10 gençten 7'si ailesiyle yaşıyor

Gazeteci Melisa Gülbaş aposto.com haber sitesinde, "Research İstanbul"un 26 ilde, 18-30 yaş arası 2 bin gençle yaptığı “Nesil Künyesi 2025” araştırmasının sonuçlarını, Ekonomist Can Selçuki'ni yorumlarıyla haberleştirdi. Selçuki'ye göre "Türkiye’de gençlik bir kültürel krizden çok, bir ekonomik kilitlenme yaşıyor. Bu kilidi açmadan gençlerden ne siyasal katılım ne girişimcilik ne de toplumsal dinamizm beklemek mümkün."

10 gençten 7'si ailesiyle yaşıyor

Her 10 gençten 7'si ailesiyle yaşıyor: Gençler neden artık ekonomik bağımsızlığa daha geç ulaşıyor?

Research İstanbul’un araştırmasına göre Türkiye’de her 10 gençten 7’si ailesiyle yaşıyor; gençlerin %55'i ailesinden düzenli maddi destek alıyor. Ekonomist Can Selçuki, "Türkiye’de gençlik bir kültürel krizden çok, bir ekonomik kilitlenme yaşıyor. Bu kilidi açmadan gençlerden ne siyasal katılım ne girişimcilik ne de toplumsal dinamizm beklemek mümkün" diyor.

Türkiye’de gençler, ekonomik koşulların ağırlaşması, geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı ve maaşların yetersizliği nedeniyle giderek ailelerine daha çok ve daha uzun süre bağımlı kalıyor. Artan kira ve gıda fiyatları, gençlerin kendi başlarına yaşamalarını zorlaştırırken, düzenli geliri olan gençler dahi ailesinden maddi destek almadan hayatını sürdüremiyor.

Research İstanbul’un 26 ilde, 18-30 yaş arası 2 bin gençle yaptığı “Nesil Künyesi 2025” araştırması da bu tabloyu doğruluyor.

10 gençten 7'si ailesiyle yaşıyor

Her 10 gençten 7’si ailesiyle birlikte yaşıyor

Araştırmaya göre Türkiye’de her 10 gençten 7’si hâlâ ailesiyle birlikte yaşıyor. Gençlerin büyük bir kısmı ekonomik bağımsızlığa ulaşamazken, yalnızca %24’ü birikim yapabiliyor. Yani her 10 gençten sadece 2’si kenara para koyabiliyor. İstediği düzeyde birikim yapabildiğini söyleyen gençlerin oranı ise %6.

Araştırma, birikim yapabilen gençlerin büyük çoğunluğunun bunu kendi gelirleriyle değil, aileden kalan varlıklar sayesinde yaptığını ortaya koyuyor. Ev ya da araba mirası, kira yükünün olmaması gibi avantajlar, gençler arasındaki ekonomik eşitsizliği daha da görünür kılıyor. Birikim tercihlerinde ise gençlerin yetişkinlerle benzer şekilde altına yöneldiği görülüyor; borsa ya da kripto para gibi araçlar beklenen yaygınlığa ulaşmıyor.

Ekonomik bağımlılık yalnızca barınma ile sınırlı değil. Araştırmaya göre her 10 gençten 6’sı, yani %55’i ailesinden düzenli maddi destek alarak yaşamını sürdürüyor. Çalışan ve düzenli maaş alan gençler de bu tablonun dışında değil. Düzenli geliri olan her 10 gençten 3’ü, aile desteği olmadan hayatını devam ettiremiyor.

Bu durum gençlerin yalnızca ekonomik değil, kişisel karar alma süreçlerini de etkiliyor. Araştırmaya göre gençler eğitim hayatı, meslek seçimi ve ailevi sorumluluklar gibi temel alanlarda bağımsız karar almakta zorlanıyor. Gençlerin görece daha özgür hissettikleri alanlar ise evlenmek, çocuk sahibi olmak ve kime oy vereceklerine karar vermekle sınırlı kalıyor.

“Nesil Künyesi 2025” araştırması, gençlerin iş hayatından beklentilerine de ışık tutuyor. Gençler için en önemli taleplerin başında iyi bir maaş, iş güvencesi ve güçlü yan haklar geliyor.

Düşünüldüğünün aksine, evden ya da esnek çalışma modelleri gençlerin öncelikli talebi değil. Ailesiyle yaşayan gençler, evden çalışmaktan ziyade evden çıkmak istiyorlar.

Can Selçuki: ‘Z kuşağı profili gençlerin büyük çoğunluğunu temsil etmiyor’

Research İstanbul’un kurucusu, araştırmacı ve ekonomist Can Selçuki’ye göre “Nesil Künyesi 2025” araştırmasının en çarpıcı bulgularından biri, kamuoyunda yaygın biçimde anlatılan “Z kuşağı” profilinin Türkiye'deki gençlerin büyük çoğunluğunu yansıtmaması.

Aposto'ya konuşan Selçuki, araştırmanın ortaya koyduğu tabloyu şu sözlerle anlatıyor:

“Araştırmaya göre 18-30 yaş grubunun yalnızca %23’ü bu popüler anlatıyla örtüşüyor. Geri kalan büyük kesim çok daha temkinli, güvenceli bir hayat arayan, maddi gerçeklere odaklanan bir gençlik profili çiziyor. Bu, gençlerin ‘sabırsız’, ‘kuralsız’ ya da ‘bağlanmak istemeyen’ bireyler olduğu yönündeki genellemelerin veriye dayanmadığını net biçimde gösteriyor.”

Araştırmaya göre gençlerin %70’inin ailesiyle birlikte yaşamasının yalnızca bir barınma meselesi olmadığına dikkat çeken Selçuki, bunun gençlerin karar alma özgürlüğünü doğrudan etkileyen yapısal bir sorun olduğunu vurguluyor:

“Gençler kendi başlarına aldıkları kararlardan daha az pişmanlık duyuyor. Ailenin belirleyici olduğu alanlarda pişmanlık oranı belirgin şekilde artıyor. ‘Tek maaşla geçinmenin imkansız olması’ gençleri yalnızca ekonomik olarak değil, psikolojik ve sosyal olarak da ergenlikte sıkışmış bir yetişkinliğe itiyor. Kendi hayatına dair söz söyleyememek, uzun vadede özgüven, risk alma ve girişimcilik kapasitesini de törpülüyor.”

Çalışarak kapanamayacak bir servet farkı

Araştırma, gençlerin yalnızca %24’ünün birikim yapabildiğini; “istediği kadar birikim yapabildiğini” söyleyenlerin oranının ise sadece %6 olduğunu ortaya koyuyor. Selçuki, birikim yapabilen gençlerin büyük bölümünün bunu miras, aileden kalan ev ya da araba ya da kira ödememe gibi avantajlar sayesinde yaptığını belirtiyor:

“Bu durum, gençler arasında çalışarak kapanamayacak bir servet farkı yaratıyor. Aynı maaşı alan iki gençten biri aileden aldığı destek sayesinde yatırım yapabilirken diğeri yalnızca ayı kurtarmaya çalışıyor. Bu da eşitsizliğin kuşaklar arası kalıcı bir yapıya dönüşmesine neden oluyor.”

Neler yapılmalı?

Selçuki’ye göre, mevcut tabloyu tersine çevirmek için en acil politika alanı gençlerin gelir-güvence dengesini güçlendirmek:

“Çözüm, soyut gençlik politikalarından değil; genç istihdamında asgari ücretin üzerinde başlangıç maaşları, kirayı ve yaşam maliyetini dengeleyen bölgesel ücret politikaları, ilk iş ve ilk konut dönemini destekleyen hedefli sosyal politikalar üzerinden ilerlemeli. Aksi hâlde gençlerden ‘risk almasını’, ‘yaratıcı olmasını’ beklemek gerçekçi değil.”

Selçuki, geçmiş nesillerle kıyaslandığında bugünün gençlerinin daha sınırlı imkanlara sahip olduğunu da vurguluyor:

“Önceki kuşaklar tek gelirle ev kurabilirken, bugünün gençleri iki maaşla bile bağımsız bir yaşam kurmakta zorlanıyor. Bu yüzden bugünün gençliği ‘isteksiz’ değil, temkinli. Geleceğe dair büyük anlatılardan çok, ay sonunda ayakta kalmaya odaklı bir rasyonalite geliştiriyorlar. Bu da onları sanılandan daha gerçekçi ama daha kırılgan bir kuşak hâline getiriyor.

Gençlerin beklentileri soyut değil, tamamen maddi ve güvenlik temelli. ‘Anlam arayışı’, ‘esneklik’, ‘özgürlük’ gibi kavramlar ancak asgari ekonomik zemin sağlandığında anlam kazanıyor. 'Nesil Künyesi 2025' bize şunu söylüyor: Türkiye’de gençlik bir kültürel krizden çok, bir ekonomik kilitlenme yaşıyor. Bu kilidi açmadan gençlerden ne siyasal katılım ne girişimcilik ne de toplumsal dinamizm beklemek mümkün.”

‘Tek başıma yaşayabilmem mevcut koşullarda mümkün değil’

28 yaşındaki Ahmet, düzenli bir geliri olmasına rağmen ailesiyle birlikte yaşamak zorunda kalan gençlerden biri. Ankara’da yaşayan ve muhasebe memuru olarak çalışan Ahmet, özellikle kira ve gıda enflasyonunun gençlerin bağımsız bir hayat kurmasını neredeyse imkânsız hâle getirdiğini söylüyor.

Ahmet, düzenli bir işi ve geliri olmasına rağmen kendi evine çıkamadığını söylüyor:

“Aile evinde kaldığım için fatura gibi masraflarım yok ama zaman zaman market alışverişini ben yapıyorum. Aylık ortalama 6-7 bin lira civarında bir harcamam oluyor.”

Ahmet’e göre ailesiyle yaşamak bir tercih değil, zorunluluk:

“Ev alma ya da kiralama durumum yok. Tek başıma yaşamak istesem bile mevcut koşullarda bunu karşılayabilmem mümkün değil.”

Ahmet, çevresinde benzer durumda çok sayıda genç olduğunu da anlatıyor; bu gençlerin bir kısmının görece daha iyi sosyoekonomik koşullara sahip olmasına rağmen yine de bağımsız yaşam konusunda ciddi dezavantajlar yaşadığını vurguluyor.

Gençlerin ekonomik bağımsızlığını en çok etkileyen faktörlerin başında kira ve gıda enflasyonu geldiğini belirten Ahmet, “Tek maaşla yaşamak artık neredeyse imkansız. Kira ve gıda fiyatları tek başına yaşayan biri için en büyük yük. Bu durum sadece maddi değil, sorumluluk alma ve hayatı yönetme süreçlerini de geciktiriyor” diyor.

‘Bu tabloyu yaratan herkes sorumlu’

Ahmet’e göre gençlerin bağımsız yaşayamaması, bireysel bir sorun olmanın ötesinde, ekonomik ve siyasi tercihlerle doğrudan bağlantılı:

“Özellikle kira ve gıda enflasyonu gençleri olumsuz etkiliyor. Sorumluluk alma ve ekonomiyi yönetme gibi konularda gençlerin görece daha geç olgunlaştığını söyleyebilirim. Bunun en temel nedeni, tek maaşla yaşamanın neredeyse imkansız hâle gelmiş olması. Kira ve gıda enflasyonu, tek maaşla yaşamayı güçleştiren en büyük iki sebep bence.

Bağımsız yaşama meselesine gelince... Aslında sorumluluk ve ekonomik bağımsızlığın daha geç kazanılması da bağımsız yaşayamamanın bir sonucu. Bu tablonun sorumlusu ise önlem alınabilecekken bu önlemleri almayan ve almamakta ısrar eden herkes.”

Ahmet, Research İstanbul’un “Nesil Künyesi 2025” araştırmasındaki verilerin kendi deneyimiyle birebir örtüştüğünü söylüyor:

“18-30 yaş arasında bu kadar gencin ekonomik bağımsızlığını kazanamamış olması ve hâlâ aile desteğiyle varlık mücadelesi vermesi, gerçekten insanı derinden yaralayan bir durum. Bu veriler maalesef benim de yaşadıklarımla örtüşüyor. Aile evinde yaşamak bir tercih değil, zorunluluk hâline geliyor; bu da insanı birçok açıdan yaralayan bir durum.”

‘Ailem emekli, onlardan maddi destek aldığım için kendimi suçlu hissediyorum’

Aposto’ya konuşan 20 yaşındaki Burak ise Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi. Bir serada yarı zamanlı çalışan Burak da ailesinden maddi destek aldığını söylüyor:

“Bu destek daha çok kira ve temel ihtiyaçlar için. Ailem emekli olduğu hâlde bu desteği aldığım için içim bunalıyor, kendimi huzursuz ve suçlu hissediyorum. Ancak çalışıyor olmama rağmen aile desteği almadan yaşamımı sürdürmem mümkün değil.”

Eskişehir'de tek başına yaşayan Burak’ın kirası 10 bin lira. Faturalar ve mutfak masraflarıyla birlikte aylık giderinin yaklaşık 18 bin lirayı bulduğunu belirten Burak, yaşadığı koşulları şöyle anlatıyor:

“Kötü bir mahallede 1+1 bir evde yaşıyorum. Maalesef çalıştığım hâlde düzenli bir gelirim yok. Ailem o ay ellerinde ne varsa ancak o kadar gönderebiliyor.”

Burak, çevresinde de benzer koşullarda yaşayan çok sayıda genç olduğunu söylüyor:

“Çoğu ya ailesiyle yaşıyor ya da aile desteğiyle ayakta durabiliyor. Bağımsız yaşayanlar ise sürekli ekonomik baskı altında. Bu yüzden derslerine yeterince vakit ayıramıyorlar; derse geldiklerinde genellikle uykusuz ve yorgun oluyorlar. Bu durum akademik hayatlarını doğrudan etkiliyor.”

Mevcut ekonomik koşulların gençlerin hayatını ciddi biçimde kısıtladığını belirten Burak, tek maaşla geçinmenin artık mümkün olmadığını ifade ediyor:

“Enflasyon, barınma krizi ve düşük ücretler nedeniyle tek maaşla geçinmek ve bağımsız yaşamak neredeyse imkânsız hâle geldi. Gençler ya ailesine bağımlı kalmaya ya da eğitiminden ve sosyal hayatından feragat etmeye zorlanıyor. Bunun sorumlusu bireyler değil; yıllardır barınmayı ve temel ihtiyaçları piyasaya terk eden, emeği değersizleştiren siyasi ve ekonomik politikalar.”

‘Ev kiralamayı düşünmüyorum bile’

26 yaşındaki Elif de düzenli bir geliri olmasına rağmen ailesiyle birlikte yaşamak zorunda kalan gençlerden biri. İstanbul’da yaşayan Elif, kurumsal firmada tam zamanlı bir ofis çalışanı. Maaşına rağmen kendi evine çıkmanın mümkün olmadığını söylüyor:

“Kira, fatura ve temel giderleri düşündüğümde tek başıma yaşamak şu an benim için gerçekçi değil. Aile evinde kalmak zorundayım. Ailemden maddi destek de alıyorum.”

Aylık gelirinin büyük kısmının ulaşım, gıda ve kişisel harcamalara gittiğini belirten Elif, “Dışarıdan bakıldığında çalışıyorum ve maaş alıyorum ama ay sonunda kenara para koymak neredeyse imkânsız. Ev kiralamayı düşünmüyorum bile” diyor.

“Üniversite bitirmiş, tam zamanlı çalışan ama hâlâ ailesiyle yaşayan çok fazla arkadaşım var. Bu bir tercih değil, mecburiyet” diye konuşan Elif, ekonomik bağımsızlığa 26 yaşında olmasına rağmen ulaşamadığını ifade ediyor.

Yayına hazırlayan can çınar

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış