Hrant'ın Sebat Apartmanı önünde öldürülmesinin üstünden19 yıl geçti. Her sene olduğu gibi bu sene de tüm Türkiye'de Hrant'ın Arkadaşları tarafından anmalar düzenlendi. Bu sene aynı zamanda Hrant Dink ve arkadaşlarının ön ayak olduğu AGOS Gazetesinin kuruluşunun 30.Yılı etkinlikleri de de vardı.

İstanbul'daki anmada, yoğun kar yağışına rağmen İstanbullular, eski AGOS Gazetesinin (şu anda Hrant Dink Hafıza Merkezinin) bulunduğu Sebat Apartmanı önünde toplandı. Anma her sene olduğu gibi burada gerçekleştirildi. Gece Sebat Apartmanına Hrant'ın resminin bulunduğu yansı, yansıtıldı.

Ankara'daki anmalar ise Sakarya Caddesinde yapıldı. Anma'da Hrant'ın bir gazeteci olduğu hatırlatılarak, geçtiğimiz aylarda öldürülen Hakan Tosun'dan başlayarak öldürülen, Metin Göktepe, Musa Anter, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi ve diğer gazetecilerin de isimleri sayılarak anma gerçekleştirildi...

Datça'daki anma, Datça Demokrasi Platformunun çağrısıyla, Bülent Ecevit Kültür Merkezinde Hafıza Yetersiz Filminin toplu gösterimi olarak yapıldı. Film gösterimi öncesinde Dayanışma Datça'nın katkılarıyla Hrant Dink anmalarından derlenen fotoğraflar, müzikler ve yaşamına dair kısa bilgilerle desteklenen bir çoklu-video gösterimine de yer verildi. Film gösterimi öncesi Datça Demokrasi Platformu tarafından salondakiler saygı duruşuna çağrıldı ve Hrant Dink için hazırlanan konuşma metni de okundu.

Anma'da gösterilen "Hafıza Yetersiz" filmi, Hrant Dink Vakfı'nda toplanan Hrant'la ilgili konuşmalarından derlenen, Ümit Kıvanç'ın tasarladığı bir film. Film 2022 yılında tamamlandı. Hrant Dink Vakfının Web Sitesinde Filmin tanıtımı şöyle yapılmış:
“Ümit Kıvanç’ın tasarlayıp kurguladığı Hrant Dink’in sözünü renge, şekle ve sese büründürerek aktaran ‘Hafıza Yetersiz’ filmi, Hrant Dink’e ve onun sözüne yaşam alanı tanımayan ‘sistem’in nerelerde ‘hata verdiğini’ gözler önüne seriyor. Hrant Dink’i hedef haline getiren tutkusuna tanık olurken şu zor günlerde onun kendi sesinden dinleyeceğimiz Türkiye ve dünya hayalini bu filmde izleyebilirsiniz (Tanıtım metni: Hrant Dink Vakfı - bkz: https://www.agos.com.tr/tr/galeri/hafiza-yetersiz-hrant-dink-icin-bir-film-umit-kivanc-38115)"... Filmi yeniden izlemek isteyenler için Hafıza Yetersiz filminin dijital kopyasına Hrant Dink Vakfının Web Sitesinden erişmek mümkündür:
Anma'da Datça Demokrasi Platformunun Hrant Dink'le ilgili hazırladığı metin, Gönül Mesçi ve Serdar Otrav tarafından okundu:
Hrant Dink, bir halkın sessiz çığlığını duyurmak için kalemini aydınlanmanın çalar saati yerine koyan bir adamdı. İstanbul’un dar sokaklarında, tarihsel yaraların gölgesinde doğmuş, büyümüş biri olarak, Ermeni kimliğinin ağırlığını sırtında taşırken, barışın yolunu seçti. Mücadelesi, sadece kendi halkı için değil, tüm toplum için bir uyanış çağrısıydı. Karanlıkta kalmış acıları gün ışığına çıkarmak, kin tohumlarını söküp atmak istiyordu. Bu yolda, Agos gazetesini kurdu; bir köprü olsun diye, iki dünya arasında. Türkçe ve Ermenice sesler karışsın, anlaşmazlıklar diyalogla erisin diye. O gazete, sadece haber sayfaları değildi; bir vicdan aynasıydı, toplumun yüzüne tutulmuş.
Barışçıl bir dilin gücüyle, Ermeni meselesini masaya yatırdı. Toplumsal yüzleşme, onun için kaçınılmaz bir zorunluluktu. Kelimeleriyle yaraları sarmaya çalıştı, nefret duvarlarını aşındırmaya. “Biz buradayız, bu toprakların parçasıyız,” diyordu sessizce, ama kararlılıkla. Geçmişin hayaletlerini kovmak için, bugünün gerçekleriyle yüzleşmeyi savunuyordu. Bu çaba, kolay değildi; aksine, tehlikeliydi. Açıkça tehdit edildi, ölüm fermanları gibi sözler dolaştı etrafında. Karanlık sesler, onu susturmak için pusuda bekliyordu. İktidar ise, bu tehditleri görmezden geldi; gerekli güvenliği sağlamadı. Sanki bir kader yazılmıştı, ama o kaderi yazanlar, ellerini kirletmeden izliyorlardı.
Güvercin tedirginliğinde yaşadı Hrant. Her adımında, kanat çırpışlarında bir korku vardı; ama o korku, onu yerinden oynatmadı. Ülkesini terk etmek, bir seçenekti belki, ama onun için ihanet gibiydi. “Burası benim vatanım,” diyordu içinden, köklerini söküp atmayı reddederek. Tehlikenin kokusunu alsa da, kaçmadı; kaldı, savaştı. Son nefesine kadar, barışçıl yol ve yöntemlerle fikirlerini taşıdı topluma. Silah yerine kelime, şiddet yerine diyalog seçti. Barışın elçisiydi o; bir köprü kurucusu, bir aydınlatıcı. Karanlık güçlerin hedefi oldu tam da bu yüzden. Silahlı eller, onun sesini kesmek için tetiğe bastı. Bir kurşunla susturdular bedeni, ama ruhu hala yankılanıyor.
Her şeyi, tetik çeken bir çocuğa yüklediler. Sanki o çocuk, tek başına bir canavar, tek başına bir katil. Karanlık güçleri aklamak için, dosyaları kapattılar, soruşturmaları yarım bıraktılar. Ama toplumun vicdanında aklanmadılar. O kurşun, sadece Hrant’ı vurmadı; bir halkın umudunu, bir ülkenin adaletini de yaraladı. Faili meçhul kaldı, ama aslında faili malum. Derinlerde gizlenen eller, emirler veren gölgeler… Onlar hala orada, hesap vermeden. Hrant’ın ölümü, bir son değil; bir başlangıç olmalıydı. Barış için, yüzleşme için, adalet için.
Düşünün, bir adamın kalemi nasıl bir tehdit olabilir? Nasıl bir güç, silahsız bir sesi korkar? Hrant, bu soruların cevabını yaşayarak verdi. Agos’un sayfalarında, köşe yazılarında, her kelimesinde bir isyan vardı; ama o isyan, kan dökmeyen, kin beslemeyen bir isyandı. Ermeni meselesini, bir tabu olmaktan çıkarıp, ortak bir yara haline getirmek istedi. Toplumun her kesiminden insan, onun sözlerini duydu; bazıları alkışladı, bazıları öfkelendi. Tehditler yağdı üzerine, mahkemeler sürdü, ama o durmadı. “Barış, korkakların işi değil,” der gibiydi hali. Güvercin gibi tedirgin, ama kartal gibi kararlı.
İktidarın ihmali, bir cinayetten farksızdı. Güvenlik sağlamamak, göz yummak demekti. Oysa Hrant, devletin koruması altında olmalıydı; fikir özgürlüğünün bekçisi olarak. Ama hayır, yalnız bırakıldı. Ülkesini terk etmemesi, bir kahramanlık mıydı yoksa bir trajedi mi? Belki ikisi de. Köklerini bırakmadı, ailesini, halkını, vatanını. Son nefesine kadar, barışçıl yöntemlerle mücadele etti. Konuşmalar yaptı, yazılar yazdı, köprüler kurdu. Barışın elçisi olarak, silahlı karanlık güçlerin nişangahı oldu. O güçler, korkaktı; çünkü ışıkta yaşayamazlardı.
Ve sonra, o gün geldi. Tetik çekildi, bir çocuk eliyle. Ama o çocuk, sadece bir piyondu. Gerçek katiller, emri verenler, planlayanlar… Onları aklamak için, mahkemeler tiyatro sahnesine döndü. Dosyalar kapandı, deliller kayboldu. Toplumun vicdanında ise, o yara açık kaldı. Aklanmadılar, aklanamayacaklar. Faili malum, adalet gecikmiş. Hrant’ın mirası, bu adaletsizliğe karşı bir haykırış. Barış için, yüzleşme için, özgürlük için.
Bugün, Hrant’ı anmak, sadece geçmişe ağıt yakmak değil; geleceğe söz vermektir. Agos hala yayınlanıyor, onun ruhuyla. Ermeni meselesi, hala tartışılıyor, onun sayesinde. Tehditlere rağmen, barışçıl dil hakim olmaya çalışıyor. Güvercin tedirginliği, belki hepimizde var; ama ülkeyi terk etmemek, kalmak ve savaşmak… İşte o, Hrant’ın dersi. Son nefesine kadar, fikirlerini taşıdı; barışın elçisi olarak. Karanlık güçler, onu vurdu; ama yenemedi. Çünkü fikirleri ölmez, vicdanlar susmaz.
Hrant Dink’in hikayesi, bir halkın hikayesi. Mücadelesi, Agos’la başladı; barışçıl çabalarıyla büyüdü. Tehditler, güvenlik ihmalleri, terk etmeme kararlılığı… Hepsi, bir trajedinin parçaları. Ama o trajedi, umudu doğurmalı. Tetik çeken çocuğa yüklenen suç, karanlıkları aklamaz. Toplum vicdanı, gerçeği biliyor. Faili malum, adalet gelecek. Hrant, senin gibi elçilerle.
Yorumlar (0)