Ezidilerin Kırmızı Çarşamba Bayramı
Şırnak İlinin İdil İlçesine Bağlı kadim Ezidi yerleşimi Kiwêx ( Küçük Laleş) olarak da anılır. Köy, bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Mağaralar üzerine kurulmuş eski taş evleri, Ezidi kültürü ve tarihiyle bilinir.
1990’lı yıllarda güvenlik gerekçesiyle boşaltılmış, son yıllarda ise Ezidilerin yavaş yavaş geri dönüşleriyle yeniden canlanmaya başlamıştır.
Köy, Mezopotamya’nın kadim Ezidi yerleşimlerinden biri olarak, özellikle Çarşema Sor (Kızıl Çarşamba) gibi kutsal günlerde ziyaret edilmektedir. Taş evleri, eski mezarlığı ve mağaralarıyla dikkat çeker. Her yıl 13 Nisan’dan sonraki ilk Çarşamba günü kutlanır. 15 Nisan günü Çarşema Sor bayramında yine ziyaretçilerin buluştuğu mekan oldu.
Kiwêx’in taşlı yollarında bahar rüzgârı, eski bir şarkı gibi esiyordu. Toprak, uzun bir uykudan uyanır gibi nefes alıyor, zeytin ağaçlarının dalları hafifçe kıpırdıyordu. Bu yıl Laleş’in kapıları kapalı kalmıştı ama kalpler başka bir kapı açmıştı kendine. Binlerce insan, dağların kucağındaki bu küçük köye akın etmişti; Viranşehir’in düzlüklerinden, Midyat’ın bağlarından, uzak köylerden ve şehirlerden.
Kiwêx, “Küçük Laleş” diye anılıyordu yıllardır. Bin yıllık taş evleri, dar sokakları ve sessizliğinde sakladığı anılarıyla duruyordu orada. Doksanlı yılların fırtınaları köyü boşaltmıştı bir zamanlar; kapılar kilitlenmiş, ocaklar söndürülmüştü. Şimdi ise o ocaklar yeniden yanıyordu. Yavaş yavaş dönenler, yıkık duvarları onarıyor, bahçeleri temizliyor, eski komşulukları diriltiyordu. Her taş, her kapı eşiği, bir direnişin ve umudun sessiz tanığıydı.
Nisan, Ezidi takviminde en kutsal aydı. Evrenin yaratılışı tamamlanmış, göklerden inen ışık yeryüzüne dokunmuş, doğa yeniden canlanmıştı o günlerde. İnsanlık da işte tam o anda başlamıştı; bir nefes, bir umut, bir başlangıç olarak. Bu yüzden köyün meydanında yakılan ateşler, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda o ilk nefesin yankısıydı. Gençler davul zurna eşliğinde dönüyor, kadınlar rengârenk kıyafetleriyle şarkılar söylüyor, yaşlılar ise gözleri uzaklarda, dualar mırıldanıyordu.
Ama bu yılki coşku, sadece bir topluluğun değil, birçok topluluğun ortak sevinciydi. Kürtler, Araplar, Türkler… Farklı diller, farklı hikâyeler ama aynı toprakların çocukları olarak bir araya gelmişlerdi. Bir Arap dede, Ezidi bir çocuğun elini tutup gülümsüyor; bir Türk kadın, Ezidi annelerle halay çekiyor; genç Kürt delikanlıları, köyün yaşlılarıyla sohbet edip çay içiyordu. “Kardeşiz biz” diyordu herkes bakışlarıyla. Birlikte yaşamak, burada sadece bir söz değil, yaşanan bir gerçeklikti. Farklılıklar, renklerin bir araya gelip daha güzel bir resim oluşturması gibiydi; ne biri diğerini bastırıyor ne de biri diğerini yok sayıyordu.
Akşam çökerken Kiwêx’in tepesinden bakınca manzara insanın içini ısıtıyordu. Ateşlerin ışığı yüzlere vuruyor, kahkahalar dağlarda yankılanıyor, çocuklar koşuşturuyordu. Bir zamanlar terk edilmiş bir köy, şimdi umudun ve dayanışmanın beşiği olmuştu. Taş evler yeniden nefes alıyor, sokaklar yeniden sesle doluyordu. Bu, sadece bir bayram değildi; bu, yaraların sarıldığı, hafızaların onarıldığı ve geleceğe uzanan bir köprünün kurulduğu andı.
Kiwêx, küçük bir köy olarak kalmayacaktı artık. O, bin yıllık bir hatıranın ve yeni bir başlangıcın adı olacaktı. Bahar, sadece doğaya değil, insanlara da gelmişti. Ve bu bahar, burada, birlikte yaşanacaktı.
Yorumlar (0)