Değişeni Bilmek

Değiştirmenin yolu da yordamı da değişmekten geçiyor... Gerisi nostaljinin gayya kuyusu herkes için... Galileo Galilei 400 yıl önce, “dünya dönüyor” dediği için statükonun engizisyonu tarafından yargılanıp mahkûm edilmişti ama son sözü yine de “dünya dönüyor” olmuştu. Biz durduğumuz yerde dursak da ne yazar ki?..

Değişeni Bilmek

Dünya bir zamanlar bir öküzün boynuzlarının üstünde duruyordu ve evrenin merkeziydi. Sonraları uzayın merkezine yerleşti ve tüm diğer gök cisimleri de dünyanın etrafında döner oldu. Bir zaman sonra, güneş dünyanın çevresinde dönüyor sanıldı ama anlaşıldı ki, bu dünya da evrenin sonsuzluğunda küçücük küresel bir noktadan ibaret hem de ekseni eğik hem de kutuplardan basık... Gün geldi ve anlaşıldı ki dünyanın da diğer gezegenler gibi, yörüngesi dairesel değil eliptikmiş, o yüzden yaz kışa, güz bahara benzemezmiş. İlginçtir ki, yine de dünyanın hâlâ düz ve evrenin merkezi olduğuna inananlar var, her zaman vardı, hep de olacak anlaşılan.

Çok değil yarım asır önce, maddenin en küçük parçası atomdu ve bildiğimiz her şey atomlardan oluşuyordu. Sonraları atomun da bir çekirdeği olduğu, çekirdeğinse proton ve nötronlardan oluştuğu, çevresinde de elektronların dönüp durduğu anlaşıldı. Bir gün bir bilim insanı çıktı, atom her şey değildir dedi ve esas gücün fotonlarda olduğunu söyledi. Bütün biliyor sandıklarımız yerle bir oldu. Yüzyıllardır bilim ve teknolojinin üzerine kurulduğu Newton mekaniği bilgisi alt üst oldu ve hâlâ kuantum mekaniğini anlamaya çalışıyoruz kıt aklımızla.

Oysa, tarihin her döneminde bildiklerimizden ne kadar emindik her devirde. Hâlâ da her şeyi en iyi bildiğimizi sanıyor olmanın kibri, çok uzaklara değil yakın tarihe bakınca ne kadar aptalca görünüyor aslında. Öyle bir ezber belletilmiş ki zihinlerimize, tarihin tekerrürüne dair yanılsamalarımızla kendimizi avutmakla ustalaşmışız. Oysa her taş yerinde ağır, bilmez miyiz? Geçmişte yaşanan her şey o günün nesnelliği, o çağın bilgisi, algılarımızsa o “zamanın ruhu”nun bilançosu.

Sadece biz insanlar değil, doğa da öğreniyor, ders çıkartıyor yaşananlardan. Sular bile aynı değil derenin yatağında, her geçen su derenin de yatağını değiştiriyor geçtiği yerde. Nesnel olanın değişimine direnmek nafile bir çaba; başka türlü hangi canlı hayatta kalabilir, hangi canlı sürdürebilirdi ki neslini?

Değişeni Bilmek

Yıllardır, belki de yüz yıldır, hep aynı biçimde davranarak, hep aynı sonuçları almaktan bıkmadık mı? Kim bilir belki de kimileri, gizli gizli aynı sonucu almaktan, statükonun değişmemesinden gayet de memnundur. "Aman ha! Bizim iktidar alanımıza dokunmayan yılan bin yaşasın" fikri aslında -sağda da solda da- iktidarsız muhterislerin birleşik ortak sloganı olmuş sanki. Adına siyaset dediğimiz hamasetse, küçük-büyük, mikro-makro, yerel-merkezî fark etmiyor, iktidar alanlarını korumayı dert etmiş kendine. Muhafazakârlığın daniskası değilse nedir bu gücü kaybetme korkusu?

Evet... Anılarımızı hatırlamak çok güzel ama "asıl olan değiştirmek" demişti üstat... Önce kendimizden başlayarak... Değiştirmenin yolu da yordamı da değişmekten geçiyor... Gerisi nostaljinin gayya kuyusu herkes için... Galileo Galilei 400 yıl önce, “dünya dönüyor” dediği için statükonun engizisyonu tarafından yargılanıp mahkûm edilmişti ama son sözü yine de “dünya dönüyor” olmuştu. Biz durduğumuz yerde dursak da ne yazar ki?..

Yazar can çınar

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir