ABD Karayipler’de Askeri Hareketliliği Artırıyor

ABD’nin Küba’ya yönelik olası bir askeri saldırısı, dünya kamuoyunda fırtına koparacağı gün gibi ortada. Çünkü Küba, sadece bir ada ülkesi değil; on yıllardır anti-sömürgeci mücadelenin en parlak sembolü, emperyalizme karşı dimdik duran bir kutup yıldızıdır. 1959 Devrimi’nden beri Küba, Washington’ın arka bahçesi olmaktan çıkıp, ezilen halkların umudu haline geldi. ABD’nin onlarca yıllık ambargoya rağmen ayakta kalan bu küçük ada, Latin Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Ortadoğu’ya kadar pek çok halka “başka bir dünya mümkündür” mesajı verdi. Doktorlarını, öğretmenlerini dünyanın en yoksul bölgelerine gönderen, emperyalist müdahalelere karşı ilk safta yer alan Küba’nın bu duruşu, onun küresel vicdandaki yerini sağlamlaştırdı. Bu nedenle ABD’nin Küba’ya saldırması, yalnızca bir ülkeye değil, anti-emperyalist mücadelenin ta kendisine darbe vurmak anlamına gelecektir. Latin Amerika’da sokaklar, Avrupa’da meydanlar, Asya ve Afrika’da üniversiteler büyük olasılıkla öfkeyle dolacaktır. “Yankee go home” sloganları bir kez daha yükselecek, ABD’nin “demokrasi ihracı” adı altındaki hegemonya politikası bir kez daha teşhir edilecektir. Küba’nın sembolik gücü, tanklardan ve füzelerden daha etkilidir. Çünkü o, adalet, egemenlik ve onur mücadelesinin yaşayan bir hatırasıdır. Eğer ABD bu hamleyi yaparsa, sadece askeri bir operasyon başlatmış olmayacak; aynı zamanda dünyanın ezilen halklarının hafızasında yeni bir öfke dalgası yaratacaktır. Tarih, emperyalist güçlerin Küba’yı yenemediğini defalarca gösterdi. Bu kez de farklı olmayacaktır. Küba yalnız değildir; onunla birlikte, sömürgecilik karşıtı tüm bir dünya durmaktadır.

ABD Karayipler’de Askeri Hareketliliği Artırıyor

 

Küba’ya Müdahale Senaryoları Neler ?

ABD’nin Karayipler’deki askeri varlığı son haftalarda belirgin şekilde arttı. Trump yönetiminin sert açıklamalarıyla birleşen bu hareketlilik, Washington ile Havana arasındaki gerilimi yeni bir boyuta taşıdı. Amerikan yönetimi, Küba’yı “ulusal güvenliğe yönelik tehdit” olarak nitelendirirken, bölgeye önemli deniz ve hava unsurları sevk edildi. Uzmanlar, bu gelişmelerin Venezuela’daki operasyonların bir devamı niteliğinde olabileceğini ve Küba rejimine yönelik baskının doruğa çıktığını belirtiyor.

Son dönemde USS Nimitz uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri Karayipler’e ulaştı. USS Kearsarge gibi amfibi hücum gemileriyle birlikte yaklaşık 2.500 deniz piyadesi (Marine) de bölgede konuşlandırıldı. Güdümlü füze destroyerleri ve lojistik destek gemilerinin varlığı, bölgedeki Amerikan kuvvetlerinin olası operasyon kabiliyetini önemli ölçüde yükseltti. 

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamaları da tansiyonu yükseltti. Rubio, Küba’nın “büyük bir çıkmaz içinde olduğunu” savunarak rejim değişikliğinin kaçınılmaz olduğunu ima etti. Trump ise daha önce “Küba’yı almak bir onur olur” ve “dostane bir devralma” ifadeleri kullanmıştı.

 Olası Müdahale Senaryoları

Analistlere göre, ABD’nin Küba’ya yönelik olası askeri seçenekleri geniş bir yelpazede sıralanıyor:

  1. Sınırlı Hava ve Deniz Operasyonları: En düşük riskli senaryo olarak görülen bu seçenekte, belirli hedeflere (örneğin Rus istihbarat tesisleri veya askeri altyapı) yönelik hassas vuruşlar yapılabilir. Amaç, rejimi ekonomik ve askeri açıdan daha fazla sıkıştırmak ve taviz vermeye zorlamak.
  2. Liderlik Hedefli Operasyonlar: Venezuela’da Nicolás Maduro’ya yönelik operasyona benzer şekilde, Küba’daki üst düzey isimlere (Raúl Castro dahil) yönelik “yakalama” veya “etkisiz hale getirme” harekatı gündeme gelebilir. Bu, özel kuvvetler ve hava unsurlarıyla desteklenen hızlı bir operasyon şeklinde düşünülebilir.
  3. Geniş Çaplı Kara Harekâtı: En ağır senaryo. Tam ölçekli bir işgal, binlerce askerin karaya çıkmasını, Havana ve diğer kritik noktaların kontrol altına alınmasını gerektirir. Ancak uzmanlar bunu olasılık dışı görüyor. Küba’nın coğrafi yapısı, halkın direniş potansiyeli ve “tüm halkın savaşı” doktrini nedeniyle uzun süreli bir çatışma riski yüksek. ABD’nin İran ve diğer bölgelerdeki askeri varlığı ve işgalci politikası böyle bir harekâtı zorlaştırıyor.

Pentagon kaynakları, SOUTHCOM’un son dönemde Küba’ya yönelik planlama çalışmalarını yoğunlaştırdığını belirtiyor. Ancak yetkililer, “acil bir askeri eylem planlanmadığı” mesajını da veriyor. Demokrat senatörler, Kongre onayı olmadan askeri harekâtı engellemek için War Powers Resolution kapsamında tasarılar sunarak, Turap’ın tek başına savaş kararı verme yetkisini sınırlamaya çalışıyor.

Küba tarafı ise alarma geçti. Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, olası her türlü “dış saldırganlığa” karşı “yenilmez direniş” vurgusu yaptı. Ada genelinde sivil savunma tatbikatları artırıldı, halka acil durum çantaları hazırlanması çağrısı yapıldı. Küba medyası, ABD’nin “emperyalist” politikasını sert dille eleştirirken, Çin ve Rusya’dan destek mesajları geliyor.

Arka Plan ve Nedenler

Gerilim, Trump yönetiminin “maksimum baskı” politikasının bir parçası. Venezuela’dan gelen petrol sevkiyatlarının engellenmesi, üçüncü ülkelere Küba’ya petrol satanlara tarife uygulanması ve geniş yaptırımlar, Küba ekonomisini ağır şekilde etkiledi. Ada’da elektrik kesintileri, yakıt krizi ve temel ihtiyaç sıkıntısı arttı. Washington, Küba’nın Rusya ve Çin ile istihbarat işbirliği, İran bağlantıları ve bölgesel istikrarsızlığa katkılarını gerekçe gösteriyor.

Bölge ülkeleri ise tedirgin. Karayipler Topluluğu (CARICOM), insani krizin göç ve güvenlik sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Bazı Latin Amerika ülkeleri ise ABD’nin “arka bahçesinde” yeni bir müdahaleye karşı çıkıyor.

Sonuç olarak, Karayipler’de askeri yığınak devam ederken diplomatik kanallar da tamamen kapanmış değil. Trump yönetimi “anlaşma” çağrılarını sürdürüyor, ancak Havana’nın taviz vermesi zor görünüyor. Gelişmeler, hem Amerika kıtasında koşulsuz egemenlik kurma,  hem de ABD’nin küresel öncelikleri açısından kritik önem taşıyor. Önümüzdeki haftalar, retorikle gerçek bir çatışma arasındaki ince çizgiyi belirleyebilir.

Bu durum, ABD’nin Latin Amerika ve Karayipler politikasının klasik “Büyük Sopası”nın yeni bir versiyonu olarak da yorumlanıyor. Tarih, bu tür müdahalelerin kısa vadeli başarılar getirse de uzun vadede karmaşık sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış