Geçtiğimiz günlerde, önce, Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine yönelik saldırılarda hayatını kaybeden bir kadın savaşçının cenazesinin bir binanın üçüncü katından aşağı atılması ve son olarak Rakka’da Suriye Ordusu’nın eline düşen bir Kürt kadın savaşçının örgülü saçlarının kesilerek sosyal medya hesaplarında paylaşılması haberi düştü gündeme. Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) da Rojava’da süren çatışmalara dair bir basın açıklaması yayımladı ve, “Şiddeti üreten, sürdüren ve cezasız bırakan her politika karsısında eşitliği, laikliği yaşamı, barışı ve kadın özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.
Haberlerini aldığımız bu tür eylemler, erkek egemenliğinin ve patriyarkanın kadın bedeni üzerindeki tahakkümünün son derece bilinçli bir dışavurumudur.
Bazı şeyler vardır, bilmeyene “detay” gibi görünür; bilene ise kimliğin ta kendisidir. Doğu’da kadınların saç örgüsü de tam olarak böyledir. Bir süs, bir gelenek ya da kişisel bir tercih değil; inancın, hafızanın ve aidiyetin bedende vücut bulmuş hâlidir. Bu nedenle bu, sıradan bir müdahale değil; doğrudan kimliğe ve kutsala yönelmiş bir saldırıdır.
İşte tam da bu yüzden, bu eylem “bireysel bir taşkınlık” olarak açıklanamaz. Burada karşımızda duran şey erkek hoyratlığıdır. Yani gücün sınır tanımadığı, kutsalı bile hedef alabilecek kadar kendinden menkul bir erkeklik hali. Bu tür eylemler, kadını küçültme üzerinden erkekliğin inşasına hizmet eder. Bir kadının bedenini fırlatan erkeklik burada, yok etme gücüyle tanımlanır. Kadının saç örgüsünü kesen el de, aslında “ben senin sınırlarını belirlerim” iddiasını taşır. Bu düşünce ve iddia, patriyarkanın en ilkel ama en kalıcı reflekslerinden biridir.
Patriyarka yalnızca kadınları öldürmez; onları küçültür, değersizleştirir, semboller üzerinden terbiye etmeye çalışır. Erkekliğin, kadını incitebilme kapasitesi üzerinden kurulduğu bir düzenin içindeyiz. Bu düzende erkek, kendine tanınmış tarihsel ayrıcalıkla kadının bedenine müdahale etme hakkını kendinde görüyor. Kadının saçı, kıyafeti, sesi, kahkahası hep bu müdahalenin hedefinde.
Saç kesmek, özellikle kadınlar söz konusu olduğunda, tarihsel olarak bir cezalandırma biçimidir. Utandırmanın, aşağılamanın, itaat dayatmanın aracıdır. Savaşlarda, işgallerde, soykırımlarda kadınların saçlarının zorla kesilmesi tesadüf değildir. Çünkü saç, kadının hem bedeniyle hem de dünyayla kurduğu ilişkinin görünür parçasıdır, inancın beden üzerindeki sessiz ama güçlü ifadesidir.
Özellikle Kürt kadınların yüzyıllardır maruz kaldığı katliamlar, sürgünler ve cinsel şiddet düşünüldüğünde, kadının bedenine ve saç örgüsüne yönelik bu saldırı çok daha ağır bir anlam taşıyor. Bu, sadece bugünün değil; geçmişin de yeniden yaralanmasıdır. Kadının bedeninde kolektif travmanın yeniden üretilmesidir.
Bu yüzden susamayız. Çünkü mesele yalnızca bir kadının saçının kesilmesi değil; erkek egemenliğinin hâlâ kadınların kutsalına dokunabilecek kadar rahat olmasıdır. Buna karşı durmak, tüm kadınlarla dayanışmayı gerektirir. Kadın bedeninin, inancının ve kimliğinin erkekler tarafından denetlenecek bir alan olmadığını yüksek sesle söylemek gerekir.
Erkeğe kadının bedenini terbiye etme, düzeltme, cezalandırma hakkını tanıyan, kendini hâkim kadını ise hizaya sokulması gereken bir varlık olarak belirleyen bu patriyarkal düzeni reddediyoruz.
Asla vazgeçmiyor; kadını küçültme, değersizleştirme çabası içindeki zihniyete baş kaldırıyoruz. Kadınların bedenlerine, haklarına, özgürlüğüne, hayatına yönelen her türlü saldırıya karşı koymaya devam edeceğiz.
Eşit ve özgür bir dünya için mücadele eden kadınlar bu düzeni değiştirecek. Bedenimiz üzerinden yöneltilen zorbalıklara karşı biz varız.
Yorumlar (0)