gılgamış’ın ölümsüzlük arayışı, büyük tufanda tanrılara verdiği hizmetle ölümsüz kılınan utnapiştim’in (nuh’un) huzuruna vardığında sonlanır. utnapiştim, ölümsüz olmak istiyorsan der gılgamış’a, uyumamalısın! gelinlerin gerdek gecelerine çöken, uruk’un baş pehlivanı, enkidu’yu hile ile tuş eden, humbaba’yı enkidu sayesinde yere seren, maşu dağı’nın akrep adamlarından sıyrılıp gelen yenilmez savaşçı, kudretli kral gılgamış tabi ki uyumam der, uyumayabilirim! fakat görkemli kahramanımızın uzun ve maceralı bir yolculukla hırpalanmış vücudu, o saat, küçük ölüm de denilen derin uykuya dalar. yedi gün boyunca uyur. ölümsüz utnapiştim’in ölümsüz karısı her gün için gılgamış’ın başucuna bir ekmek bırakır ki uyandığında küflenmiş, bozulmuş, kurumuş, bayat, taze, yumuşacık ve dumanı tüten ekmekleri görebilsin. insanlığın en eski kahramanı nihayet uyanır, ekmeklerle yüzleşir. utnapiştim teselli armağanı olarak ona gençlik iksirini verir. bu iksir onu genç ve güçlü kılacaktır. hay allah! iksiri de bir yılan kapar. gılgamış, bir gün öleceği ve yaşlanmakta olduğu, gücünü, iktidarını yitirmekte olduğu hakikatiyle yüzyüzedir. gılgamış’ın ölümden korktuğuna inanmak kolaydır fakat onca badireye rağmen hakikatiyle yüzleşebileceği inandırıcı değildir. çünkü gılgamış, her zaman hakikati inkâr yoluyla y/aşar. zira krallık, diğer tüm güç ile ele geçirilen konumlar gibi, hakikatin ve de ortaklaşa bir yaşamın inkârına dayalı bir efendiliktir.
fakat, ey efendi, kalbe, böbreğe, bağırsağa, karaciğere krallığın sökmez. derin her gün yeniden dökülür örülür, biraz daha kırışır ve sen bu süreci yönetemezsin. tırnaklarının, saçlarının, kılının tüyünün uzamasını dökülmesini engelleyemezsin. kafanda iradenden bağımsız düşlerin, düşüncelerin uyanmasına karşı koyamazsın. tüm bu değişim dönüşümler özerktir ve eski bir saatin akrebi yelkovanı rakamları gibi geçen zamanı, dağılıp giden bütünlüğü (termodinamiğin ikinci yasasını) imler. bu hızla geçen zamana sen ancak palyatif çözümler üretebilirsin. oysa bak! tırnaklar uzadıkları için gurur duymaz, kendilerine methiyeler düzmez. saçlar beyazladıkları için kederlenmez, ağıtlar yakmaz. deri kendini aynı şekilde, tıpa tıp dünkü haliyle yineleyemediği için ah etmez. bu gibi fikirler ve fikirlerin ürettiği hisler tüm dünyayı kendinde zanneden senin ürkek, tedirgin kafanın içinden türer sadece. kafan biyo-kimyasal bir varlık olduğu kadar, fakat ondan da fazla, dilin eseridir. kafan, göstergeler imparatorluğu’nun bir müstemlekesidir! olay ve olgular karşısında takınacağın tutumları, duyacağın hisleri göstergeler imparatorluğu sana dil ile aktarır, nakleder; sanki sana aitlermiş gibi, seninle doğmuşlar gibi benimsetir. dildışı dünyayı yani kafanın dışındaki dünyayı sen ancak dil ile, sana ait olmayan fikirler, hislerle anlamlandırmaya, kaydetmeye çalışırsın. oysa o kadim çivi yazıları, kuma yazdığın yazının bir dalgayla siliniverişi gibi hop! silinir gider. gerçeği der goethe, göremezsin çünkü burnunun ucundadır.
dil ile şeyleri tek tek ayrıştırarak ve aralarında ilişkiler kurarak dış dünyanın bir çeşit haritasını kafanın içinde oluşturursun. kafanın içindeki dünya bilişsel bir dünyadır (theoria). dünyanın kendisi değildir. o haritaya bakarak dildışı dünyadaki şeylere ulaşır, onları işler, dönüştürürsün. onları kendine, onları görüşüne, bakış açına dönüştürürsün. kafanın içindeki göstergeler sabit, dışındaki dildışı nesnel âlem hareketlidir. bak! sana ait eserlerde de hep sabit kalmak, sonsuz olmak, ölümsüzlük arzusu gömülü. üçgenler, çemberler, nirengi noktaları, statik hesapları, pi sayıları, ustalık becerileri ile yaptığın surlar, yollar, kanalizasyonlar, tapınaklar, saraylar, kışlalar, agoralar, zigguratlar, aynı sözcükler gibi birer sabit göstergedir. göstergeler imparatorluğuna ait birer gösterge. ağaç sözcüğünün ağaçla nasıl ilgisi yoksa. yapılarının da doğada birebir bir karşılığı, bir izdüşümü yoktur. doğada mamur, hükmeden bir devlet yoktur. aristoteles’in iddia ettiği gibi devlet doğal bir varlık değildir. sen de tutumun, tavrın, söylemin, kurduğun ilişkilerle bir mikro-göstergesindir, doğal olmayan küçük bir devletsindir. bir şehrin insanları sadece aynı dili konuşmaz, benzer giyinip kuşanmaz. benzer hisler, düşünüşlerle devinir, tepki verirler de. kopya hisler, düşünüşler, ifade edişler de birer göstergedir. şehrin özgürleri ayrıcalıklıları farklı, onlara tabi olanlar onlara biat edenler farklı devinir. tüm bu göstergeler sistemi yani dil o kadar karmaşık bir işleyişe ulaşır ki özerk dış dünyanın (praktikósun, ameliyenin) yerine geçmeye, merkezileşmeye, mutlak hakikat olmaya başlar. dil, dildışı dünyanın inkârına dayalı olarak kendini pekiştirir, geliştirir, somutlaştırır. kafanın içindeki dünyada öncelik sözündür. orada “önce söz vardır” fikri bir önkabuldür. goethe faust’ta “önce eylem vardır” gerçeğine ulaşmıştır a. o da bir sözdür neticede. söze karşı kurulan söz dahi bir sözdür…
abdallık surdışını ve dildışını içkinleştiren, içrek, özerk bir ameliyedir. aptallık, giderek yaygınlaşan, dile içkin; dildışı şeylere uzaktan bakan, onları dokunmadan anlayan, göze biat eden, dolayımsız, pornografik ve kendini daima merkezi referans alarak konumlandıran bir düşünüş, hissediş, eyleyiş tarzı; bir salgındır. yazılı dünya edebiyatını şöyle film şeridi gibi gözlerimizin önünden bir akıtsak bu edebiyatın içindeki her kişinin merkez bir fikre referansla konumlandığını, ilişkiler ürettiğini görürüz. sen de bu edebi dünyanın bir kahramanısın. gılgamış kadar ölümden korkan, ölümsüz olmak isteyen fakat dildışı hakikati inkârdan kaçınamayan bir kahramansın. gılgamış gençlik iksirini yılana kaptırdıktan sonra birdenbire özgecileşir. ah der, bunu şehrimin ihtiyarlarına verecektim. inandık mı! ayrıca gecikmiş iyilik iyilik değildir. gılgamış’ın tavrına, tutumuna uygun kurulan, süren, büyüyen gelişen tüm gösterge imparatorlukları, tüm devletler iyicil söylemleriyle uyumsuzdur. gösterilenle uyuşmayan gösterenlerden oluşan göstergeler kendileriyle de uyumusuzdur. dıldışına yabancılaşan, dildışı bir varlık olan vücuduna da yabancıdır. abdallık dile, dilin örgütlediği suriçi hayata yabancılaşmadır ve bir gösterge olmaklıktan, dilden özgürleşme girişimidir. abdal gezgindir, mülkiyetsizdir, illa bir mülkiyet sözkonusu ise bu, ortak bir mülkiyettir. abdal yürüyerek, ama çok uzun yürüyerek, yorularak, bitkin düşerek, kendini handiyse helâk ederek dilden ve kendinden özgürleşir.
kapı penceresini sıkı sıkı örtüp özel mülkiyetinin ortasındaki tahtına kurularak, ayrıcalığını alttan alta duyuran bir tonlamayla iyilik, doğruluk, güzellik, ortaklaşa, beraber bir hayat vazeden her birimiz aptalız. devinmeyen, oturan, uzanan, yan gelip yatan, insanları sokağa davet eden ama bir yandan da yalnızlık güzellemeleri yapan, acılarıyla kendini merkeze koyan, kendi yarasını diğer tüm yaraların üstüne yerleştirenler ve kişisel gelişenler olarak hepimiz aptalız. dili iyi kullandığı için övülen, bu yüzden böbürlenen, kendini önemli, üstün hisseden hepimiz aptalız. insanlığı, tabiatı mahveden devletlere karşı iyi, güzel, doğru bir devlet kurmak isteyen hepimiz aptalız. doğal seçilimi yanlış anlayarak, asabiyete (bkz. ibni haldun, mukaddime) dayalı irili ufaklı güçler, örgütler, kamplar oluşturmaya çalışan hepimiz aptalız. ya köle ya efendi olarak yani demek ki hem efendi hem köle olarak her birimiz bir aptalız. abdallar ise efendisiz köleler, kölesiz efendilerdir. onlar yürüyüşten, yoldan sürekli yeniden yapılırlar; ottan, taştan, yağmurdan, kardan, güneşten, hayvanlardan. enkidu abdaldır, gılgamış aptaldır. herakleitos abdaldır, sokrates yani platon aptaldır. abdalı abdal yapan aptallar, aptallıktır. aptallar olmasa abdallar da olmazdı. her abdal biraz aptaldır. değilse abdal olamaz. enikudu’yu çağıran doğadır. gılgamış’ın ırzına geçtiği, tecavüz ettiği genç kızların dilekleriyle aruru topraktan yaratmıştır onu. enkidu yarı hayvan yarı insan bir mahluktur. üzerine insan kokusu sinince hayvanlar terketmiştir kendisini. abdallar üstlerindeki postunu taşıdıkları hayvanı taklit ederek insanla hayvan arası bir performans sergiler. abdallar performist filozoflardır. abdalın yazısı ayak izleri, kitabı tabiattır. abdal vazetmez, bir hayalî gibi, hikâyeler canlandırır, şimdide devinir. yalnızca devinenler şimdidedir. şimdide devinenler ölümsüzdür.
Yorumlar (0)