Frantz Fanon: Sömürge Düşünürü, Sömürge Devrimcisi

Barış Ünlü’nün kitabı yalnızca bir Fanon kitabı değil, aynı zamanda düşünürlerden öğrenme ve düşünme üstüne de bir kitap. Ünlü, bunu, Fanon’un düşünür, doktor ve devrimci yönlerini ele aldıktan sonra, sevdiği iki düşünürün Hannah Arendt ve Immanuel Wallerstein’in Frantz Fanon’a yaklaşımlarını karşılaştırarak yapıyor.

Frantz Fanon: Sömürge Düşünürü, Sömürge Devrimcisi

 

Şahsen tanıdığım Barış Ünlü yazmasaydı Frantz Fanon hakkında yazılmış bu kitabı okumazdım. Bu kesin (ve keskin) tavrımın nedenleri hakkında kendi kendime üç gerekçe bulabildim. İlki ve en makulü, felsefecilerin ve düşünce tarihçilerinin öne sürdüğü gerekçe: Bir filozof ya da düşünür hakkında yazılanları okumak yerine onun yapıtını okumak gerekir. On yıllar önce Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde, Siyasal Düşünceler Tarihi dersinde Mete Tunçay’dan duyduğum bu tavsiyeyi, yakın zamanda Ömer Aygün’den de işittiğimi söyleyerek bu tavrımı meşrulaştırmak çok kolay görünüyor, her ne kadar onlar “okumadan önce” kaydıyla söylemiş olsalar da. İkincisi, başka bir dilde, başka bir kültürde üretmiş olan birini o kültüre ve dile tamamen yabancı birinin anlamasını imkansız görmemden kaynaklanıyor. Dolayısıyla, bir düşünürün yapıtını okuduktan sonra onun hakkında ancak aynı kültürden birinin yazdığını okurum. Tabii bu artık yok olmuş Antik Yunan ya da Roma gibi dönemlerdeki bir filozof hakkında yazılmış hiçbir şeyi okumayacağım anlamına geliyor, halbuki öyle yapmıyorum: Daha önce okudum, muhtemelen bundan sonra da okuyacağım. Bu yüzden keskin tavrımın ardında üçüncü bir gerekçe olmalı, o da sanırım oldukça yaygın olan milli bir aşağılık duygusunun ürünü: Bir Türkün bir yabancı hakkında doğru düzgün bir şey yazabileceğine inanmıyorum, ya da inanmıyordum. Bu noktada, iyi ki Barış Ünlü’yü tanımışım da onun Frantz Fanon: Sömürge Düşünürü, Sömürge Devrimcisi adlı kitabını okumuşum demekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Aslında, Barış Ünlü de yukarda saydığım “okumama gerekçelerinin” farkında, ya da o da böyle düşünüyor olmalı ki kitabının yazılma hikayesini anlattığı Önsöz’de, 2025’in Fanon’un yüzüncü, kendisinin ellinci doğum yılı olmasından yola çıkarak duygusal bir gerekçe bulduğunu belirtip şunları yazıyor:

“Ne var ki, bunlar bir kitap yazmak için yeterli motivasyonlar olabilse bile, bir kitabı meşrulaştırmaya yetmezler, en azından benim gözümde yetmediler. Fanon üzerine kapsamlı bir biyografi yazma veya Fanon üzerine olan uçsuz bucaksız literatürü aktarma fikri de zihnimdeki soruna bir çare olamadı, çünkü […] bunu zaten yurtdışında yapan çok sayıda Fanon uzmanı var ve açıkçası onlardan daha iyi bir şey yapabilmem pek mümkün değildi. Geriye, aslında her kitap için başta gelmesi gereken ve yeterli olmasa da gerekli olan bir koşul kalıyordu: Kendi fikirlerimi yazmak. Elinizdeki kitap, belli bir bütünsellik sağlama adına, herhangi bir Fanon kitabında bulunabilecek çok sayıda biyografik bilgi ve metin özeti içeriyor. Fakat bunların ötesinde, Fanon üzerine yıllar içinde oluşan fikirlerimi de yazdım. Kendi rengimi bir ölçüde katabildiğimi umuyorum.”

Kitaba gelirsek: Ünlü’nün kitabı iki ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm doğrudan Frantz Fanon hakkında; ikinci bölümde 1968 gibi tarihsel bir eşikte iki başka düşünürün, Hannah Arendt ile Immanuel Wallerstein’in Fanon hakkındaki düşünceleri karşılaştırılıyor.

Fanon’un hayatının ve düşüncelerinin iç içe anlatıldığı ilk bölümde Fanon, üç temel başlıkta değerlendiriliyor: Düşünür, Doktor ve Devrimci. Bir Fransız sömürgesi olan Martinik’te doğan, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı özgür Fransa ordusunda savaşan, savaşın ardından Fransa’da tıp öğrenimi gören Fanon, daha sonra Cezayir’de mesleğini icra ederken bu ülkenin bağımsızlık mücadelesinin aktif bir üyesi olacaktır. Ünlü, Fanon’un yaşamını, deneyimlerini ve düşüncelerini iç içe geçirdiği bu ilk bölümde, bence, düşünsel bağlamı saptama konusunda oldukça yeterli bir arka plan verse de, İkinci Dünya Savaşı ertesindeki iktisadi ve siyasi konjonktüre yalnızca değinip geçmekle yetiniyor. Oysa, sömürgeciliğin neredeyse tasfiye edildiği [!] 1945-1974 arası dönemin koşullarının başlangıçta ayrıntılı şekilde çizilmesinin genel okuyucu açısından daha kolaylaştırıcı olacağı kanısındayım.  (Bu arada kitapta sömürge ve koloni sözcüklerinin birlikte kullanılması izlemekte bir handikap oluşturuyor. Bunlardan başlıktaki sömürge sözcüğünün yeğlenmesi daha iyi olurdu sanki.) Kitaba genişlik katacak bir başka boyutsa, yapısalcılık sonrası Fransız düşünürlerin Marx ve Freud’u birleştirme (birey ve toplumun teorisini aynı anda yapma) çabalarıyla Fanon ve Kuzey Afrika’daki Fransız sömürgeleri arasındaki bağlantılara değinilmesi olabilirdi.

İlk bölümde Ünlü’nün, bence, çok önemli ve ufuk açıcı saptama ve değerlendirmeleri yer alıyor. Örneğin, Fernand Braudel’in sosyal bilime kazandırdığı “toplumsal zaman” kavramını yapısal ölçekte “düşünürün zamanı”, olgusal ölçekte “devrimcinin zamanı” olarak yeniden tanımlaması, yalnızca Fanon’u anlamakta değil Marx ile Lenin arasındaki farkları anlamakta da kullanmamıza olanak tanıyor: “Düşünür yapılara ve yapıların gücüne; devrimci ise öznenin failliğine ve iradenin gücüne inanır. Bu farklılıklara düşünür ve devrimcinin zamansallıkları arasındaki farkın yansıması olarak da bakılabilir. Düşünür hem kişisel olarak daha fazla zamana sahiptir hem de değişimin genellikle çok yavaş olduğu yapıların zamanı ile daha fazla ilgilidir; fazla zamanı olmayan devrimci ise, yapıların zamanında devrimci bir kopuş/kesinti yaratabilecek olayların/eylemlerin zamanı içinde yaşar”. Ünlü, düşünür ile devrimci arasındaki farkın bir başka boyutuna daha dikkat çeker: Düşünür “çelişkileri, muğlaklıkları, ara tonları gören, amaçlanmamış sonuçlar olabileceğini hesaba katan, her zaman kesinlik ve netlik içermeyen düşüncelere” sahipken, devrimcinin “kesin, iradeci, eylemin amacına ulaşacağından emin olan düşünceleri” vardır.

Ancak, Fanon yalnızca düşünür ya da devrimci değildir, aynı zamanda doktordur ve ciddi bir doktor olarak “insanlar arasında oluşan veya oluşabilecek gerçek bağa ve iletişime tutkuyla bağlıdır ve bunları engelleyen her şeyi ortadan kaldırmaya çalışır. Gerçekten konuşmak, gerçekten tartışmak, gerçekten dinlemek ve gerçekten dinlenmek…” Böyle bir iletişim ve ilişkiyi engelleyen çok sayıda neden olabilir, ancak bu açıdan “Fanon’un düşünürlüğünü, devrimciliğini ve doktorluğunu birleştiren ve aynı bütünün parçası yapan bir tutku [vardır]: Gerçek ilişkiler kurmak”.

Son olarak, Barış Ünlü, Fanon’un en çok okunan yapıtı Yeryüzünün Lanetlileri’nde düşünür, doktor ve devrimci Fanon’un bir araya geldiğini öne sürer ve çok tartışılan şiddet üzerine düşüncelerinin farklılaşmasını şöyle ele alır: “Düşünür iradeyi sınırlandıran yapıyla; doktor iradesini yitirmiş hastayla; devrimci iradesini kazanmış faille ilgilenir”. Fanon, bu yapıtında ayrıca vasiyetini de dile getirir: “Avrupa için, kendimiz için, yeni bir düşünce tarzı geliştirmeli ve yeni bir insan yaratmaya çalışmalıyız”.

Ünlü’nün kitabının 1968 Devrimi’nin ışığında Arendt’in ve Wallerstein’in Fanon ile ilişkisinin ele alındığı ikinci bölümü “Dünyalar, Perspektifler, Kavramlar” başlığını taşıyor. Fanon’un mirasının değerlendirildiği bu bölümde, Ünlü, geliştirdiği kavramlarla bir “sözleşme toplumu” düşünürü olan Arendt’in bir “sömürge düşünürü” olan Fanon’u nasıl anlayamadığını, ardından da Fanon’dan öğrenmeyi seçen Wallerstein’in, Afrika uzmanı olarak başladığı akademik kariyerini dönüştürerek nasıl Dünya-Sistemleri Analizi’ne ulaştığını anlatıyor.

Bu noktada Barış Ünlü’nün Fanon ve Fanon’un mirası üzerine yaptığı değerlendirmelerin erdemlerini ve eksi(k)lerini keşfetme heyecanını okuyucuya bırakayım. Okuyucunun, benim gibi ön yargılı olmayıp, bir Türkün de bir yabancı düşünür hakkında son derece ufuk açıcı bir kitap yazabileceğini varsayması dileğiyle, Ünlü’nün Fanon değerlendirmesinin son sözlerini aktararak bitireyim:

“Fanon, solun yanlışları ve kısıtlılıkları üzerine solun ruhundan taviz vermeden düşünerek; ülkelerde, bedenlerde, zihinlerde ve ilişkilerde yaşayan ve cisimleşen sömürgecilik, ırkçılık ve kapitalizm üzerine düşünmeyi öğreterek;  Üçüncü Dünya devrimlerinden halen içinde yaşadığımız 1968 dünya kültür devrimine geçişte büyük ve değerli bir rol oynadı. […] Ve 1968 kültür devrimi politik bir dünya devriminin provasıysa eğer, o gelecek zamanın neler getireceğini ve gerektireceğini bilemesek de, Fanon muhtemelen o tarihsel anda da bir düşünür olarak devrimcilerin yanında olacak. Ayrıca, yeryüzünün her yerindeki lanetlilerin savunucusu olarak, onlara ihanet eden her girişimin maskesini düşüren bir ruh olmaya devam edecek.”

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış