Çocukların Ölümü Kader Değildir.
Suriye’nin iç savaşla sarsılan topraklarında, 2026 yılının Ocak ayı, umutla başlayan ancak hızla karanlığa gömülen bir döneme tanıklık ediyor. 18 Ocak’ta Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) liderliğindeki geçici Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan ateşkes anlaşması, ilk bakışta çatışmaları sona erdirecek bir adım gibi görünüyordu. Anlaşma, Rakka ve Deyrizor’un Suriye hükümetine devri, Haseke’deki kurumların entegrasyonu, ağır silahların çekilmesi ve Kürt bölgelerinin özel statüsünün korunması gibi maddeleri içeriyordu. Ancak, her konuda tam bir konsensüse varılmamış olsa da imzalanan bu metin, barışçıl bir çözümün kapısını aralamıştı. Peki, neden bu süreç işlerken Kobani ve çevresi kuşatmaya alındı? Neden elektrik, su, ilaç ve gıda eksikliğiyle boğuşan bir toplum, dünyanın gözü önünde ölüme terk ediliyor? Bu sorular, yalnızca Suriye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun kaderini belirleyecek derinlikte. Zira bu savaş yeniden tırmanırsa, büyük Ortadoğu savaşının kapıları bir daha ne zaman kapanacağı bilinmeyen bir tarihe kadar, sonuna dek açılmış olacak.
Anlaşmanın imzalanmasının hemen ertesinde, HTŞ’nin Kobani’yi kuşatma altına alması, barış umutlarını gölgede bıraktı. Şehir, ağır silahlarla çevrilmiş durumda; elektrik kesintileri, su kıtlığı ve iletişim hatlarının kopması, günlük hayatı felç etmiş. Kobani’nin güneyinde devam eden çatışmalar, ateşkesin ihlal edildiğini gösteriyor. SDG kaynakları, Ebu Sira ve Han Mamad köylerinde saldırı girişimlerini püskürttüklerini açıklarken, HTŞ’nin ilerleyişi durdurulamıyor. Bu kuşatma, yalnızca askeri bir hamle değil; aynı zamanda insani bir felaket. Dondurucu kış koşullarında, çocuklar donarak hayatını kaybediyor. Örneğin, son raporlara göre Kobani’de dört çocuk, soğuk ve açlık nedeniyle yaşamını yitirdi. Elektriksiz, susuz ve ilaçsız kalan bir toplum, ne kadar dayanabilir? Bu durum, toplu ölümlerin kapıda olduğunu işaret ediyor. Haseke’de de benzer bir kriz yaşanıyor; su kıtlığı ve gıda eksikliği, milyonları tehdit ediyor.
Büyük Ortadoğu Savaşına Açılan Kapı mı?
Peki, neden barışçıl yollar varken bu yola başvuruluyor? En yalın cevap Emperyalistler savaşı bütün Ortadoğu’ya sıçratmak istedikleri içindir. 10 Mart anlaşmasının rafa kaldırıldığı gibi, 18 Ocak anlaşmasının da ertelenmesi ve ihlalleri, derin bir güvensizliğin sonucu. HTŞ, SDG’nin Rakka ve Deyrizor’dan çekilmesini talep ederken, SDG, Kobani’nin yerel güvenlik güçlerine bırakılmasını şart koşuyor. Ancak, anlaşma yerine hesaplaşmalarının bir nedeni de değişen güç dengeleridir. ABD’nin SDG’ye olan desteği geri çekerken, Türkiye’nin HTŞ’ye yakınlığı, denklemi karmaşıklaştırıyor, değişen güç dengeleri, Kürt halkının özerklik taleplerini de baltalıyor. Kuşatma, ateşkesin bir parçası gibi sunulsa da, aslında bir baskı aracı: Şehirleri açlıkla, soğukla ve ölümle yüz yüze bırakarak teslimiyet dayatmaktadır.
Bu süreç, savaşın en acımasız yüzünü gösteriyor: Soykırımın habercisi. Ateşkes ortamında kentleri kuşatarak ölüme mahkum etmek, tam bir savaş halinde neler olabileceğinin ön izlemesi. Kobani’de çocuklar ölürken, sessiz kalmak, yeni felaketlere kapı aralamak demek. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Kobani’nin “kuşatma altında” olduğunu doğruluyor; insani kriz derinleşiyor. Bu, yalnızca Kürt halkını etkilemiyor; Ortadoğu’nun tüm halklarını tehdit ediyor. Gazze’deki Filistinlilerden, Suriye sahillerindeki Alevi çocuklara, savaşı sıçratmak istedikleri, Irak ve İran’daki topluluklara kadar uzanan bir zincir. Eğer Kobani’deki ölümler engellenemezse, kin ve nefret yayılacak, ortak yaşamı dinamitleyecek. Emperyalist güçler, bu kaosu kendi çıkarları için kullanıyor: Böl-parçala-yönet stratejisiyle, halkları birbirine kırdırmak.
Yurta Barış, Ortadoğu’da Barış
Tarih, benzer örneklerle dolu. 2014’te IŞİD’in Kobani kuşatması, uluslararası koalisyonla kırılmıştı. Bugün ise HTŞ’nin kuşatması, benzer bir trajediyi tekrarlıyor ama bu kez iç savaşın yeni aktörleriyle. Anlaşmanın detayları – Haseke valiliğinin Kürtlere verilmesi, petrol sahalarının devri – kağıt üzerinde adil görünebilir. Ancak, uygulama eksikliği, güvensizliği besliyor. HTŞ’nin ateşkesi zaman zaman ihlal ettiği belirtilirken, SDG yöneticileri kuşatmanın devam ettiğini vurguluyor. Bu, bir anlaşmadan ziyade, zaman kazanma taktiği gibi duruyor. Eğer kuşatma kalkmazsa, çatışmalar Haseke’ye sıçrayabilir; oradaki insani koridor talepleri karşılanmazsa, daha fazla ölüm kaçınılmaz.
Ortadoğu halkları, bu döngüyü kırmak zorunda. Gazze’den ,Kobani’ye çocukların ölümünü engellemek, emperyalistlerin çizdiği savaş seçeneğini boşa çıkarmaktan geçer. Arap, Türk, Kürt, Alevi , gayri Müslüm ezcümle halklar Kendi kaderlerini ellerine alarak, barış içinde bir arada yaşanacak bir Ortadoğu’yu inşa etmeleri mümkün. Bu, Kürt, Arap,Türk, Alevi, Sünni ayrımı olmadan, ortak bir mücadeleyle gerçekleşebilir. Kürtsüz, Alevsiz bir Suriye hedefleyenler büyük bir yanılgı içindedirler. Zira böylesi bir hedef savaşta ısrar dışında bir sonuç vermez. Bu duruma gören, Sosyalist Enternasyonal ise kalıcı ateşkes ve insani koridor çağrısı yapıyor.
Yarın çok geç olabilir. Yurtta barış, Ortadoğu’da barış perspektifiyle ayağa kalkmak gerekiyor. Sessizlik, suça ortaklık demek. Barış hemen şimdi: Kuşatmalar kalksın, insani yardımlar ulaşsın, anlaşma tam uygulansın. Kobani’nin çığlığı, tüm dünyanın vicdanını sarsmalı. Eğer bugün harekete geçmezsek, yarın daha fazla gözyaşı, daha fazla kin birikecek. Ortadoğu, halklarının elinde yeniden doğabilir – barışla, kardeşlikle ve eşitlikle.
Yorumlar (0)