Kapitalizmin Hegemonik Dili ve Sorunların Mağdur Adıyla Anılması

"Hegemonik dil, Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramından hareketle, egemen sınıfın ideolojik üstünlüğünü sürdürmek için kullandığı dilsel pratikleri ifade eder. Kapitalizm, bu dili, toplumsal eşitsizlikleri ve sömürü mekanizmalarını gizlemek ya da meşrulaştırmak için stratejik bir şekilde kullanır. Sorunların “Kadın Sorunu” ya da “Kürt Sorunu” gibi ifadelerle anılması, bu dilin bir yansımasıdır. Bu ifadeler, sorunun kaynağını sistemsel eşitsizliklerden ziyade mağdur gruplara yükler ve böylece kapitalist düzenin sorumluluğunu örtbas eder."

  Kapitalizmin Hegemonik Dili ve Sorunların Mağdur Adıyla Anılması

         Kapitalizmin Hegemonik Dili ve Sorunların Mağdur Adıyla Anılması

Kapitalizm, modern dünyanın ekonomik ve toplumsal düzenini şekillendiren baskın sistem olarak, yalnızca üretim ve tüketim ilişkilerini değil, aynı zamanda dilin ve düşüncenin üretimini de derinden etkiler. Hegemonik dil, kapitalizmin ideolojik aygıtlarının bir ürünü olarak, toplumsal sorunları tanımlama ve çerçeveleme biçiminde belirleyici bir rol oynar. Bu bağlamda, “Kadın Sorunu” ya da “Kürt Sorunu” gibi ifadeler, kapitalist sistemin sorunları mağdurun adıyla anma eğilimini yansıtır.  Kapitalizmin hegemonik dilinin, toplumsal sorunları nasıl mağdur grupların adıyla etiketlediğini, bu tercihin bilinçli olduğunu ve bunun yarattığı sorunları irdelemeye çalışacağız.

               Hegemonik Dilin Doğası ve Kapitalizmle İlişkisi

Hegemonik dil, Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramından hareketle, egemen sınıfın ideolojik üstünlüğünü sürdürmek için kullandığı dilsel pratikleri ifade eder. Kapitalizm, bu dili, toplumsal eşitsizlikleri ve sömürü mekanizmalarını gizlemek ya da meşrulaştırmak için stratejik bir şekilde kullanır. Sorunların “Kadın Sorunu” ya da “Kürt Sorunu” gibi ifadelerle anılması, bu dilin bir yansımasıdır. Bu ifadeler, sorunun kaynağını sistemsel eşitsizliklerden ziyade mağdur gruplara yükler ve böylece kapitalist düzenin sorumluluğunu örtbas eder.

Örneğin, “Kadın Sorunu” ifadesi, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle karşı karşıya olduğu gerçeğini kabul etse de, bu eşitsizliğin kökenini patriyarkal kapitalizmin ekonomik ve toplumsal yapılarında değil, sanki kadınların kendi varoluşlarında aranması gerektiğini ima eder. Benzer şekilde, “Kürt Sorunu” ifadesi, Kürt halkının tarihsel ve sistematik olarak karşılaştığı ayrımcılığı ve baskıyı, Kürtlerin kimliğiyle ilişkilendirerek, sorunun kaynağını devletin asimilasyonist politikaları ve kapitalist sömürü düzeninden uzaklaştırır.

     Mağdur Adıyla Anmak Bilinçli Tercih

Kapitalizmin hegemonik dili, sorunları mağdur grupların adıyla anmayı bilinçli olarak tercih eder, çünkü bu strateji birkaç önemli işlevi yerine getirir:

  1. Sorumluluğun Kaydırılması: Sorunları mağdurun adıyla etiketlemek, sistemin kendisini sorgulanmaktan korur. Örneğin, “Kadın Sorunu” ifadesi, kadınların yaşadığı eşitsizliklerin kapitalist iş bölümünden, emek sömürüsünden ya da patriyarkal ideolojiden kaynaklandığını gizler. Bunun yerine, sorun sanki kadınların kendi biyolojik ya da toplumsal özelliklerinden kaynaklanıyormuş gibi sunulur.
  2. Bireyselleştirme ve Parçalama: Hegemonik dil, toplumsal sorunları bireyselleştirir ve farklı grupların mücadelelerini birbirinden ayırır. “Kürt Sorunu” ifadesi, Kürt halkının yaşadığı baskıyı, sınıf mücadelesinden ya da diğer ezilen grupların mücadelelerinden bağımsız bir mesele olarak çerçeveler. Bu, dayanışma potansiyelini zayıflatır ve ortak bir karşı-hegemonya inşasını zorlaştırır.
  3. Normalleştirme ve Doğallaştırma: Sorunların mağdur adıyla anılması, bu sorunların varlığını doğal bir durum olarak sunar. Örneğin, “Kadın Sorunu” ifadesi, kadınların ezilmişliğini tarihsel ve geçici bir durum olarak değil, sanki kalıcı ve kaçınılmaz bir gerçeklikmiş gibi normalleştirir. Bu, sistemsel değişim taleplerini bastırır ve mevcut düzeni pekiştirir.

Yarattığı Sorunlar

       Bu dilsel stratejinin toplumsal ve politik sonuçları derindir:

  Sorunların mağdur adıyla anılması, mağdur grupların kendilerini suçlu hissetmesine yol açabilir. Kadınlar, “Kadın Sorunu” ifadesiyle, kendi ezilmişliklerinin sorumlusuymuş gibi algılanabilir. Aynı şekilde, “Kürt Sorunu” ifadesi, Kürt halkının kimliğinin sorunlu olduğunu ima ederek, asimilasyonist baskıyı meşrulaştırabilir.

   Hegemonik dil, kapitalist sistemin eşitsizlikleri üretmedeki rolünü görünmez kılar. Örneğin, kadınların iş gücündeki düşük ücretleri ya da Kürt halkının ekonomik dışlanmışlığı, kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak değil, bireysel ya da kültürel “sorunlar” olarak sunulur.

 Mağdur adıyla anma, farklı ezilen grupların ortak bir mücadele zemininde birleşmesini zorlaştırır. Kadınların, Kürtlerin, işçilerin ya da diğer marjinalize grupların mücadeleleri, sistemin ortak düşman olduğu gerçeği yerine, ayrı ayrı “sorunlar” olarak ele alınır.

Alternatif Bir Dil ve Mücadele Önerisi

Kapitalizmin hegemonik diline karşı çıkmak, alternatif bir dil ve düşünce biçimi geliştirmeyi gerektirir. Sorunları mağdur adıyla anmak yerine, sistemsel köklerine işaret eden ifadeler kullanılabilir. Örneğin, “Kadın Sorunu” yerine “patriyarkal kapitalizmin kadınlara yönelik sömürüsü” ya da “Kürt Sorunu” yerine “devletin asimilasyonist politikaları ve kapitalist dışlama” gibi ifadeler, sorunun kaynağını daha net bir şekilde ortaya koyar.

Ayrıca, ezilen grupların mücadelelerini birleştiren bir karşı-hegemonik dil inşa edilmelidir. Kadınların, Kürtlerin, Aleviler, işçilerin ve diğer grupların karşılaştığı sorunlar, kapitalist sistemin farklı yüzleri olarak ele alınmalı ve ortak bir mücadele platformu oluşturulmalıdır. Bu, hem dilde hem de pratikte dayanışmayı güçlendirecektir.

Sonuç

 Kapitalizmin hegemonik dili, sorunları mağdur grupların adıyla anmayı bilinçli olarak tercih ederek, sistemsel eşitsizlikleri gizler ve mevcut düzeni meşrulaştırır. “Kadın Sorunu” ya da “Kürt Sorunu” gibi ifadeler, sorunun kaynağını mağdurlara yükleyerek, kapitalist sistemin sorumluluğunu örtbas eder. Bu dil, toplumsal mücadeleleri parçalar, mağdurları suçlar ve eşitsizlikleri normalleştirir. Buna karşı, sistemin yapısal doğasını açığa vuran ve dayanışmayı güçlendiren bir alternatif dil geliştirilmelidir. Ancak bu şekilde, kapitalizmin hegemonik diline karşı etkili bir mücadele yürütülebilir ve daha adil bir toplumsal düzen için adım atılabilir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış