16 Mart İstanbul Üniversitesi Katliamı

Olay, İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kampüsünde, Hukuk ve İktisat Fakültesi öğrencilerinden oluşan sol görüşlü grubun toplu halde okuldan çıkış yaptığı sırada gerçekleşti. Saat yaklaşık 13.20’de, “Kahrolsun komünistler!” diye bağıran bir saldırgan (daha sonra Zülküf İsot olarak tespit edildi) öğrencilerin arasına bir bomba attı. Patlamanın hemen ardından otomatik silahlarla yaylım ateşi açıldı. Beş öğrenci olay yerinde, iki öğrenci ise hastanede hayatını kaybetti. Ölenler arasında Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt vardı. Bu gençler farklı sol örgütlerden geliyordu: Türkiye İşçi Partisi (TİP), İlerici Gençler Derneği (İGD) ve Dev-Genç üyeleriydi. Saldırı, rastgele değil, önceden planlanmıştı. Emniyet arşivlerinde “7 Mart 1978 tarih, 1.D.2.12780” koduyla kayıtlı bir istihbarat notu, ülkücülerin 8-10 gün içinde solcu öğrencilerin üzerine dinamit atıp silahlı saldırı yapacağını bildirmişti. Bu bilgi MİT’in ülkücü öğrenciler içindeki bir ajanı tarafından verilmişti; ancak katliama engel olunmadı.

16 Mart İstanbul Üniversitesi Katliamı

   Beyazıt Kanlı Meydan 

1970’li yıllar, Türkiye’de siyasi şiddetin  Kontur Gerilla ve faşist paramiliter güçlerce  doruğa çıktığı bir dönemdi. Devlet içinde kümelenmiş asker- sivil faşist odaklar  üniversitelerde, sokaklarda devrimci/ demokrat güçlere saldırarak katliamlar düzenlemekteydiler. Bu saldırıların en kanlı örneklerinden biri, 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nde meydana geldi. “16 Mart Katliamı” veya “Beyazıt Katliamı” olarak bilinen bu olay, sol görüşlü öğrencilerin hedef alındığı planlı bir saldırıyla sonuçlandı. O gün İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde bombalı ve silahlı bir saldırı düzenlendi. 7 öğrenci hayatını kaybetti, 41 öğrenci ise yaralandı. Bu katliam, sadece bir üniversite olayı değil, Türkiye’nin derin devlet tartışmalarını ve kontrgerilla faaliyetlerini simgeleyen tarihî bir dönüm noktasıdır.16 Mart İstanbul Üniversitesi Katliamı

Olay, İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kampüsünde, Hukuk ve İktisat Fakültesi öğrencilerinden oluşan sol görüşlü grubun toplu halde okuldan çıkış yaptığı sırada gerçekleşti. Saat yaklaşık 13.20’de, “Kahrolsun komünistler!” diye bağıran bir saldırgan (daha sonra Zülküf İsot olarak tespit edildi) öğrencilerin arasına bir bomba attı. Patlamanın hemen ardından otomatik silahlarla yaylım ateşi açıldı. Beş öğrenci olay yerinde, iki öğrenci ise hastanede hayatını kaybetti. Ölenler arasında Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt vardı. Bu gençler farklı sol örgütlerden geliyordu: Türkiye İşçi Partisi (TİP), İlerici Gençler Derneği (İGD) ve Dev-Genç üyeleriydi. Saldırı, rastgele değil, önceden planlanmıştı. Emniyet arşivlerinde “7 Mart 1978 tarih, 1.D.2.12780” koduyla kayıtlı bir istihbarat notu, ülkücülerin 8-10 gün içinde solcu öğrencilerin üzerine dinamit atıp silahlı saldırı yapacağını bildirmişti. Bu bilgi MİT’in ülkücü öğrenciler içindeki bir ajanı tarafından verilmişti; ancak katliama engel olunmadı.

Saldırının failleri, Ülkü Ocakları’na bağlı ülkücü militanlardı. Dönemin Ülkü Ocakları İstanbul Şube Başkanı Orhan Çakıroğlu ve arkadaşları (Kazım Ayaydın, Mehmet Gül, Ahmet Hamdi Paksoy, Sıddık Polat gibi isimler) olayla doğrudan ilişkilendirildi. Bombayı ise Ülkü Ocakları 2. Başkanı Abdullah Çatlı’nın temin ettiği iddiaları ortaya çıktı. Polis ise olayda ihmalle suçlandı. Öğrencileri koruması gereken Merasim Birliği, onları okuldan korumasız çıkmaya zorladı. Polis şefleri Şükrü Balcı ve Süreyya San görev ihmaliyle yargılandıysa da beraat etti. Katliam sonrası yaklaşık 50 bin öğrenci üniversiteyi işgal ederek protesto gösterileri düzenledi. Olay, 1970’lerin faşist saldırıları ve “derin devlet” tartışmalarını alevlendirdi.

Dava süreci ise adaletin nasıl engellendiğini gösterdi. 1980’de başlayan yargılamada bazı sanıklar beraat etti, Sıddık Polat’a 11 yıl hapis cezası verildi ancak Askeri Yargıtay bu cezayı bozdu. 2008’de 30 yıllık zamanaşımı süresi dolunca dava tamamen düştü. Annelerden biri, oğlunun polisten emir aldığını itiraf etse de hiçbir şey değişmedi. Katliam, kontrgerilla faaliyetlerinin bir parçası olarak değerlendirildi ve bugün hâlâ “unutmadık, unutturmayacağız” sloganlarıyla anılıyor. Her yıl 16 Mart’ta Beyazıt’ta törenler düzenleniyor.

Sonuç olarak, 16 Mart Katliamı, Türkiye’nin gençlerine ve demokrasisine vurulan bir darbedir. 7 gencin hayatı, siyasi hesaplaşmalar uğruna feda edildi. Bu olay, sadece geçmişin bir sayfası değil; adalet, barış ve özgür düşünce mücadelesinin hâlâ devam ettiğini hatırlatan bir uyarıdır. Üniversiteler bilgi ve bilim yuvası olmalı, şiddet yuvası değil. 16 Mart’ı hatırlamak, Türkiye’nin geleceğini aydınlatmak için zorunludur.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir