Biz, 60’lı yıllarda doğanlar, anne babalarımızdan cumhuriyet değerlerini, ağabey ve ablalarımızdan demokrasi değerlerini ve bu değerler için mücadele azmini devralmıştık. Öğretmenlerimiz Köy Enstitüsü geleneğini yaşatan sendikalılardı, doğru bildiklerimiz için inatla direnmeyi öğrenmiştik. O zamanlar ayaklarımız toprağa basardı elektriğimizi doğaya bırakırdık, plastik çimlerde değil boş arsalarda top oynarken rekabetimiz yenmek yenilmekten ibaretti, maçtan sonra mahalleye kol kola, omuz omuza dönerdik. Denize girmek için ne plaja ne de şezlonga ihtiyacımız vardı, her kıyı bizimdi, hepimizindi. İlk okuduklarımız Tommiks, Teksas, Red Kit, Zagor, Kızılmaske idi, bunlarla öğrendik kitap okumayı, sonra da dünya ve ülke edebiyatını, insana, aşka, kavgaya dair şiirleri keşfettik. Siyah beyaz ekranlarda Küçük Ev, Bonanza, Tatlı Sert, Beyaz Gölge ile büyürken en korkutucusu Dallas ve Kaçak’tı ama hep iyiler kazanırdı. Çocukluğumuzun eğlencesi kovboy filmlerinin hası bile “İyi, Kötü ve Çirkin”di, hepsi insana dairdi. “Hepimiz insandık, insana dair hiçbir şey bize yabancı değildi.” 68 ve 78 kuşağının rol modellerinden öğrendiğimiz “daha güzel, daha özgür, daha yaşanılır bir gelecek” kavgasını sürdürmek yaşam amacımız oldu. Hayatımızın bir anlamı vardı.
Gençliğe adım atarken dünya değişti, Türkiye de… Neo-liberalizmin “bizim çocukları” bir gecede önce demokrasiyi çaldı elimizden sonra değerlerini. Siyasi yasaklar, işkence, baskı hayatımızın yeni normali oldu. Geleceğe dair tüm hedeflerimiz, ideallerimiz, hayallerimiz yok edildi. Herkesin, hepimizin olan ne varsa, cumhuriyetin mirası ne kadar maddi ve manevi değerimiz varsa sırayla talan edildi. Adalet ve liyakatla işleyen devlet geleneği yerini “benim memurum işini bilir” vizyonuna bıraktı. Oyunlardaki dostluk rekabeti “büyük balık küçük balığı yutar” zulmüne dönüştü. Köyler kentlere taşındı ama köylünün imecesi köyde kaldı. Kentlinin kibri göçen köylünün öfkesini büyüttü. Gecekonduların arasına kurulan “güvenli” sitelerin erişilmez duvarları mahalle dayanışmasını yok etti. Ekranlar renklenirken çocukluğumuzun bizi biz yapan insancıl değerleri öylesine hor görüldü ki çocukluğumuzdan utanır olduk. Artık, çocuklarımız bir başka dünyada “Ali kıran baş kesen” rekabetiyle büyür oldular. Sadece hayatın değil, “anlam”ın da bir anlamı kalmamıştı.
Yeni yüzyıl dehşetli bir teknoloji devrimiyle girdi hayatımıza, ülke siyasetine de tüm geçmiş değerlerimizi yerle bir eden bir iktidarla. Çeyrek yüzyılın “hem yerli hem milli” hamasetiyle geldik bugüne: torunlarımıza sunduğumuz yaşamı betona gömdük, ne toprak kaldı elektriği alacak, ne “daha güzel bir gelecek” umudu, ne gerçek dostlukların ve kollektif üretimin tatmin duygusu ne de farklılıklarla dayanışmanın zenginliği. Sayısız televizyon kanalı ve dijital medyada rekabetin yerinde yeller esiyor artık, şiddetin ve düşmanlığın kutsandığı senaryolarda hep en kötüler yolunu bulur oldu. Gerçek hayatta da farklı mı? Ne adalet kaldı ne liyakat: artık her üç gençten biri ne eğitimde ne de işte; umutsuz, geleceksiz birer ev genci. Bugünün okul çocuklarının en yakınındaki rol modellerinin geleceğe dair hiçbir umudu kalmadı. Büyüyünce hangi mesleği seçecekler ki dürüstçe çalışarak adil ve huzurlu bir yaşam sürebilsinler. Rol model olarak talancılar, yalancılar, mafya aparatları, torbacılar kaldı önlerinde. Sonunda ne “değer” kaldı ne de “anlam” hayatlarında.
Olup bitenlere üzülüyoruz ama neden şaşırıyoruz ki? Adım adım geldi “masum bir çocuktan katil yaratan” karanlık. Yıllardır hayatımızı ince ince işgal edenlerden, “anlam”ı yok edenlerden, olup bitenlerden hesap sor(a)madık. İçinde yaşadığımız su yavaş yavaş ısınırken hep en üste çıktık birbirimizin üstüne basa basa. Artık çocukluk, gençlik değerlerimiz “para” etmiyor diyerek uyum sağladık için için adaletsizliğe de liyakatsizliğe de. Çevremizdeki talana, ekrandaki yalana göz yumduk. Zamanın ruhuna uyumlanıp sosyal medyada küfretmenin tatminiyle barıştık kendimizle. Birlikte “hayır” demeyi, bizden öncekilerden devraldığımız değerleri korumayı ve sürdürmeyi beceremedik.
Şimdi ektiklerimizi biçiyor çocuklarımız ve torunlarımız. Masum değiliz hiçbirimiz.
Yorumlar (0)