Paris Komünü 155 Yaşında!

Bugün, 155. yılında Paris Komünü’nü anmak, sadece geçmişe saygı değil; geleceğe yürüyüşün parçasıdır. Çünkü Komün, “Başka bir dünya mümkün” demenin ilk somut örneğidir. Barikatlarda “Ya hepimiz ya hiçbiri!” diye haykıran işçilerin torunlarıyız biz. Onların kanı hala damarlarımızda dolaşıyor. Onların şarkıları hâlâ dilimizde: “Enternasyonal” marşı 155 yıldır aynı coşkuyla söyleniyor. Parisli Komüncüler unutulmadı!..

Paris Komünü 155 Yaşında!

Doğrudan Demokrasinin İlk Örneği, Komün

18 Mart 1871… İnsanlık tarihinin en parlak sayfalarından biri, tam 150 yıl önce o gün yazıldı. Paris’in dar sokaklarında, barikatlarda, işçi mahallelerinde bir kıvılcım çaktı ve o kıvılcım gökyüzünü aydınlattı. Proletarya, ilk kez kendi iktidarını kurdu. 72 gün boyunca Paris, dünyanın ilk işçi devletinin başkenti oldu. Bu kısa süre, tarihe “Komün” diye geçti; yenildi ama asla unutulmadı. Çünkü Komün, sadece bir ayaklanma değildi; komünizme giden yolun somut kanıtıydı.

Fransa-Prusya Savaşı’nın ardından Paris kuşatılmış, açlık ve yoksulluk doruktaydı. Burjuvazi, halkı aç bırakırken kendi iktidarını korumak için her şeyi yapıyordu. 18 Mart sabahı, işçiler, kadınlar, gençler, Thiers hükümetinin toplarını ele geçirmek için harekete geçti. O gün, Montmartre tepesinden başlayan direniş, bütün Paris’i sardı. Belediye binası  işçi temsilcilerinin eline geçti. Kızıl bayraklar dalgalanmaya başladı. Paris proletaryası, “Artık yeter!” demişti. Göğü fethetme zamanı gelmişti.

Komün, sadece bir hükümet değişikliği değildi; toplumun bütün yapısını kökünden değiştirmeye yönelik devrimci bir iktidardı. İlk iş olarak, ordunun yerine halk milisi kuruldu. Generallerin yerini seçilmiş komutanlar aldı. Kilise ile devlet ayrıldı, rahiplerin maaşları kesildi. Fabrikalar, terk edilmiş atölyeler işçilerin yönetimine geçti. Kadınlar eşit haklar kazandı; eğitim parasız ve laik hale getirildi. Fırıncıların gece vardiyaları kaldırıldı, kira borçları silindi. Yabancı işçiler Komün’e katıldı; Polonyalı, İtalyan, Alman devrimciler Paris barikatlarında omuz omuza savaştı. Komün, “Bütün ülkelerin işçileri birleşin!” sloganını sadece lafta değil, eylemde gerçekleştirdi.

72 gün… Bu kadar kısa bir sürede bile Komün, burjuvazinin korkulu rüyası oldu. Thiers, Versay’da gizlenirken “Sosyalizm bitti!” diye bağırıyordu. Ama bitmemişti. Parisli işçiler, Marx’ın “Komünist toplum” kavramını teoride değil, pratikte kanıtladılar. Paris Komünü, Lenin’in dediği gibi, “Sovyetlerin atası” oldu. 1917 Ekim Devrimi’nin ruhu, 1871’in barikatlarında şekillendi. Komün, bize gösterdi ki; işçi sınıfı iktidarı kurabilir, yönetebilir ve savunabilir.

Elbette yenildiler. 21 Mayıs 1871’de Versay ordusu Paris’e girdi. “Kanlı Hafta” başladı. Tam bir hafta boyunca Paris sokakları kanla yıkandı. Erkek, kadın, çocuk demeden 20 bine yakın Komüncü katledildi. Duvarlar kurşun delikleriyle doldu, Pere Lachaise Mezarlığı’nda son direnişçiler kurşuna dizildi. Thiers ve burjuvazi intikamını aldı. Ama tarih, katillerin değil, direnenlerin yanında yer aldı. Komün’ü boğanlar bugün tarihin çöplüğünde yatıyor; Komüncüler ise hâlâ yaşıyor.

155 yıl geçti. Dünya çok değişti ama Komün’ün ışığı hâlâ sönmedi. 1917’de Rusya’da, 1949’da Çin’de, Küba’da, Vietnam’da, bugün ise Filistin’den Şili’ye, Türkiye’den Fransa’ya uzanan mücadelelerde aynı ruh yaşadı. Paris Komünü, bize “iktidarın ele geçirilmesi”nin bir hayal olmadığını gösterdi. Burjuvazi hala “sosyalizm öldü” diye bağırmaya devam ediyor. Ama biz biliyoruz: Sosyalizm ölmedi, sadece yoluna devam ediyor.

Komün’ün dersleri hala taze. İşçi sınıfının kendi iktidarını kurmadan özgür olamayacağını, burjuvaziye güvenmenin bedelinin kan olduğunu, uluslararası dayanışmanın zaferin anahtarı olduğunu öğretti bize. Kadınların, gençlerin, ezilenlerin Komün’de nasıl öncü rol oynadığını gösterdi. “Komün’ün hatası” diye eleştirilen şeyler bile aslında yol gösterici oldu: Merkezi disiplin eksikliği, bankanın ele geçirilmemesi, Versay’a karşı yeterince kararlı olunmaması… Bunlar, sonraki devrimlerin “yapma” listesi haline geldi.

Unutulmayacak. Onlar, insanlığın özgürlük kavgasının ilk büyük zaferi ve ilk büyük yenilgisi oldular. Yenilgi geçiciydi; zafer ise kalıcı bir mirastı. Bugün, dünyanın dört bir yanında yeni barikatlar kurulurken, yeni Komün’ler doğarken, o 72 günlük mucizenin ışığı hala yolumuzu aydınlatıyor.!

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış