Tüm uygarlıkların kurucu gücü, adları anılmayan somut insanların emeğidir. Marx’ın vurguladığı gibi tarih, insanların kendi maddi varoluş koşullarını emekleriyle üretme süreçlerinin tarihidir; fakat emekçiler egemenlerin tarih yazımında yer almazlar. Oysa kentler, yollar, tarım düzenleri, düşünce dünyaları ve ekonomik yapılar nihayetinde insan emeğinin nesnelleşmiş biçimleridir. Sadece bu yapıtlar mı? İnsanlar ihtiyaç nesnelerini üretirken, kendilerini de üretirler. “İnsanlığın şafağından bu yana,” der Marx ile Engels, tüm üretim süreçlerine eşlik eden bu emek etkinliğidir: İnsanın üretimi ve yeniden üretimi.
İnsan emeği hiçbir zaman yalnızca doğaya yönelmiş bireysel bir etkinlik değildir; tarih boyunca toplumsal ilişkiler içinde kurulan, başkalarıyla birlikte gerçekleşen bir süreç olarak uygarlığın maddi dokusunu var etmiştir.
Emek, insanın doğayla kurduğu en yaratıcı, en dönüştürücü ilişkidir; Marx’ın ifadesiyle insan, emek sürecinde doğa ile arasındaki maddi metabolizmayı kurup düzenlerken, kendi özünü de üretir. Ancak bu ilişki hiçbir zaman yalın ya da doğal değildir: İnsan, doğayla ilişkisini her zaman başka insanlarla kurduğu toplumsal ilişkiler aracılığıyla gerçekleştirir. Bu nedenle emek, aynı anda hem doğayla hem de toplumla kurulan bir bağdır. Sınıflı toplumlarda, özellikle kapitalist üretim ilişkileri içinde bu metabolik bağ emekçinin denetiminden çıkar; yaratıcı etkinlik, insanın kendini gerçekleştirme gücü olmaktan uzaklaşarak yabancılaşmanın maddi zeminine dönüşür.
Tarihsel olarak ücretli emekçi hâline gelme, insanın kendi yaşam etkinliğinin bir geçim aracına dönüşmesiyle başlayan tarihsel bir kopuştur; emek gücü, salt yaratıcı bir etkinlik olmaktan çıkarak mübadele için alınıp satılan bir metaya dönüşmüştür. Bununla birlikte kapitalist üretim tarzında, emek gücü metalaşırken fiilen toplumsallaşır da: Üretim artık tekil emeklerin toplamı değil; birbirine bağımlı, bütünlüklü ve kolektif bir toplumsal emek ağının ürünüdür. Marx’ın işaret ettiği toplumsallaşmış kolektif emek ile bu emeğin ürünlerine el koyan özel mülkiyet arasındaki çelişki tam da bu yarılmada ortaya çıkar. Kapitalist sistemin bu ikili doğası, bir yandan yoksullaşmayı derinleştirirken, diğer yandan emekçilerin kendi ortak güçlerini fark edebilecekleri maddi koşulları olgunlaştırır.
Bugünün dünyasında yaşananlar, bu tarihsel öykünün yeni ve en güçlü evresidir: Üretim hiç olmadığı kadar küresel, kolektif ve fiilen toplumsal hâle gelirken, küresel zenginlik aynı ölçüde dar bir sınıfın (Milyarderler Kulübü’nün) elinde yoğunlaşmaktadır. Marx ve Engels’in Kapital’de “anlatılan senin hikâyen” diyerek vurguladığı karşıtlık, tüm berraklığıyla dünyalaşmıştır: Üretim dünya ölçeğinde toplumsallaşmış, üretkenlik artmış; ancak yoksulluk küresel ölçekte yaygınlaşmıştır. Başka bir deyişle, nesnel olarak sınıf çelişkisi küresel ölçekte derinleşmiştir. Hiç kuşkusuz emekçi sınıfların “kendisi için sınıfa” dönüşmesi de bu tarihselliğin içinden şekillenmekte ve olgunlaşmaktadır.
Bu tarihsel çelişki, günümüz kapitalizminin teknolojik dönüşümleriyle daha da görünür hâle gelmiştir. Marx’ın, kapitalist üretim tarzının üretici güçleri geliştirirken kendi çelişkilerini de derinleştirdiği saptaması, otomasyonun, yapay zekânın ve platform ekonomisinin yükseldiği çağımız için özellikle açıklayıcıdır. Teknoloji insanlığın kolektif zekâsını büyütürken, kapitalistler bu gelişmeyi emek süreçlerini parçalamak, emek denetimini yoğunlaştırmak ve yedek işgücünü genişletmek için kullanmaktadır.
Dünya ölçeğinde üretici güçler görülmemiş ölçüde büyümüş; ancak bu büyüme aynı anda derin bir toplumsal krizin de maddi zeminini yaratmıştır. Kapitalizm, kendi ilerleyişi içinde hem toplumsal dokuyu hem de gezegenin yaşam koşullarını aşındıran bir uygarlık krizine dönüşmüştür.
Küresel kapitalizmin bu derinleşen çelişkileri, son yıllarda dünya genelinde yükselen otoriterleşme eğilimleriyle daha da ağırlaşmış durumdadır. Sermayenin hareket serbestîsini güvence altına almak için siyasal alan daraltılırken, emek üzerindeki ağır denetim ve kontrol görünür biçimde yoğunlaşmaktadır: Sendikasızlaştırma, grev yasakları, iş güvencesizliği, ücretlerin temel yaşam maliyetlerinin oldukça gerisine düşmesi ve geniş kitlelerin işsizliği beraberinde geleceklerinin belirsizliği artık küresel emek rejiminin en temel özellikleri hâline gelmiştir.
Türkiye’de ise bu tablo özellikle AKP ile birlikte büyük bir ivme kazanmıştır. Grevlerin “milli güvenlik” gerekçesiyle sistematik biçimde yasaklanması işçilerin, emekçilerin hakkını, eşitlik ve özgürlük mücadelesini sürdüren muhalif sendikalar üzerinde giderek artan baskılar, son zamanlarda mesleki eğitim merkezlerinde çocuk işçi ölümleriyle tekrar gündeme gelen çocuk işçilerin varlığı, milyonlarca göçmenin yoksulluk sınırı altında yaşamasına bile olanak tanımayan ücretleri, asgari ücretin ve emekli maaşlarının açlık sınırına dayanması, emekçilerin denetimsiz ve farklı rejimlerle bir tür kölelik düzenine tâbi tutulması, yaşamlarının her boyutunu tehdit eden sağlıksız ve güvensiz çalışma ortamı ve koşulları, öte yandan “ailenin kutsallığı” safsatasıyla kadınların ev içi emek yoğunluğunun giderek artması hem kapitalizmin neoliberal ekonomi politikalarının hem de AKP hükümetinin görünür yüzünden sadece bazılarıdır.
Bu yıl yirmincisi düzenlenecek Karaburun Bilim Kongresi, sizleri dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bu tarihsel eşiği- emek, emekçiler küresel/yerel sınıf mücadelelerinin bugünkü somut koşullarını- geleceğini birlikte düşünmeye ve tartışmaya çağırıyor. Hepimiz biliyoruz ki bütün bu çelişkilerin içinden yine tek bir gerçek güç görünür: Dünyayı fiilen üreten, onun maddi temelini kuran ve onu değiştirme kudretini içinde taşıyan emekçiler
Kongreye gönderilen bildirilerin daha önce başka bir yerde sunulmuş veya yayımlanmış olması başvuru açısından engel oluşturmamaktadır.
Karaburun Bilim Kongresi çok yazarlı / kolektif ürünleri ve akademi dışı katılımları özellikle desteklemektedir.
Karaburun Bilim Kongresi’ne herhangi bir biçimde katılmak ve düzenlenecek etkinlikleri izlemek için hiçbir özel koşul gerekmediği gibi kayıt / katılım parası da alınmamaktadır.
Tüm başvuruların (bildiri sunumu, oturum önerisi, çalışma grubu önerisi, panel, forum vd.) internet sayfamızda yer alan formlar kullanılarak kongrekaraburun@gmail.com adresine elektronik posta yolu ile yapılması gerekmektedir.
Kongre’de bildiri sunmak isteyenlerin çalışmalarının ana temayla ilişkisini, açık bir biçimde savını, anahtar sözcükleri ile temel atıflarını içeren ve 500 sözcükten az olmayan özetlerini ya da tam metin taslaklarını kongre takviminde belirtilen tarihe kadar kongrekaraburun@gmail.com adresine elektronik postayla göndermeleri gerekmektedir.
Bildiri özetlerini ve tam metin taslaklarını değerlendirecek hakemler daha sonra internet sitemizde ilân edilecektir. Değerlendirmelerde, özetlerin kongre temasına uygunluğu, özgün / kabul edilebilir bir savının olup olmadığı, savını yeterli bir biçimde ve tutarlı bir yöntemle ele alıp almadığı ve alanındaki tartışmalara katkısı dikkate alınacaktır.
Bildiri tam metinlerinin kongre takviminde belirtilen tarihte teslim edilmesi gerekmektedir. Tam metinler kongre internet sayfasında yayımlanacaktır.
Kongremizde çalışma grupları özellikle desteklenecektir. Katılımcıların katkılarını yalnızca kongre oturumlarında sunulacak bildiriler biçiminde değil, doğrudan belirli bir çalışma grubu içerisine katılarak ya da bizzat çalışma grubu oluşturarak yapmaları da mümkündür.
Çalışma grubu önerilerinde ayrıntılı çalışma planının, ortaya çıkacak nihai metnin niteliğinin ve genel tartışmalara katkısının ayrıntılı bir şekilde aktarılması beklenmektedir. Çalışma grubu önerileri, Kongre Düzenleme Kurulu tarafından değerlendirilecektir.
Kongre’de sunumlar kadar değerli olan sunum sonrası yapılacak tartışmalardır. Bu bağlamda sunumların istenen sürede bitirilmesi kolektif bir bilimsel faaliyet için son derece önemlidir.
Karaburun Bilim Kongresi, sunulan özet, rapor, bildiri ve konuşmaların yayın hakkını hiçbir biçimde sahiplenmez; aksine, kamuya ait olduğunu iddia eder. Kongrede sunulan bildirilerin ve çalışma grubu raporlarının kamuya açık ve telifsiz e-kitap(lar) şeklinde yayımlanabilmesi için çalışmalar yürütülecektir. Tüm katılımcıların bunu bildiği ve kabul ettiği varsayılmaktadır.
KAYNAK ve DAHA FAZLA BİLGİ için: "20. KARABURUN BİLİM KONGRESİ" resmi sayfası

Yorumlar (0)