Son 5 yılda hem Avrupa birliği ülkelerinde hem de ABD’de belirgin bir silahlanma ve savunma bütçesi artışı yaşandı. Bu süreç artık yalnızca “savunma modernizasyonu” değil; birçok uzman tarafından yeni bir küresel silahlanma yarışı olarak değerlendiriliyor.
1.AB ülkeleri ve ABD’nin son 5 yıldaki silahlanma yarışı trendi
Avrupa Birliği’nde durum: “Yeniden silahlanma dönemi” 2020 sonrası özellikle üç gelişme Avrupa’da savunma politikalarını kökten değiştirdi:
-Rusya’nın Ukrayna saldırısı
-ABD’nin NATO’ya yönelik katkılarını azaltabileceği söylemleri ve AB ülkelerine yönelik NATO’ya daha fazla katkıda bulunması yönündeki baskıları
-Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi ile artan Çin-Rusya eksenine dair güvenlik kaygıları
Bunun sonucu olarak:
AB ülkelerinin toplam savunma harcaması 2020–2025 arasında yaklaşık %63 arttı. 2025’te AB savunma harcamalarının yaklaşık 381 milyar avroyu geçmesi bekleniyor. Savunma yatırımları (tank, füze, hava savunma sistemi, drone, mühimmat vb.) 2024’te %42 arttı.
Özellikle şu ülkeler radikal bütçe artışına gitti:
Almanya, Soğuk Savaş sonrası en büyük askeri genişleme programını başlattı.
Polonya, NATO içinde GSYH’ye oranla en yüksek savunma harcaması yapan ülkelerden biri oldu.
Fransa, Nükleer caydırıcılık ve Avrupa savunma özerkliği, bir çeşit Avrupa Nato’su vurgusunu artırdı. Baltık ülkeleri, Rusya tehdidi algısıyla hızlı askerileşme süreci yaşıyor.
Avrupa artık yalnızca ABD’den silah satın alan bir yapı değil; kendi savunma sanayisini büyütmeye çalışan bir blok haline geliyor.
ABD’de durum:
ABD zaten dünyanın en büyük askeri gücüydü; ancak son 5 yılda odağı değişti:
Öncelikler:
Çin’e karşı Pasifik askeri dengesi
Yapay zekâ destekli savaş sistemleri
Hipersonik füze yarışı
Uzay ve siber savaş
Donanma modernizasyonu
ABD’nin yıllık askeri bütçesi:
2020’de yaklaşık 778 milyar dolar civarındaydı. 2025’te 900 milyar dolar seviyesine yaklaştı. ABD hâlâ dünya toplam askeri harcamalarının yaklaşık %35-40’ını tek başına yapıyor. ABD’nin stratejisi artık, “Terörle mücadele” yerine “büyük güç rekabeti” özellikle: Çin, Rusya eksenine karşı şekilleniyor.
2.Dünyada silahlanma yarışının geldiği seviye tarihi boyutlara ulaştı.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre: 2024 küresel askeri harcaması: 2.718 trilyon dolar. Bu, Soğuk Savaş sonrası görülen en hızlı yıllık artışlardan biri. Küresel askeri harcamalar 10 yıldır kesintisiz artıyor.
2025 verileri ise artışın sürdüğünü gösteriyor: Küresel harcama yaklaşık 2.9 trilyon dolara çıktı.
Silahlanma yarışının temel özellikleri
1.Klasik savaş + yüksek teknoloji birleşti
Artık yarış sadece: Tank, savaş uçağı, nükleer başlıklı füze alanlarında değil.
Yeni tür savaş araçları rekabeti en büyük yarış alanları:
Yapay zekâ, Otonom drone sürüleri
Siber savaş, Uzay sistemleri, Hipersonik füzeler Uydu karşıtı silahlar
2.Bölgesel savaşların etkileri küresel çapta sonuçlar yaratmaya başladı.
Şu çatışmalar silahlanmayı hızlandırdı:
Rusya- Ukrayna savaşı,
Israil-Hamas odaklı bölgesel güçleri de etkileyen savaş,
Tayvan gerilimi,
Güney Çin Denizi rekabeti
Bu nedenlerle:
Avrupa yeniden silahlanıyor, Asya-Pasifik’te donanma yarışı büyüyor, Orta Doğu’da füze ve hava savunma sistemleri hızla yayılıyor.
3.Nükleer caydırıcılık yeniden merkezi konuma ulaştı. ABD, Rusya ve Çin: nükleer modernizasyon programlarını hızlandırdı.
Genel değerlendirme
Bugünkü tablo bazı yönlerden yeni bir “Soğuk Savaş benzeri dönem” olarak görülüyor; ancak farklar var:
Eski Soğuk Savaş’ın karakteristiği 2 kutuplu dünya idi.
Günümüz dünyasında çok kutuplu rekabet hüküm sürüyor. ABD – Çin – Rusya + bölgesel güçler. Rekabet araçları YZ, siber üstünlük yarışı, uzay + nükleer…
Sonuç olarak:
Dünya son 30 yılın en yüksek militarizasyon dönemlerinden birine girmiş durumda.
Silahlanma harcamaları artık geçici değil, yapısal olarak yükseliyor. Özellikle Avrupa’da “barış dönemi bütçe modeli” terk edilmeye başlandı.
Çin militarizasyonuna daha geniş bir bakış şart;
2020–2025 yılları arasında Çin ordusunun silah envanteri büyümesi özel bir dikkati hak ediyor. Özellikle donanma, füze kuvvetleri, hava gücü ve nükleer kapasite alanlarında oldukça hızlı gerçekleşti. Bu dönemde Çin, “sayısal büyüme + teknolojik modernizasyon” stratejisini birlikte yürüttü.
Öne çıkan değişimler:
Çin donanması dünyanın en büyük donanması konumunu güçlendirdi. 2015’te yaklaşık 255 savaş gemisi varken, 2024–2025 döneminde sayı 370+ seviyesine çıktı. 2020’de 2 uçak gemisi vardı; 2025’e gelindiğinde üçüncü uçak gemisi ‘Fujian’ deniz testlerine geçti.
Hava Kuvvetleri: En büyük sıçramalardan biri burada yaşandı.
Yeni nesil savaş uçağı üretimi katlanarak artıyor. 2020’de birkaç düzine seviyesinde yeni nesil savaş uçağı sayısı, 2024–2025 döneminde 200–250+ seviyesine ulaştı.
Nakliye uçakları, erken ihbar uçakları ve elektronik harp platformları da hızla çoğaldı.
Çin, hava kuvvetlerinde kalite açısından ilk kez ABD’ye ciddi rakip olarak görülmeye başladı.
Füze Kuvvetleri:
Belki de en kritik büyüme burada gerçekleşti. Dünyanın en büyük karadan karaya füze envanterlerinden birini oluşturdu, hipersonik sistemleri operasyonel hale getirdi, orta ve uzun menzilli balistik füze sayılarını ciddi artırdı.
Nükleer Güç:
En dikkat çekici artışlardan biri burada oldu.
2020’de yaklaşık 200–350 arası tahmin edilen nükleer savaş başlığı sayısı, 2025’e doğru yaklaşık 600 seviyesine yaklaştı. Çin aynı zamanda yüzlerce yeni füze silosu inşa etti.
Denizaltıdan, karadan ve havadan nükleer saldırı yapabilen tam “nükleer üçlü” yapısını görünür hale getirdi.
Kara Kuvvetleri:
Kara ordusunda sayıdan çok modernizasyon öne çıktı. Eski tanklar ve Sovyet tarzı ağır yapılar azaltıldı.
Daha modern, yeni nesil tanklar, insansız sistemler, elektronik harp, drone ağırlıklı savaş konsepti geliştirildi.
2020–2025 arasında Çin ordusu: sadece büyümedi, aynı zamanda “yüksek teknoloji odaklı bölgesel güçten küresel güç” modeline geçti.
Özellikle:
Tayvan senaryosu,
Güney Çin Denizi,
ABD Pasifik kuvvetlerine karşı caydırıcılık, uzun menzilli güç projeksiyonu için kapasite artırıldı.
ABD Savunma Bakanlığı raporları artık Çin’i: “ABD’den sonra dünyanın en güçlü ikinci askeri gücü” olarak tanımlıyor.
Sonuç olarak
Trump’ta somutlaşan yeni ABD emperyalizminin zırzop kovboyculuğu İran’a yönelik saldırıdan sonra Çin kayasına toslamış görünüyor. ÇİN ziyareti daha başlangıçta gerçekleşen bilek güreşi ile ve sonrasında gerçekleşenler bakımından Şi’nin-tabii ki Çin’in- lehine sonuçlanmış görünüyor. Yorgun dünya jandarması ABD Çin’in, son derece net ve sert çıkışlarından sonra şapkayı bir kez daha önüne koyup düşünmek zorunda. Ancak temel soru hala cevaplanmış değil; küresel hegemonya rekabeti Şi’nin önerdiği gibi barışçı bir yarış şeklinde mi cereyan edecek, yoksa kovboy Trump ve çetesi tarafından küresel bir savaşa mı evriltilecek? Devasa ve misli görülmemiş bir cephanelik üzerinde oturan dünya bu vartayı topyekün bir savaş gerçekleşmeden atlatabilecek mi, yaşarsak göreceğiz? Yukarıda özetlenen bu devasa cephanelik aklı selimin galip gelmesini hiçbir şekilde kolaylaştıracak gibi görünmüyor. Umut Dünya halklarının barış için birleşik mücadelesinde…
(*) Rakamlar farklı YZ platformlarından karşılaştırmalı olarak derlenerek yazıya alınmıştır.
Yorumlar (1)
Tevfik Özkorkmaz
19 gün önce / 19.05.2026Mevcut veriler oldukça ürkütücü ve topyekün savaş koşullarının hızla arttığının bir göstergesi. Zaten yıllardı bölgesel vekalet savaşları devam ediyor, etmeye de devam edecek. Topyekün savaşın caydırıcı gücü nükleer silahların varlığıdır. İki dünya savaşından çok farklı olacağını söylemek kahinlik değil. Bu fark ya topyekun savaş yada topyekun yıkım çökmek demektir. İki dünya savaşında böyle bir topyekün yıkım olmadı. Birinci dünya savaşı feodal imparatorlukların yıkıldığı, sahneden çekildiği ve sömürgeciliğin yeni boyutlar kazanmaya başlamasına neden oldu. İkinci dünya savaşı kapitalizmin, emperyalizmin küreselleşmesinin önünü açtığı ulus devletlerin güçlendiği ırkçı ve gericiliğin yeni boyutlar kazandığı bir savaş oldu. Küresel sermayenin hiç mi aklı yok? Topyekün yok olacağı bir savaşı sonuna kadar istemez. Bu anlamda niyetlerinden bağımsız topyekün bir barışa yönelmek zorunda gözüküyor. Bir "uzaylıların" çıkardığı bir savaş olmayacaksa, küresel sermayenin küresel ölçekte içselleştiği mevcut koşullarda nükleer güç, savaşın gücü değil barışın gücü olarak topyekün savaşın caydırıcı gücü olacaktır. Nükleer silahlar güç dengesini sağlamış olduğundan bölgesel savaşlar devam edecek, Ukrayna, İran örneğinde olduğu gibi, irili ufaklı bir çok yerde gerginlikler savaşlar olacak bunlar ama topyekün bir savaş olmayacağı kanısındayım. Küresel sermayenin aktif dinamik genç güçleri sahneye daha fazla çıkacak, yaşlı kurtların çakallaştığı süreçler yaşanacağı düşüncesindeyim. Selamlar.
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla