Bir Sabahlık Trajikomedi
Ah, seher vakti! O büyülü an ki, horozlar ötmeden önce kahve makinesi homurdanmaya başlar, ve burjuvazinin hali, tıpkı dün geceki şampanya köpüğü gibi, hafifçe sönmeye yüz tutar. Düşünün bir kere: Güneş doğarken, o yüksek katlı rezidansların camlarında yansıyan ilk ışıklar, aşağıda sokakları süpüren işçilerin sırtına vurur. Burjuva efendiler ise, yataklarında dönüp dururken, “Ne olacak bu halimiz?” diye mırıldanırlar. Tabii, mırıldanmak için önce uyanmak lazım. Ama kim bilir, belki de rüyalarında devrimler görüyorlardır – kendi devrimlerini, elbette, hisse senetlerinin yükseldiği, vergilerin düştüğü bir devrim.
Gelgelelim, burjuvazinin seher vaktindeki hali, bir ironiler geçididir. Sabahın köründe, o lüks spor salonlarında koşu bandında ter dökerler, sanki hayatları bir maratondan ibaretmiş gibi. Ama ne maratonu? Bu, daha çok bir hamster çarkı: Sürekli koş, ama yerinden kıpırdama. “Sağlıklı yaşam” diye pazarlanan o yeşil smoothieler, organik çiftliklerden geliyor – peki o çiftlikleri kim işletiyor? Tabii ki, asgari ücretle çalışanlar. Burjuva, bir yudumda hem doğayı hem emeği yutuyor, sonra da Instagram’a “Günaydın, pozitif enerji!” diye post atıyor.
Düşünün ki, seher vakti burjuvazinin hali, bir borsa endeksi gibi dalgalı. Sabah haberlerini açarlar: “Ekonomi büyüyor!” diye başlık atılır. Ama büyüme kimin için? Fabrika sahipleri için mi, yoksa fabrikanın kapısındaki grevciler için mi? Burjuva, kahvaltısında avokado tostu yerken, “Evet, büyüyoruz” der içinden. Oysa avokado, Meksika’dan geliyor, kartellerin gölgesinde yetişiyor. Bir lokmada hem küresel ticareti hem sömürüyü mideye indiriyorlar. Sonra da “Sürdürülebilirlik” seminerlerine katılıp, karbon ayak izlerini hesaplıyorlar. Ah, ne güzel ironi! Kendi jetleriyle Paris İklim Anlaşması’na uçup, “Dünyayı kurtaralım” diyorlar. Peki ya işçinin ayak izi? O zaten yere yapışmış, kalkamıyor.
Ama seher vaktinin en trajik yanı, burjuvazinin kendi kendine anlattığı masallar. Sabah duşunda, sıcak su altında, “Başarı benim eserim” diye düşünürler. Oysa o su, borulardan geliyor – boruları döşeyenler kim? Tabii ki, proleterya. Burjuva, aynaya bakar: “Ben yaptım bunu!” der. Evet, yaptın, ama kimin sırtında? Tarih kitapları, burjuvaziyi kahraman olarak yazar: Sanayi Devrimi’nin mimarları, girişimciler, vizyonerler. Ama seher vakti, gerçekler gün ışığına çıkar. O vizyon, işçilerin teriyle sulanmış. Marx amca gelse, kahkahalarla gülerdi: “Kapitalistler, kendi mezar kazıcılarını yaratır” demişti. Şimdi bakın, seher vakti akıllı telefonlar öter: Uygulamalar, işçileri “gig economy” diye paketleyip sunar. Uber şoförü, Yemek sepeti kuryesi – hepsi burjuvanın kahvaltısını kapıya getirir. Ironi mi? Hayır, bu bir komedi: Burjuva, “Özgür piyasa!” diye alkış tutar, oysa piyasa, kendi özgürlüğünü zincirlemiştir.
Peki, seher vakti ne olacak bu hal? Belki bir devrim, belki bir kriz. Düşünün: Güneş doğarken, borsalar çöker, kripto paralar buharlaşır. Burjuva, pencereden bakar: Aşağıda kalabalık toplanmış. “Protesto mu?” diye sorar. Hayır, efendim, bu sefer gerçek. İşçiler, “Yeter!” diyor. Burjuva ise, panikle kahvesini yudumlar: “Ama benim yatırımlarım!” O yatırımlar, işçinin emeğiydi zaten. ironi dorukta: Burjuvazi, kendi yarattığı canavardan kaçmaya çalışır. Özel jetler havalanır, ama hava trafiği tıkanmış. “Ne olacak halimiz?” diye haykırırlar. Cevap basit: Seher vakti, her şey değişir. Güneş doğar, gölgeler uzar, ve burjuvazinin hali, tıpkı dün geceki parti gibi, dağılır gider.
Ama durun, belki de abartıyorum. Seher vakti, burjuvazi için hâlâ umut dolu. Abartmada ne zarar var ki, nasıl olsa burjuvazinin malı davarı yerli yerinde.
Sonuçta, seher vakti burjuvazinin hali, bir ayna gibidir: Parlak, ama kırılgan. İroni, her yansımada gizli. Belki yarın, her şey aynı kalır – kahve, borsa, sömürü. Belki de değişir. Kim bilir? Sabah ola, hayrola. Ama burjuvazi için, hayır mı olur, yoksa daha fazla kâr mı? Tarih karar versin. Biz ise, seher vaktinde gülümsüyoruz: Ne de olsa, ironi en iyi kahvaltıdır.
Yorumlar (0)