Şeytan Ekonomisi

Aslında mesele çok basit: İnsanımız şeytanı ciddiye alıyor. Hem de çok ciddiye alıyor. Taşlarken “Defol lan!” diyor, para atarken “Al şunları, bi’ işler hallet” diyor. Yani şeytanla hem kavga ediyor hem de rüşvet veriyor. Bu tutum ekonomiye de birebir yansıyor. Merkez Bankası faiz artırınca “Faiz sebep, enflasyon netice” deyip taş atıyoruz. Dolar yükselince “Dış güçler” diye para atıyoruz. Enflasyon canımızı yakınca “Allah’tan hayırlısı” deyip dilek kuyusuna bakıyoruz. Neticede şeytan taşlanmış oluyor ama cebimizdeki para da şeytanın ayak izine karışmış oluyor.

Şeytan  Ekonomisi

 

 Taş mı, Para mı?

Efendim, bir düşünün: Kabe’de, Mina’da, o meşhur şeytan taşlama ritüelinde ter döken, “şeytan defolsun” diye bağıran, taşları olanca gücüyle fırlatan kitle… Aynı kitle, Ayvalık’ta şeytan sofrası olarak anılan bir tepede , “şeytanın ayak izi” diye etiketlenmiş ıslak bir çukura bozuk paraları, hatta kağıt paraları boca ederken görülüyor. Ve sonra biz kalkıp bu kitleye “enflasyon”, “faiz”, “döviz kuru”, “tasarruf” falan anlatmaya çalışıyoruz. Vallahi komik.

Yaşanan- görülen manzara tam bir Türkiye iktisat trajikomedyası. Bir tarafta hac farizasını yerine getirirken şeytanı taşa tutan aynı eller, diğer tarafta “dilek olsun” diye şeytanın ayak izine beş kuruş, on kuruş, hatta elli lira bırakıyor. Şeytan taşlanıyor ama aynı şeytanın izine para yatırılıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Aslında mesele çok basit: İnsanımız şeytanı ciddiye alıyor. Hem de çok ciddiye alıyor. Taşlarken “Defol lan!” diyor, para atarken “Al şunları, bi’ işler hallet” diyor. Yani şeytanla hem kavga ediyor hem de rüşvet veriyor. Bu tutum ekonomiye de birebir yansıyor. Merkez Bankası faiz artırınca “Faiz sebep, enflasyon netice” deyip taş atıyoruz. Dolar yükselince “Dış güçler” diye para atıyoruz. Enflasyon canımızı yakınca “Allah’tan hayırlısı” deyip dilek kuyusuna bakıyoruz. Neticede şeytan taşlanmış oluyor ama cebimizdeki para da şeytanın ayak izine karışmış oluyor.

Ayvalık’taki o çukur aslında Türkiye ekonomisinin minyatürü. İçinde bir sürü bozuk para, birkaç buruşuk banknot, hatta bir tane de çikolatalı gofret paketi var (herhalde şeytana tatlı ikram). Kimisi “ev alayım”, kimisi “araba alayım”, kimisi “borçlarım bitsin” diye atıyor. Tamamen rasyonel olmayan, duygusal, batıl inançlı bir yatırım stratejisi. Portföy yöneticisi yerine “dilek yöneticisi” devreye giriyor.

Halbuki ekonomi bambaşka bir şey. Ekonomi “şeytanın ayak izine para atınca bereket gelir” mantığıyla yürümez. Çalışmak, üretmek, tasarruf etmek, risk almak, eğitim… Bunlar var. Ama bizde popüler olan yöntem: “Bir dua, bir taş, bir de o parayı atayım, belki şeytan bi’ ayar çeker.” Sonra da “Niye zengin olamıyoruz?” diye şikayet ediyoruz.

Aslında bu kitleye ekonomiyi anlatmak yerine, yeni bir teori geliştirmeliyiz: Şeytan Taşlama Enflasyon Teorisi. Buna göre enflasyon, şeytanın taşlanmadığı dönemlerde artar. Taş atma oranı düştükçe fiyatlar yükselir. Ayvalık’taki ayak izine atılan para miktarı ise doğrudan “dilek enflasyonu” yaratır; çünkü herkes aynı anda aynı dileği dileyince arz-talep dengesi bozulur. Sonuç: herkes ev, araba, zenginlik ister ama kimse çalışmak istemez. Klasik.

Özetle, sevgili okur, o fotoğraftaki insanlar aslında çok samimi. Hem dini ritüellerini yapıyorlar hem de batıl inançlarını. İkisini birden harmanlayıp ortaya çıkan bu tuhaf sinerji, Türkiye’nin en büyük ekonomik aktörü haline gelmiş durumda. Biz hâlâ “rasyonel aktör” diye kitap okurken, millet şeytanla hem savaşıp hem iş birliği yapıyor.

Belki de en doğrusu şu: Bir dahaki sefere Ayvalık’a giden, o çukura bir tane de “Ekonomi dersi kitabı” atıversin. Belki şeytan okur, belki de okumaz. Ama en azından biz denemiş oluruz.

Çünkü belli ki taş yetmiyor, para da yetmiyor. Biraz da akıl lazım. Ama o da ayrı bir dilek konusu.

Yazar cemil baran

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir