Amerika siyasetinde yeni bir şeyler oluyor, Amerikan sistematiğinde alışılmadık şeyler. Nato tartışma konusu, yılların müttefikleri azarlanıyor, yaptırımlarla tehdit ediliyor. Amerika'nın iç siyasetinde de asırlık kurumlar, kurallar ve teamüller altüst edilmiş durumda.
Kimi iç ve dış yorumcular Trump iktidarının bir sapma, bir hastalık, bir anomali olduğunu yazıyor. Sonuçta abd'de devlet aklının galebe çalacağını belirtiyorlar. Trump’ın diğer başkanlardan farklı, şahsına özgü, ayrıksı kimi özellikleri de bu yargıyı güçlendiriyor. Oysa, Trump iktidarının şahsında olgular, tek kutuplu dünyanın lideri, yani imparatorluk yorgunu bir hegemon devletin yeni bir düzleme geçiş sancılarının doğurduğu konjonktürel bir ihtiyacı işaret ediyor. Trump'ın sloganları ‘Önce Amerika’, ‘Amerika’yı büyük yap’ mottoları Amerikan orta sınıfında hep vardı. Nitekim uzun senelere yayılan dünya jandarmalığının ekonomi ve siyasette yarattığı yıkıcı sonuçlar öncelikli olarak orta sınıfı etkiledi. Fabrikalar kapandı, liderlik ettiği, rakipsiz olduğu kimi sektörler çöktü ya da neredeyse çöktü. Sanayi alt yapısı başka ülkelere yöneldi. Teknolojik hakimiyet de ve bu alana yatırım üstünlüğü de büyük ölçüde Çin'e kaydı. ABD ikinci dünya savaşından sonra kurduğu düzenin, lideri olduğu kadar jandarmasıydı. Bunun bir maliyeti olması kaçınılmazdı. Nitekim yıllar içinde bu durum, askeri harcamalar, dış ticaret açıkları, Çin’in kendine alan açarak hızla serpilmesinin sonuçları olarak da Amerikan içindeki orta sınıfı ve üretim havzalarını darbeledi.
Bu güçten düşme ve yorgunluk eğilimi Trump’ın sloganlarını formüle etti. İhtiyaç, artık dünya jandarmalığı yapmak yerine kendi ekonomik ve sosyal yapısını onarma, yani korumacılık olarak şekillendi. Toplumsal hoşnutsuzluk ve başkent elitlerine duyulan öfke de Trump ve kurmaylarının oyununu üzerlerine kurduğu bir kitlesel temeli oluşturdu. Trump neredeyse birbirine çok benzeyen, uzun yıllar hüküm süren ve iki partiye dayanan müesses nizamın/statükonun tekerine çomak sokan bir lider olarak sivrildi. Bu anlamda Trump ne bir sapma, ne de bir hastalık olarak nitelenebilir. Trump iktidarı tamamen Amerika’ya içkindir ve ABD süper devletinin dönemsel ihtiyacının bir ürünüdür.
Trump’ın gardiyanlık bedeli ister gibi müttefiklerinden savunma harcamalarını büyük oranda artırma talepleri gümrük vergilerini yükseltme tehditleri, Amerikan toplumunda ‘niye faturayı biz ödüyoruz?’ gibi yaygın endişeye verilen bir cevap gibi görünüyor. Hakeza NATO’yu sorgulaması…
Trump iktidarı, ABD'nin 20. yüzyıldaki "tek kutuplu dünya lideri" rolünden, 21. yüzyılın "kendi çıkarını maksimize eden büyük gücü" rolüne geçiş sancısını temsil ediyor. Bu anlamda Trump iktidarı ne bir sapmadır, ne de bir hastalık.

Ancak Trump iktidarı, iç ve dış medyanın çok sevdiği ve şahsında cisimleştirdiği Trump magazininden de ibaret değildir. Trump Amerika’nın egemenlerinin güçlü ve giderek öne çıkan kliğinin sadece bir figürüdür. Amerika’nın bu zorlu dönemden çıkışına rehberlik etmek isteyen egemen kliklerin popüler gücüdür.
İyi de yapılanlar bir çelişkiye işaret etmiyor mu?
Kimi yorumcular Trump iktidarının başlangıçta formüle ettiği sloganlara bakarak Amerika’nın içe kapanacağı zehabına kapılmışlardı. Öyle bakınca Amerika’nın bugünkü savaşçı, agresif siyaseti çelişki gibi görünüyor. Oysa Amerika’nın yeni iktidarı, ‘herkes belirlediği kendi bölgesinde(örneğin ABD için Latin Amerika) sınırsız egemenlik hakkına sahiptir’ ya da yeni belirlediği bölgelerde(Grönland) egemenlik talep etmekte sınırsız hak sahibidir’ doktrinini uyguluyor. Ortadoğu’nun tayin edici önemi de, bu bölgenin ABD’nin asla vazgeçemeyeceği bir egemenlik alanı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda Trump iktidarının ABD’nin emperyalist, hegemon karakteri ile hiçbir sorunu yoktur. Tam tersine, bu yeni egemen klik yeni atılımlar için Amerika’yı daha da güçlendirme stratejik hamlesini temsil etmektedir. Ancak amansız hegemonya rekabeti dolayısıyla Trump iktidarı,Latin Amerika ve Ortadoğu’da izlediği haydutluk/savaşçı siyaset ve Avrupa’da müttefikleriyle ortaya çıkan sorunlar paralelinde ciddi engellerle karşı karşıyadır. Hakeza Amerika içinde büyüyen muhalefet karşısında da.
Sonuç olarak;
ABD müesses nizamı yeniden yapılanmanın, bir anlamda geçiş döneminin sancılarını yaşıyor. ‘Önce Amerika, Amerika’yı Büyük Yap’ politikaları, dünya çapında devam eden amansız rekabet ve halen devam eden savaş bölgelerinin varlığında nereye evrilecek göreceğiz. Daha da ötesi Trump liderliği her türlü öngörülemezliği ile bu yenilenme sürecini yönetebilecek midir ya da bu yenilenme ihtiyacını başka bir liderlik mi devralacaktır. Ve daha önemlisi Çin stratejik hamlelerle adım adım büyüyor. Bütün dünya-özellikle pasifik, Latin Amerika ve Ortadoğu- rekabet alanı. Her hal ve şartta Amerikan müesses nizamı yenilenmek(!) zorunda. Trump'la ya da Trump'sız. Eski nizam tıkandı. Bu gelişmenin dünya çapında sonuçlar doğurması da kaçınılmaz. Nitekim dünyanın 2. dünya savaşından sonra oluşturulmuş olan kurumsal yapısı da çökmüş durumda.
Yorumlar (0)