Karşı kıyılara, Yunan adalarının puslu silüetlerine bakarken zihnimizde yankılanan melodiler, sadece birer nota değildir aslında; her biri birer vicdan muhasebesidir. Bugün, modern zamanların en sarsıcı "vicdan anıtlarından" birini, usta sanatçı Fuat Saka’nın "Karanlık Sular" Göç Senfonisi’ni kritik etmek istedim.
Fuat Saka’nın bu yapıtı, müzik kritikerleri için "world music" kalıplarına sığdırılamayacak kadar katmanlıdır. Zira burada karşımıza çıkan şey, yerel tınıların senfonik bir orkestraya "eklemlenmesi" değil; bizzat o tınıların senfonik gövdeyi inşa etmesidir. Atinalı kompozitör Vangelis Zografos’un orkestrasyon dehası tam da burada devreye giriyor.
Zografos, Karadeniz’in hırçın kemençesini ve Girit’in yanık lirasını egzotik birer süs olarak kullanmak yerine; onları 90 kişilik dev bir filarmoni orkestrasının (Köln’den Siegen’e uzanan o görkemli sahnelerin) ana arterlerine yerleştirmiştir. Bu, Doğu’nun makamsal derinliği ile Batı’nın polifonik disiplini arasında kurulan, estetik bir köprüdür. Kimdir Zografos >
Siyaset ve medya, göç olgusunu hep rakamların soğukluğuyla servis eder,"Şu kadar mülteci, bu kadar bot, şu oranda kriz..." Oysa Fuat Saka, yaklaşık 20 yılını sürgünde geçirmiş bir ozan olarak, o rakamların ardındaki "insan yüzünü" notalarla görünür kılıyor. Senfoni, 5 enstrümantal ve 5 sözlü bölümden oluşan dramaturjik yapısıyla, göçü bir istatistik olmaktan çıkarıp birer biyografiye dönüştürüyor.
Özellikle Cihan Yurtçu’nun kavalından yükselen o "toprak kokusu", dinleyiciyi bir anda Anadolu’nun kadim yollarındaki o bitmeyen yürüyüşe ortak ediyor. Zacharias Spyridakis’in Girit lirasıyla verdiği yanıt ise aslında bir düet değil, bir coğrafi kader ortaklığıdır.
Senfoninin finalindeki "Yabancı Topraklar" düeti, eserin düşünsel zirvesidir. Fuat Saka ve Ioanna Forti’nin sesleri havada çarpışmaz; aksine birbirine sarılır. Bir kritiker için buradaki vokal tekniği, iki dilin tek bir kederde nasıl "homojen" hale gelebileceğinin kanıtıdır. Türkçe ve Yunanca kelimeler, o karanlık suların üzerinde birer ışık hüzmesi gibi birleşir. Bu, 21. yüzyılın yükselen ırkçılığına ve yabancı düşmanlığına karşı, müzikal bir panzehirdir.
Senfoninin Siegen’den Münih’e, Köln Filarmoni’den Harbiye’ye uzanan yolculuğu, 2026 Temmuz’unda en anlamlı durağına; doğduğu topraklara, Datça’ya dönmeye hazırlanıyor. Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt ve ekibinin bu eseri "kendi evinde" ağırlama kararı, sadece bir konser organizasyonu değil, bir iade-i itibardır. Palamutbükü’nün dalga seslerinden süzülen bu melodilerin, doğduğu kayalıklarda yankılanacak olması, eserin yaratım döngüsünü tamamlayacaktır.
Fuat Saka’nın bu yapıtı, sanatı mülteci hakları mücadelesinde bir estetik "araç" değil, bir vicdani "amaç" kılmıştır. BM himayesinde yankılanan bu ses, bize şunu hatırlatır: Sınırlar haritalarda çizilir, ama sanat o sınırları zihinlerde yıkar.
Daha fazlasını demem gerekse, Saka'nın dilinden "Bu dünya hepimize yeter!"
Bu yazı ilk kez keyiflidatca'da yayınlanmıştır, bkz: https://keyiflidatca.com/fuat-saka-senfoni-gocun-notasi-olur-mu/
Yorumlar (0)