Branda Gerildi Doğanın Çığlığı Sustu mu?

Devlete hâkim olan iktidar, maden işverenlerinden ya da onların politik temsilcilerinden müteşekkil bir yapıya dönüşmüş durumda. Mecliste oturanlar, doğayı talan edenlerin ya kendisi ya da sözcüsü. Maden işçisi Ankara’ya giremezken, maden işvereni Ankara’nın göbeğindeki Meclis’te yeni maden sahaları açmakla meşgul. Yasa tasarılarına imza atıyor, ruhsatları genişletiyor, ÇED süreçlerini “ticari sır” bahanesiyle esnetiyor. İşçinin sesi kapılarda boğulurken, patronun talebi komisyonlarda hızla kabul görüyor.

Branda Gerildi Doğanın Çığlığı Sustu mu?

 Halkın Değil Sermayenin İktidarı  

Giresun’un Doğankent ilçesine bağlı Çatalağaç Köyü’nde, AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait madenin atık havuzundan sızan kimyasal su toprağa ve su kaynaklarına karışıyor. Dereler bulanık akıyor, kokuyor; zehir Harşit Çayı üzerinden Karadeniz’e doğru ilerliyor. Ama asıl skandal, sızıntının görünmesini engellemek için alanın önüne gerilen büyük branda. Zehri gizlemek, felaketi örtbas etmek, kamuoyunun gözünü boyamak… İşte bugünün Türkiye’sinde çevre katliamının yeni yüzü bu.

Peki bunu yaparken, doğayı korumakla mükellef devlet nerede? Anayasanın 56. maddesi herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alırken, devletin bu hakkı koruma görevi neden kâğıt üzerinde kalıyor? Cezalar kesiliyor, raporlar yazılıyor, numuneler alınıyor… Sonra ne oluyor? Şirket cezayı ödüyor, faaliyetine devam ediyor. Branda geriliyor, sızıntı “görünmez” kılınıyor. Denetim mekanizması, sanki sadece görüntüyü kurtarmak için çalışıyor.Branda Gerildi Doğanın Çığlığı Sustu mu?

Devlete hâkim olan iktidar, maden işverenlerinden ya da onların politik temsilcilerinden müteşekkil bir yapıya dönüşmüş durumda. Mecliste oturanlar, doğayı talan edenlerin ya kendisi ya da sözcüsü. Maden işçisi Ankara’ya giremezken, maden işvereni Ankara’nın göbeğindeki Meclis’te yeni maden sahaları açmakla meşgul. Yasa tasarılarına imza atıyor, ruhsatları genişletiyor, ÇED süreçlerini “ticari sır” bahanesiyle esnetiyor. İşçinin sesi kapılarda boğulurken, patronun talebi komisyonlarda hızla kabul görüyor.

Maden işçisinin Meclis’te görüşmeye çalıştığı bakanlar ya patron ya da onun siyasal temsilcisi. Bu tablo tesadüf değil; sistemin kendisi. Doğa, halk, su, toprak… Hepsi birer “maliyet kalemi” haline getirilmiş. Köylü “Derelerimiz bulanık akıyor, kokuyor” diye feryat ederken, yetkililer branda gerilmesini “önlem” gibi sunabiliyor. Oysa brandanın arkasında ne var? Ağır metaller, arsenik, kükürt… İnsan sağlığını, tarımı, ekosistemi yok eden bir zehir.

Bu sadece bir madenin hikâyesi değil. Bu, iktidarın doğayla, emekle ve halkla kurduğu ilişkinin özeti. Maden işvereni Meclis’te yasa yaparken, işçinin ve köylünün sesi sokakta boğuluyor. Devlet, korumakla yükümlü olduğu doğayı “sermaye dostu” bir anlayışla teslim ediyor. Cezalar ödeniyor, brandalar geriliyor, faaliyetler sürüyor. Çünkü sistem, kârı doğanın ve insanın önüne koyuyor.

Giresun’da, Doğankent’te akan sadece kimyasal su değil. Adalet duygusu da akıp gidiyor. Devletin gerçek görevi, brandanın ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak, sızıntıyı durdurmak, sorumluları hesap vermeye zorlamaktır. Yoksa bu branda, yalnızca bir maden sahasını değil, bütün bir ülkenin vicdanını örtmeye devam edecek. Doğa susmaz. Halk susmaz. Branda ne kadar büyük olursa olsun, gerçeği sonsuza kadar gizleyemez.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış