Sıradanlaşan Doğa Talanı
Mersin’in Mezitli ilçesi Anayurt Mahallesi’nde, 50-60 yıllık zeytin ve narenciye bahçeleri, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte sessizce bir kuşatma altına alındı. Toprak, yıllardır aynı ellerin emeğini taşıyan, kökleri derinlere uzanan ağaçların gölgesinde huzurluydu. Fakat o huzur, ağır iş makinelerinin uğultusuyla bozuldu.
Yerel halk, haberin yayılmasıyla birlikte bahçelere koştu. Elleri nasırlı, yüzleri güneş yanığı kadınlar ve erkekler, ağaçlarının arasında bir duvar gibi dizildiler. Bazıları sessizce bekledi, bazıları gözyaşlarını tutamadı. Çünkü her biri biliyordu: Bu ağaçlar sadece meyve vermiyor, aynı zamanda anı, emek ve gelecek taşıyordu. Bir baba, yıllar önce diktiği zeytin fidanını şimdi torununa miras bırakmak istiyordu. Bir anne, limon çiçeklerinin kokusunu çocuklarına koklatmak için direniyordu.
Güvenlik güçleri de oradaydı. Arada bir bakışlar çatıştı, sözler yükseldi, sonra yine sessizliğe gömüldü. İş makineleri bir süre durdu, sonra yeniden harekete geçti. Vatandaşlar “Durun!” diye haykırdılar. Kimisi makinelerin önüne yattı, kimisi ağaçlara sarıldı. O anlarda zaman, sadece dakikalarla ölçülmüyordu; her saniye, bir hayatın parçasıydı.
Anayurt’un dar sokaklarından, bahçelerin içinden yükselen sesler, rüzgârla birlikte yayıldı. Komşular birbirine destek oldu, yaşlılar gençlere yol gösterdi. Hepsi aynı şeyi istiyordu: Topraklarının, kök salmış hayatlarının korunmasını. Çünkü bu topraklar, sadece para getiren bir meta değildi; burada doğanlar, burada büyüyenler, burada toprağa karışanlar için vatanın küçük bir parçasıydı.
Şimdi o bahçelerde mücadele hâlâ sürüyor. Bir yanda makineler, diğer yanda insan iradesi. Kimin kazanacağı henüz belli değil. Ama şurası kesin: Toprak, sahipsiz değildir. Onu koruyan, sadece yasalar değil, aynı zamanda o toprağın suyunu içmiş, havasını solumuş insanların inancıdır.
Bu direniş, belki de en sade haliyle bir çağrıdır:
Topraklarımıza uzanan eller karşısında, bizi koruyacak olan, yine biziz.
Yorumlar (0)