Politik Hipermetropluk Ve Müesses Nizama Sadakati

Bugün karşı karşıya olduğumuz durum, tam bir "politik hipermetropluk" vakasıdır. Binlerce kilometre ötedeki Vietnam'ı, Filistin İntifadası’nı ya da Latin Amerika gerilla hareketlerini büyük bir devrimci romantizmle selamlayan bu akıl; konu kendi coğrafyasındaki yakıcı çelişkiler, Kürt gerçekliği ve devletin güvenlik doktrinleri olunca, sosyalizmin en temel ilkesi olan "ulusların kendi kaderini tayin hakkını" askıya almaktadır.

Politik  Hipermetropluk  Ve Müesses Nizama Sadakati

Siyaset, özü itibarıyla sınıf savaşımının en yoğunlaşmış halidir. Ancak coğrafyamızda kendisini "sol" etiketle pazarlayan kimi özneler için siyaset; çelişkileri keskinleştirmek bir yana, tarihsel kriz anlarında egemen sınıfın devlet aygıtını tahkim etme, onun krizlerini sönümlendirme işlevini görmektedir.

Kendini emekten yana tarif eden, fakat pratikte sermaye düzeninin emniyet supabı olarak işleyen bu güruh; basit bir ahlaki tutarsızlığı değil, küçük burjuva sınıf karakterinin tarihsel ve yapısal zorunluluğunu temsil etmektedir. Bu, bir "hata" değil, sistemin işleyiş mantığının tezahürüdür.

Uzağı Görüp Yakına Körleşmek

Bir hareketin enternasyonalist karakteri, barış zamanlarında attığı soyut nutuklarda değil; emperyalist paylaşım, savaş konjonktürü ve ulusal sorun karşısında aldığı somut tavırda sınanır.

Bugün karşı karşıya olduğumuz durum, tam bir "politik hipermetropluk" vakasıdır. Binlerce kilometre ötedeki Vietnam'ı, Filistin İntifadası’nı ya da Latin Amerika gerilla hareketlerini büyük bir devrimci romantizmle selamlayan bu akıl; konu kendi coğrafyasındaki yakıcı çelişkiler, Kürt gerçekliği ve devletin güvenlik doktrinleri olunca, sosyalizmin en temel ilkesi olan "ulusların kendi kaderini tayin hakkını" askıya almaktadır.

Uzağı net görüp en yakındaki şovenist pratiğe karşı körleşen bu bakış açısı, enternasyonalizmi bir mücadele ilkesi değil, bir "uzak mesafe hobisi" haline getirmiştir. Tarihsel olarak II. Enternasyonal'in iflasına yol açan "kendi burjuvazisinin savaş bütçesini onaylama" ihaneti neyse; bugün "milli güvenlik" adı altında devletin hizasına geçenlerin tavrı da aynı teorik sefaletin ürünüdür.

"Devlet Fetişizmi" ve Sınıf İşbirliği

Bu körlüğün temelinde, devletin sınıflar üstü "tarafsız bir hakem" veya "kutsal bir çatı" olarak algılanması yatmaktadır. Marksist devlet teorisini işine gelmediği için reddeden bu anlayış; devleti bir baskı aygıtı olarak değil, korunması gereken bir "beka kalesi" olarak kodlar.
Dışarıdaki "düşmana" veya içerideki "terör söylemine" karşı egemen sınıfla aynı hizaya girmek; ezilenlerin bağımsız politikasını, egemen ulus şovenizmine kurban etmektir. Kendi devletinin militarizmini "vatan savunması", başka halkların direnişini "terör" parantezine alan bu dil; solun değil, resmi ideolojinin yeniden üretimidir.

Bu öznelerin "devrimcilik" iddiası, coğrafi mesafeyle ters orantılı işleyen bir mekanizmaya dayanır. Söylem, merkezden (kendi coğrafyasından) uzaklaştıkça radikalleşirken; merkeze (kendi devletine) yaklaştıkça muhafazakârlaşır. Çünkü okyanus ötesindeki bir devrimi savunmak bedelsizdir, konforludur. Ancak yanı başındaki haksızlığa, devletin zulmüne karşı durmak; konfor alanını terk etmeyi, "hain" damgası yemeyi ve bedel ödemeyi gerektirir.

Bu özneler, teorik kılıflar uydurarak (anti-emperyalizm adı altında ulusalcılık yaparak) aslında pratik bir korkaklığı gizlemektedirler. "Gerçekçilik" veya "Reel Politik" dedikleri şey; devrimci iddialardan vazgeçip, müesses nizamın sınırları içinde "makul muhalefet" yapma icazetidir.

Hegemonya ve "Makul Solculuk"

Egemen sınıf, sadece zor aygıtlarıyla değil, rıza üretimiyle de yönetir. Kendini muhalif sanan yapıların, kriz anlarında devletin resmi söylemini (beka, bölünmez bütünlük, güvenlik) kendi cümleleriymiş gibi kurması; kültürel ve ideolojik hegemonyanın solun içine ne kadar sızdığının kanıtıdır.

Düzen içi sol, sistemin antitezi değil, tamamlayıcı parçası haline gelmiştir. Onların varlık sebebi, düzeni değiştirmek değil; düzenin yarattığı öfkeyi sandıkta veya basın açıklamalarında sönümlendirerek sistemin emniyet supabı olmaktır. "Aman provokasyona gelmeyelim" diyerek sokağı kriminalize eden, meşru direniş hakkını "terörizm" parantezine alan bu akıl; aslında burjuva hukukunun bekçiliğini yapmaktadır.

Tarihsel Zorunluluk: Kangreni Kesip Atmak!

Karşımızdaki tablo bir yol kazası veya anlık bir sapma değildir. Bu; varlığını muktedirlerin onayına bağlamış, konfor alanını korumak adına sınıfın bağımsız hattını tasfiye eden küçük burjuva radikalizminin iflasıdır.
Tarihsel deneyim şunu açıkça gösterir: Düzenle kurulan "milli" uzlaşılar ve devlet aklıyla girilen flörtler, eğer köklü bir kopuşa hizmet etmiyorsa, kaçınılmaz olarak çürümeyi besler. Devletin çizdiği meşruiyet sınırları içinde hareket edenler, o sınırların aslında kendi hapishaneleri olduğunu asla göremezler.

Bugün yapılması gereken; bu uzlaşmacı anlayışla tarihsel ve örgütsel bağları kesip atmaktır. Sosyalistlerin görevi, düzenin "sol vicdanı" olmak veya devletin güvenlik kaygılarına çare üretmek değil; sermayenin her rengine ve onun resmi ideolojisine karşı bağımsız sınıf hattını inşa etmektir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış