Küresel Barış Mücadelesinin Aciliyeti
Financial Times’ın haberine göre ABD yönetimi, Avrupa’daki nükleer caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek ve müttefiklerini “rahatlatmak” gerekçesiyle yeni ve tehlikeli seçenekleri masaya yatırmış durumda. Washington, NATO bünyesindeki nükleer paylaşım düzenlemesini mevcut altı ülkenin ötesine taşımayı ciddi şekilde değerlendiyor. Habere göre, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip askeri platformların, NATO üyesi olmayan bazı Avrupa ülkelerine de konuşlandırılması gündemde. Konuya yakın kaynaklar, ABD’nin ek nükleer konuşlandırma seçeneklerine oldukça açık yaklaştığını belirtiyor.
Bu gelişme, Soğuk Savaş döneminden kalma nükleer paylaşım mekanizmasının daha da genişletilmesi anlamına geliyor. Şu anda Belçika, Almanya, İtalya, Hollanda, Türkiye ve Yunanistan’da Amerikan nükleer silahları bulunuyor. Yeni plan, bu çemberi genişleterek Avrupa’nın daha fazla ülkesini doğrudan nükleer hedef haline getirme riskini artırıyor. Resmi söylem “müttefikleri rahatlatmak ve Rusya’ya karşı caydırıcılığı güçlendirmek” olsa da, gerçekte bu adım kıtada yeni bir silahlanma yarışı doğuruyor ve gerilimi tırmandırıyor.
Nükleer silahların yayılması, savunma amaçlı olmaktan çoktan çıkmıştır. Pentagon’un varlık gerekçesi, uzun zamandır “savunma”dan ziyade sürekli silahlanma, askeri üstünlük ve savaş endüstrisini beslemektir. Her yeni nükleer konuşlandırma, askeri sanayi kompleksinin kârını büyütürken, halkların güvenliğini azaltmaktadır. NATO ise bu mekanizmanın en önemli aracıdır. Kurulduğu günden beri savunma ittifakı görüntüsü altında saldırgan bir savaş örgütü olarak faaliyet gösteren NATO, Yugoslavya’dan Afganistan’a, Libya’dan Irak’a kadar birçok müdahalenin öncüsü olmuştur. Bugün de Avrupa’yı nükleer bir cephaneliğe dönüştürme gayreti, ittifakın gerçek karakterini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Bu politikalar, kıtada yaşayan milyonlarca insanın geleceğini hiçe saymaktadır. Nükleer silahların varlığı zaten başlı başına bir tehditken, bunların daha fazla ülkeye yayılması kazalara, provokasyonlara ve nihayetinde nükleer bir çatışmaya davetiye çıkarmaktadır. İklim krizi, yoksulluk, göç ve salgın gibi küresel sorunlarla boğuşan bir dünyada, trilyonlarca doların nükleer silahlara ve askeri harcamalara aktarılması akıl dışı ve ahlaki açıdan kabul edilemez bir durumdur.
NATO Savaş Örgütü Dağıtılmalı
Tam da bu noktada Küresel Barış Hareketi kendini dayatmaktadır. Barış mücadelesinin en temel hedeflerinden biri, NATO’nun dağıtılmasıdır. Savaşsız, sömürüsüz, adil bir dünya ancak bu emperyalist askeri yapının tasfiyesiyle mümkün olabilir. Barış yanlıları, nükleer silahların tümden ortadan kaldırılmasını, askeri blokların lağvedilmesini ve kaynakların halkların ihtiyaçlarına yönlendirilmesini savunmalıdır.
Avrupa halkları, hükümetlerinin ABD’nin nükleer maceralarına alet olmasına karşı sesini yükseltmelidir. Almanya’da, İtalya’da, Belçika’da olduğu gibi nükleer silahların konuşlandığı ülkelerde barış eylemleri artmalı, yeni ülkelerin bu tehlikeli oyuna dâhil edilmesine izin verilmemelidir. Türkiye’de de NATO karşıtlığı, anti-emperyalist tutumun en önemli bileşenlerinden biri olmalıdır. Çünkü NATO’nun varlığı, hem bölgesel gerilimleri körüklemekte hem de ülkelerin egemenlik hakkını Washington’un stratejik çıkarlarına feda etmektedir.
Sonuç olarak, Financial Times’ın ortaya çıkardığı bu plan, sadece bir teknik düzenleme değil, emperyalist hegemonyanın yeni bir halkasıdır. Bu politikalar durdurulmadığı takdirde Avrupa, yeni bir soğuk savaşın değil, sıcak bir çatışmanın eşiğine sürüklenebilir. Barış güçlerinin görevi nettir: NATO’ya karşı mücadeleyi büyütmek, nükleer silahlara hayır demek ve sömürüsüz, savaşsız bir dünya için örgütlenmek.
Bu mücadele, yalnızca bir avuç barışseverin değil, emekçilerin, gençlerin, aydınların ve tüm ezilenlerin ortak davasıdır. Geleceğimizi nükleer savaş tehdidi altında yaşamayı reddediyoruz. Barış, ancak direnişle kazanılabilir.
Yorumlar (0)