CHP’ye Kayyum Kararı

Bu saldırının asıl tehlikesi, CHP’yi aşan niteliğidir. Bugün CHP üzerinden test edilen yöntemler yarın başka parti veya bağımsız muhalif seslere de uygulanabilir. Rejim, “seçilmişleri yargı sopasıyla indirme” modelini kurumsallaştırıyor. Bir belediye başkanı tutuklanıyor, yerine kayyum atanıyor; bir parti yönetimi usulsüzlük iddialarıyla meşgul ediliyor; basın, STK’lar ve akademi aynı korku iklimiyle susturuluyor. Amaç net: Toplumsal muhalefeti atomlarına ayırmak, her bir parçayı ayrı ayrı etkisizleştirmek.

CHP’ye Kayyum Kararı

 

 Demokrasiye Karşı Açık Bir Saldırı

Türkiye’nin siyasi tarihinde kritik bir eşik daha aşıldı. CHP hakkında verilen mutlak butlan kararı ve akabinde gündeme gelen kayyum atama girişimi, salt bir hukuki işlem olmanın çok ötesindedir. Bu, açıkça siyasidir ve ülkedeki demokrasi alanını daraltmaya, muhalefetin varlığını fiilen ortadan kaldırmaya yönelik sistematik bir operasyondur. Sandıkta üretemediği rızayı hukuk sopasıyla dayatmaya çalışan bir anlayışın, ülkenin en büyük muhalefet partisine el koyma hamlesi, sadece CHP’yi değil, tüm demokrasi güçlerini hedef almaktadır.

Ülkenin birinci partisine kayyum atanması, siyasetin kalan dar alanını da yok etme girişimidir.  CHP, uzun yıllardır Türkiye’nin en köklü ve örgütlü muhalefet partisidir. Yerel seçimlerde aldığı başarılar, milyonlarca seçmenin iradesini temsil etmektedir. Bu iradeyi sandıkta yenemeyen güçler, şimdi yargı mekanizmalarını devreye sokarak seçmen iradesini gasp etme yoluna başvurmaktadır. Bu tutum, “hukuk” kavramını araçsallaştıran, yargıyı siyasi bir sopaya dönüştüren bir zihniyetin ürünüdür. Hukukun siyasallaştırılması, sadece bugünkü muhalefeti değil, Türkiye’nin gelecekteki tüm demokratik rekabetini zehirlemektedir.

Tarih boyunca otoriter rejimler, rıza üretemedikleri noktalarda zor aygıtlarına sarılmıştır. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Seçmen nezdinde yeterince ikna edici olamayanlar, mahkeme kararlarıyla, idari tasarruflarla ve bürokratik mekanizmalarla muhalefeti tasfiye etmeye çalışmaktadır. Bu yaklaşım, demokrasinin temel ilkelerini –seçim, temsil, çoğulculuk ve hukukun üstünlüğü– doğrudan tahrip etmektedir. Bir partiye kayyum atanması, o partinin seçmenine “sizin iradeniz yok sayılmıştır” mesajı vermektedir. Bu mesaj, yalnızca CHP seçmenine değil, tüm muhalif seslere, bağımsız kurumlara ve sivil toplum kuruluşlarına yöneliktir.

Saldırı sadece CHP’ye değildir. Bu operasyon, demokrasiden yana olan tüm yapılara, özgürlükçü düşünceye, adalet talebine ve eşitlik mücadelesine yöneliktir. Dün HDP’ye, DEM Parti’ye kayyum atandığında bazıları sessiz kaldı. Bugün CHP’ye sıra geldiğinde aynı sessizliği sürdürmek, yarın başka bir partiye veya yapıya sıra geldiğinde de aynı kaderi paylaşmak anlamına gelecektir. Demokrasi, bölünmez bir bütündür. Bir parçasına vurulan darbe, bütününü yaralar. Bu nedenle mesele “sadece CHP’nin meselesi” olarak görülmemelidir. Bu, Türkiye’nin demokratik geleceğinin meselesidir.

Bu saldırı ancak geniş bir demokrasi ittifakıyla boşa çıkarılabilir. Demokrasiden yana tüm güçlerin –siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, sendikalar, akademisyenler, aydınlar ve bağımsız medya– ortak bir cephe oluşturması zorunludur. Geniş bir ittifak, darbe niteliğindeki bu adımları meşruiyet kriziyle karşı karşıya bırakacak, hem ülke içinde hem uluslararası alanda güçlü bir tepki üretecektir. Demokrasi cephesi kurulamadığı takdirde, ülkenin geleceği karanlığın en zifiri noktasına doğru sürüklenir. Hukuk devletinin son kırıntıları da ortadan kalkar, siyasi rekabet tamamen ortadan kalkar ve tek sesli bir rejim kalıcı hale gelir.

Ortak cephe, salt bir savunma mekanizması değildir; aynı zamanda Türkiye’de demokrasiyi yeniden inşa etme iradesinin de ifadesidir. Bu cephe, farklılıkları yok saymadan, temel ilkelerde buluşmayı gerektirir: Hukukun üstünlüğü, seçmen iradesine saygı, çoğulculuk ve temel hak ve özgürlüklerin korunması. Bu ilkeler etrafında bir araya gelmek, Türkiye’nin kutuplaşmış siyaset ikliminde bir umut ışığı yakabilir. Farklı siyasi geleneklerden gelenler, bu tehdidin büyüklüğü karşısında dar hesapları bir kenara bırakmalıdır.

CHP’ye yönelik kayyum girişimi, aynı zamanda bir uyarıdır. Demokrasi, sürekli savunma ve mücadele gerektirir. Kolay kazanılmaz, kolay da korunmaz. Eğer bugün bu saldırıya karşı ortak bir duruş sergilenmezse, yarın demokrasinin adı bile anılmaz hale gelebilir. Sandık iradesini yok sayan, muhalefeti tasfiye etmeye çalışan bir zihniyetin Türkiye’ye sunabileceği tek gelecek, karanlık ve baskıcı bir düzendir.

Bu nedenle tüm demokrasi güçlerine çağrı yapıyoruz: Birleşin, ortak bir cephe oluşturun ve bu saldırıyı boşa çıkarın. Türkiye’nin geleceği, bu mücadelenin başarısına bağlıdır. Darbe niteliğindeki adımlar karşısında suskun kalmak, tarihin yanlış tarafında yer almaktır. Demokrasi cephesi, hem bir zorunluluk hem de tarihsel bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu yerine getirmek, bugün hepimizin elindedir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış