Batırlıoğlu Ali Eski: Eski Yaka Köyü'nün Filintası
İkinci Dünya Savaşı sona ermiş ve Dünya yeni bir düzene doğru hızla yol almaya başladığı yıllardır. Amerika Birleşik Devletleri diye bir süper güç, bu savaşın içinden sıfır kayıpla çıkmıştır. Ülkemiz ise aynen süper güç gibi, bu yeni paylaşım savaşından zarar almadan çıkıp kendini hızla toparlamış ve çok partili bir düzene yelken açmıştır. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidara gelmiştir. Bir zamanların Tire ve civarının voyvodası Hacı Ali Paşa'nın torunu Ali Adnan Menderes, bu partinin kurucularından ve başbakan olmuştur.
İşte tam da böyle bir zaman diliminde Yaka Köyü muhtarlığı, Ali Alptekin diye muzip bir kişiliğin elindedir. İlginçtir; köyün tamamına yakın aileleri Demokrat Partili iken, Ali Eski CHP kimliği ile bu seçimleri kazanmıştır. Yanıtını Yaka Köy eski muhtarlarından Osman Sarıhan veriyor. Ali Eski'nin o yıllarda Sındı ve Zeytincik’in tamamının oylarını aldığından dolayı seçimi kazandığını bildirdi. Zira o yıllarda Sındı Köyü ve mahalleleri Yaka Köyü içinde imiş. Sındı Köyü ve çevresinin tamamına yakın nüfus Ali Eski’ye oyunu kullanmış.

Batırlıoğlu Ali Eski Yaka Köyü Eski Muhtarlarından
Ali Eski, onlarca Yaka Köyü muhtarı içinde ilk akla gelenlerdendir. Peki, nesi ile ilk akla geliyor diye sorduğunuzda, onun muzip kişiliği ön plana çıkıyor. "Peki, icraatı?" diye soruyorsanız eğer, yanıtım asla hayır olamaz. Çünkü hemen hemen her insanın aklına kazınan, iki gözlü ve hâlâ üzerinden bir taşın dahi kopmadığı muhteşem köprü onun zamanında inşa edilmiştir. Betçe'ye arabanın girmesi ile birlikte Ali Eski, bu iki gözlü köprüyü o zamanın meşhur ustalarına yaptırmıştır. Bu köprü inşaatı onun adını silinmezler listesinin başına kazımıştır.
Yine Yaka Köy İlkokulu'nun inşası da onun zamanında tamamlandığı konusunda köyde fikir birliği mevcuttur. Köy, Muzaffer Pilavcı adlı Yaka Köy’den çıkmış ve Kızılçullu Köy Enstitüsü mezunu genç bir öğretmene teslim edilmiştir. İşte bu yönüyle bazı insanlar vardır; tarih onları ne yapsa etse o tozlu sayfalar onları yok edemez. O tür insanları yaşadığı toplumun belleğinden ne yapsanız etseniz söküp atamazsınız.
Ali Eski, Yaka Köy’de iki dönem muhtarlık yapmış. İlginç bir kişilik; kendine özgü, nüktedan, yaratıcı... Köyde oldukça içten ve muzip davranışları ile her insanın gönlünü kazanmış değerli bir insandır aynı zamanda. Ali Eski'nin aslında soyadı Alptekin'dir ama hiç kimse onu o soy ismi ile tanımaz. Köylü ona daha önceki muhtar anlamında ya da eski muhtarımız anlamında Ali Eski lakabını uygun görmüştür. Ana tarafının Batır'lı olmasından dolayı onu Kumyer'de Batırlı olarak da bilirler.
Palamutbükü'nde Çeşme Köy'ün ağası Omar İhsan Bey’in oğlu Nihat Bey'in Rodos’tan özel olarak getirtip Goca Bahçe denilen geniş bir araziye 1959 yılında diktirdiği narenciye ağaçlarından sonra kendisi de narenciye yetiştirmiş ve yaptığı bu işle çok ünlenmiştir. Narenciye bahçesi dillere destan olmuştur. Sonraları bu büyük alan, iki kızı ve bir oğlu tarafından bölüşülmüş. Bu büyük alandaki narenciye ağaçları hâlâ meyve vermeye devam ediyor. Bahçede çeşitli limon, portakal, mandalina, greyfurt ağaçları vardır. Özellikle çekirdekli ve ince kabuklu kokulu Bodrum mandalini bu toprakları çok sevmiştir. Bir de küçük boyutlu, yerli halkın İtalyan portakalı dediği çeşit, bol suyu ve ince kabuğu ile mükemmeldir. Ne yazık ki turizm olgusu bu özel meyveleri silip süpürdü.
Ali Eski’nin büyük kızı Hatice Canözü merhum Goca Mehmet ile evliydi. Goca Mehmet Betçe’de sözlü tarihin büyük ustasıydı. İki numaralı kızı ise Filiz Özdemir de rahmetli Garip Omar ile evliydi. Omar abiyi de genç yaşta kaybettik. Betçe yöresinde onu kasap olarak bilirdik, tanırdık. Oğlu Mehmet Alptekin yıllarca hayatını Kumyer’de geçirmiş.

Ali Eski Kızı 1931 Doğumlu Hatice Canözü
Yaka Köy’de Bir Şeyler Oluyor Ama Kimse Bu Olayların Sırrını Bilemiyor
1940-1950 yıllarıdır. Yaka ve batı köyleri Datça yolu henüz açılmamış ve insanlar yaya ya da eşekler ile Datça’ya iş görmeye giderler. Gece geç vakitlerde de köylerine dönmek durumundadırlar. Sabah çok erken saatlerde yola koyulursanız eğer en az altı saat süren bir yolculuktur. Öğle üzeri varılan Datça ilçesine, işler bitince de akşama yola koyulacaksınız. İnsanların çoğu da batı yakası; yani Cumalı, Çeşme, Yazı Köyü ve Belen olmak üzere toplam dört yerleşim yeri olunca mesafenin hem uzadığını dolayısıyla yolda geçen sürenin de uzadığı rahatlıkla söylenebilir. Bu arada bu yolun trafiği hayli kalabalık olduğu da görülebilir. Buralardan yürüyen yolcuların başka bir yol tercihi de yoktur. Mutlaka bu tek patikadan Zeytincik ve Yaka Köyü’ne girecekler ve yollarına devam edecekler. İlginçtir, köylerin mezarlıkları bu güzergâh üzerindedir. Şimdi gelin bu yol güzergâhı üzerinde, özellikle Sındı ve Yaka mezarlık civarlarında olan birtakım esrarengiz olayları halkımızın ağzından bir dinleyelim.
VAKIA - 1
Bir akşam geç vakte kalmış Cumalı Köy esnaflarından Hüseyin (Usin) Çavuş’un eşeği, Yaka Köy mezarlığının köşesine geldiğinde aniden karşısına çıkan bir tavuk yüzünden ürkmüş ve üzerindeki Hüseyin Çavuş’u yere atmış. Hüseyin Çavuş, akşamın zifiri karanlığında "Bu tavuk buralarda ne işi var?" diye hayıflanırken biraz da korkmuş ve ürkmüş. Üstelik bir de yavruları yumurtadan yeni çıkmış bir tavuk sürekli olarak gurkuldarmış. Bir de yavruları olan tavuğa pek yaklaşılmaz. Buralar mezarlık olunca da çeşitli hayaller üretmeye müsait. Ertesi günü Hüseyin Çavuş gibi sözü dinlenilir birisinin sözleri bütün Betçe’ye yayılır. Köylerde elektrik yok, sokaklar zifiri karanlık. Gece, karanlık, bir de mezarlık; bunun üzerine bir de tavuk, hem de yavrulu! Kahvelerde, evlerde, sokaklarda bol bol dedikodu yapmak için uygun malzeme söz konusudur. Gece yaşanılan bu olay, çeşitli ilaveler ile kulaktan kulağa aktarılır. İster istemez bir efsaneye dönüşür.
VAKIA - 2
Yine eşekli bir hikâye daha... Ali Fuat, Yazı Köy’de bakkaldır. O yıllarda gemi seferleri başlamıştır. On beş günde bir gemi Datça’ya uğramakta ve insanlar bu sayede İzmir Fuarı’na bile gitmeye alışmış, bu iş özellikle yerel tüccarların işine çok yaramıştır. "Gemiye bin, doğru İzmir. Orada on beş gün eğlen, mallarını topla ve yine gemi ile geri dön." Ancak bir iskele olmadığından gemi nereye uygun görürse yükünü oralara boşaltırmış. İnsanlar da eşekleri ile malları taşırlarmış.
Ali Fuat Yazı Köy’de bakkaldır ve eşeği ile mallarını sarmış, Betçe yoluna düşmüş. Yol başlangıcında daha akşamın karanlığı çökmüş. Hava bulutlu, her taraf zifiri karanlık... Ali Fuat patikalardan zorlanarak yol alır. Bu zorlu yolculuk Sındı mezarlığına kadar sürer. Ali Fuat, mezarlığın kenarına oturur. Oldukça yorulmuştur. Eşek de dinlensin diye ipini hafif boşlar. Ali Fuat ise yorgunluktan hafiften uykuya geçmiştir. Kendine geldiğinde eşeği yanında değildir. Sağa bakar, sola bakar; ortam karanlık. Sındı Köprüsü’ne doğru geldiğinde eşeğin karanlıkta silueti görünür. Eşek, mezarlığın tam orta yerindedir. Korku Ali Fuat’ı mezarlığa adım atmayı engeller. Karşıdan seslenir: "Gel yavrum" diye. Ali Fuat ne olduğunu anlayamamış. Eşeğine çok kıymetli eşyalar yüklemiştir. Ali Fuat, korku dolu haliyle eşeğe seslenmeye devam eder. Korkudan dili sürçer, bir türlü de mezarlığa adım atamaz. Bir zaman geçtikten sonra eşek boşlanır ve yükü ile sahibinin yanına gelir. Ali Fuat çok derin bir "oh" çeker. Gecenin puslu bulutlu karanlığında yoluna devam eder. Ali Fuat bu korkulu anlarını anlatır insanlara. Ama bu olayın faili kimdir, nedir, bir şeytan işi midir? Yine bir efsaneleşen bu olay, halkın dilinde daha da zenginleştirilip anlatılır.
VAKIA - 3
Bu kez Çeşme Köy’de tüccarlık yapan Süslü Sami lakabı ile tanınan Sami Ermiş, yine Datça’ya gelen gemiden aldığı mallarını eşeğine sarmış ve yola çıkmıştır. Gece geç vakitlerde Zeytincik mezarlığını geçtiği sırada, eşeğin arkasından saman ya da başka bir şey ile dolu çuvallar yolda yuvarlanınca hayal meyal görünen bu çuvallar yüklü eşeğin üzerine doğru gelince eşek korkudan üzerindeki yükleri atmış ve kaçmıştır. Sami, gecenin karanlığında eşeğini aramaya koyulmuş. Bulmuş ama bu çuvallar nereden geldi, kim yuvarladı asla öğrenilememiş. Yine mezarlık, yine karanlık, yine faili meçhul olaylar zinciri.
O yıllar hiçbir iletişim aracı henüz daha keşfedilmemiş, insanlar kendi hayal dünyalarında yaşarlarken, masallar ve devlerin hayallerimizi süslediği yıllardır. Hepimizin hayal güçlerinin oldukça yüksek olduğu yıllarda yaşanan bu olayların faili de uzun süreler meçhul kalmıştır.
Gerçek Ortaya Çıkıyor
Yıllar sonra bütün bu yaşanan olayların faili ortaya çıkar. Muzip kişiliği ile bilinen Ali Eski, hemen hemen her gün akşamüzeri Kumyer’deki evinden çıkmakta; Uluçay’ı geçip Dere Bağ bölgesinden Elyese Bağı’na, oradan da Yaka Mezarlığı’nın kenarından Zeytincik semtine uğramaktadır. Gece geç saatlerde de oradan dönmektedir. Kendisi de yıllar sonra yaptığı bu şakaları anlatmış ve bu bilinmezlik de ortadan kalkmıştır.
Gerçekten çok muzipçe düşünülerek yapılan bu eylemler niye diye sormadan edemiyorum. Bana göre gece geç saatlerde dönen Betçe yöresi tüccarlarının çok değerli eşya ile döndükleri kesindi. Ali Eski belki de "Yollar boş değil, emniyette!" demek istiyordur. Bu yaşanan hikâyeler kulaktan kulağa anlatıldıkça da bir efsaneye dönüşmesi o yıllarda mümkündü. Bu açıdan da özellikle yabancıya ya da yerli art niyetli insanlara bir gözdağı verildiğini söyleyebiliriz. İşin muzip tarafından öte, gece özellikle mezarlıklar yanından kolayca geçilmez olduğu mesajı veriliyor olabilir. Ne olursa olsun, bu yaşananların basit bir Ali Eski esprisinden ötede, çok anlamlarla yüklü olduğunu ben rahatlıkla söylüyorum. Ali Eski, sen de bu dünyadan kanatlanıp uçtun gittin. Arkanda kaldı bu muzipçe ve her insanı mutlu eden davranışların.
Bir De Yaşar Çuhadar’ı Dinleyelim
Yaşar Çuhadar, Çeşme Köy’ün önemli ailelerinden Küçük Ali’nin oğlu. "Yaşar abi" derim ben kendisine. Ona göre Ali Eski, dürüst, sözünün eri ve kendisi CHP’li olduğu halde lafları eğip bükmezdi. 1960’ta İhtilal olmuş, bir yıl sonra Çeşme Köy meydanı bayram kutlamasına sahne olmuştur. Bütün insanlar bir arada, kadınlar bir yerde eğlenirlerken, Hızırşah köyünden gelenler ile birlikte Yaka gençlerinden bazıları kadınların arasına dalıp orada içki içmeye kalkmışlar. Bundan dolayı alınan Çeşme Köy gençleri olaya müdahale etmek istemişler. Derken kavga çıkmış. Tesadüf o gün öğretmen Hasan Karakaş’ın ziyaretine gelen karakol komutanı Ali Osman Duman, askerleriyle olaya müdahale eder. Çeşme Köy gençleri kaçarlar.

Ali Eski'yi İyi Tanıyan Yaşar Çuhadar
Ertesi gün Karakol Komutanı bütün gençleri karakola çağırır. Ali Eski de karakola gelir ve kabahatin kendi gençlerinde olduğunu söyler. Kendisi CHP’li olduğu halde Demokrat Partili gençlerin suçsuz olduğunu savunur ve onları dayak yemekten kurtarır. Ali Osman Komutan da olayı tatlıya bağlar.
Yaşar Çuhadar, onun yani Ali Eski’nin kendisi gibi avcı olduğunu söylüyor. Hatta Yaşar abi, muzip kişi Ali Eski’nin köpeği ile ilgili şu sözünü aktardı: "Benim köpeğin babası Faik Ağa’nın köpeği, anası da Ali Yaşar Çuhadar’ın köpeği" dermiş. Ali Eski, bütün bu espri dolu dünyası ile birlikte kuvvetli şeker hastası ve sırtında çıkan kuvvetli yaralar nedeni ile 1974 yılında aramızdan ayrıldı. Işıklar içinde uyusun.
Torun Meray Yeşiltaş’tan Bir Anı
Meray Yeşiltaş, Ali Eski’nin büyük kızı Hatice’nin iki numaralı kızıdır. Bir gün Muğla’ya kocasının sağlık sorunlarını çözmek için giderler. Kocası hastaneye yatırılır. Meray ise bir fırsatını bulur, büfeye uğrar. Bir şeyler yemek ister. Büfede üç kişi oturmuş sohbet ederlerken Meray yaklaşır ve hemen oturan beyler ayağa kalkarlar ve Meray’a sandalye vermek isterler. Ancak Meray kabul etmez. Yiyeceğini ısmarladığı sırada oturanlardan yaşlıca olanı, "Geçmiş olsun, hastanız var galiba." der. Meray, "Evet." diye yanıtlar. Yaşlı kişi ikinci sorusunu da sorar: "Nereden geldiniz?" "Datça’dan" dediğinde adam dikkat kesilir ve "Palamutbükü nasıl?" diye sorar. "Benim zamanımda ev falan yoktu." diye devam eder.
Adam sözlerine devam eder: "Orada bir zamanlar muhtar Ali Alptekin vardı. Onu tanır mısınız?" diye sorunca, Meray da "Benim dedem olur." diye yanıt verdiğinde adam şok oldu. Ayağa kalktı ve bana hastam için paramın olup olmadığını sordu ve cebindeki paraların tamamını çıkarıp önüme koydu ve bunları al dedi. "Ben çok hazırlıklı geldim." diye üsteledim. Adamı zorla ikna ettim. Meğer dedem muhtar iken o Sındı Köy’de orman memuru imiş. Dedem ona çok yardımcı olmuş. "Ona karşı ben kendimi eksik hissettim daima, bu yüzden ona borcum var." demiş. Meray, "Bu anıyı asla unutamam, çok mutlu oldum." dedi.
Yorumlar (2)
M. Tarık Tuna
2 ay önce / 24.03.2026Harika hikayeler, bu güzel insanları saygıyla anıyorum.
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla
Düriye AYYILDIZ
2 ay önce / 24.03.2026Teşekkürler Hasan Öğretmenim; Tire'den Datça'ya yaşanmışlıkları ölümsüz kılıyorsun. Yazılarınla Datça yöresiyle, oranın insanlarıyla da tanışıyoruz...
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla