Kısa Çöp, Uzun Çöpten Hakkını Alacak Elbette
Ülkemizde sol ve sosyalist partiler, aydınlar ile DİSK’e bağlı bağımsız sendikalar, Küba ile dayanışma eylemleri düzenleyerek önemli bir mesaj veriyor: Emperyalist saldırganlığa karşı toplumun sesini yükseltmek, bir zorunluluktur. Bu eylemler sadece bir ülkenin yanında durmak değil; aynı zamanda küresel adalet mücadelesinin somut bir ifadesidir.
Küba, birçok kişinin sandığı gibi Karayipler’de küçük bir ada ülkesi olmanın ötesindedir. O, bağımsızlık mücadelesinin, halk egemenliğinin ve anti-sömürgeciliğin yaşayan sembollerinden biridir. 1959 Devrimi’yle diktatör Batista rejimini deviren, ABD’nin arka bahçesi olmaktan kurtulup kendi kaderini kendi tayin eden bir halkın öyküsüdür Küba. Yıllarca süren ambargolara, ekonomik abluka ve askeri tehditlere rağmen ayakta kalmayı başarmış, eğitimde, sağlıkta ve sosyal dayanışmada dünya çapında örnekler yaratmıştır. Doktorlarını dünyanın en yoksul bölgelerine gönderen, okuryazarlık oranını olağanüstü seviyelere çıkaran, doğal afetlerde bile komşularına el uzatan bir ülke olarak Küba, “küçük ama onurlu” duruşun en çarpıcı örneğidir.
Emperyalizm, Küba’yı asla affetmedi. Çünkü Küba, sömürgeciliğin ve yeni-sömürgeciliğin karşısında dimdik duran bir kale oldu. Latin Amerika’da bağımsızlık ateşini yakan, halkların kendi kaynaklarına sahip çıkma hakkını savunan bir ilham kaynağı haline geldi. ABD’nin uzun yıllar süren abluka politikası, Küba halkına ağır bedeller ödetse de bu direnişi kıramadı. Tam tersine, Küba’nın varlığı, “büyüklerin” iradesine boyun eğmeyenlerin hâlâ mümkün olduğunu gösterdi.
Bugün Türkiye’de düzenlenen Küba dayanışma eylemleri, işte bu gerçeği hatırlatıyor. Sol ve sosyalist kesimler ile sendikalar, emperyalizmin her yerde aynı yöntemleri kullandığına dikkat çekiyor: Ekonomik baskı, medya propagandası, siyasi istikrarsızlaştırma ve gerekirse askeri müdahale. Küba’ya yönelik saldırılar, sadece bir adaya değil; ulusal egemenlik ilkesine, halkların kendi yolunu çizme hakkına yöneliktir. Bu nedenle Küba ile dayanışma, dar bir ideolojik tutum olmanın ötesinde, evrensel bir anti-emperyalist duruştur.
Küba’nın simgelediği değerler —bağımsızlık, halk egemenliği ve anti-sömürgecilik— bugün de günceldir. Küresel güç dengelerinin hızla değiştiği bir dönemde, küçük ülkelerin büyük devletlerin oyuncağı olmaması gerektiğini savunan herkesin Küba deneyimine bakması gerekir. Türkiye’de bu dayanışma eylemlerini örgütleyenler, toplumumuzun emperyalist politikalar karşısında sesini yükseltmesine katkı sunuyor.
Küba yalnız değildir; olamaz da. Çünkü onun mücadelesi, tüm ezilen halkların, sömürüye ve tahakküme karşı direnenlerin ortak mücadelesidir. Bağımsız ve onurlu bir dünya için Küba’ya sahip çıkmak, aslında kendimize sahip çıkmaktır.
Bu dayanışma, sadece geçmişin kahramanlık öykülerini anmak değil; geleceğin daha adil bir dünyasını kurma iradesini ortaya koymaktır.
Yorumlar (0)