savaş odaklı mantığını ifşa etmek, halkların sesini yükseltmek ve barışçıl, adil çözümler için baskı oluşturmak gerekiyor. Hürmüz Boğazı sadece bir su yolu değil; aynı zamanda küresel sistemin kırılganlığını ve adaletsizliğini simgeliyor. İran’ın buradaki konumu, güç dengelerini zorluyor ama asıl mesele, bu oyunun arkasındaki yapısal nedenler: Silah tüccarlarının kâr hırsı, siyasi elitlerin çıkar ortaklığı ve halkların maruz bırakıldığı sessizlik tuzağı.
Uluslararası toplum, eğer gerçekten barış istiyorsa, kuralların kırıntılarıyla yetinmek yerine gerçek bir hukuki düzen inşa etmeli. Silahlanmayı sonlandırmak için, silahlanma yarışını dizginlemeli, diplomasiyi hukuki kural haline getirmeli ve halkların sesini karar mekanizmalarına dahil etmeli. Aksi takdirde, Hürmüz bugün, yarın başka bir coğrafya olur ve bu şiddet sarmalı hiç bitmez. Halklar sustukça, kurbanlık sırası kendilerine gelir. Direnmek ve konuşmak ise, bu karanlık döngüyü kırmanın ilk adımıdır.
Yorumlar (0)