DİSK’in İstanbul-Ankara Yürüyüş

En çarpıcı nokta ise, “dayatılan yoksulluk bütçesine” karşı dile getirilen itiraz. Hükümetin hazırladığı bütçe tasarıları, genellikle sosyal harcamaları kısarken, savunma ve altyapı yatırımlarına öncelik veriyor. DİSK’e göre bu bütçeler, yoksulluğu kalıcılaştırıyor ve emekçileri daha da zor duruma sokuyor. Yürüyüşçüler, Ankara’ya ulaşarak Meclis önünde bu bütçeye “hayır” diyecek. Bu eylem, sadece bir yürüyüş değil; bir halk inisiyatifi. Katılımcılar arasında fabrika işçilerinden öğretmenlere, sağlık emekçilerinden inşaat işçilerine kadar geniş bir yelpaze var. Her biri, kendi hikayesini taşıyor: Kimisi faturalarını ödeyemediği için, kimisi çocuklarının eğitim masraflarını karşılayamadığı için yürüyor. Bu çeşitlilik, mücadelenin gücünü artırıyor ve toplumun farklı kesimlerini birleştiriyor.

 DİSK’in İstanbul-Ankara Yürüyüş

 

         Bu Kavga  Ekmek ve Hürriyet Kavgasıdır

Türkiye’nin en köklü işçi konfederasyonlarından biri olan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), asgari ücretin insanca bir seviyeye yükseltilmesi, yurtiçi gayri safi hasılanın (GSYH) adil paylaşımı ve dayatılan yoksulluk bütçesine karşı sesini yükseltmek için İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıktı. Bu yürüyüş, sadece bir protesto eylemi değil, aynı zamanda emekçilerin haklı taleplerini simgeleyen bir direniş öyküsü. Binlerce işçinin katılımıyla başlayan bu yolculuk, ülkenin ekonomik adaletsizliklerine karşı bir uyanış çağrısı niteliğinde. Peki, bu yürüyüşün arkasındaki nedenler neler ve neden şimdi?

Öncelikle, asgari ücretin “insanca düzenlenmesi” talebi, yürüyüşün temel taşlarından biri. Türkiye’de milyonlarca emekçi, asgari ücretle geçinmeye çalışıyor. Ancak mevcut ücret seviyesi, enflasyonun altında eziliyor ve temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak. DİSK, asgari ücretin en azından açlık sınırının üzerinde, yoksulluk sınırına yaklaşacak şekilde belirlenmesini savunuyor. Bu talep, sadece rakamlarla sınırlı değil; işçilerin onurlu bir yaşam sürmesi, ailelerini geçindirebilmesi ve geleceğe umutla bakabilmesi anlamına geliyor. Yürüyüşçüler, pankartlarında “İnsanca ücret, insanca yaşam” sloganlarıyla bu gerçeği haykırıyor. İstanbul’un kalabalık caddelerinden başlayarak, her adımda bu talebi dillendiriyorlar: Asgari ücret, sadece bir maaş değil, bir hak ve adalet meselesi.

Yürüyüşün bir diğer önemli ayağı, yurtiçi gayri safi hasılanın adil paylaşımı. Türkiye ekonomisi büyüyor, GSYH rakamları her yıl artıyor; ancak bu büyüme, emekçilere yansımıyor. Sermaye sahipleri ve büyük şirketler pastadan aslan payını alırken, işçiler kırıntılarla yetinmek zorunda kalıyor. DİSK, bu adaletsizliğe karşı çıkıyor ve GSYH’nin paylaşımında emek faktörünün ön plana çıkarılmasını istiyor. Örneğin, son yıllarda ekonomik büyüme oranları yüzde 5-7 arasında seyretse de, reel ücretler eriyor. Yürüyüş, bu eşitsizliğe dikkat çekmek için bir fırsat: “Zenginlik hepimize, yoksulluk kimseye” diyorlar. Bu talep, sadece sendikal bir mücadele değil; toplumsal bir dönüşüm çağrısı. Emekçiler, ürettikleri değerin karşılığını almak istiyor; bu, kapitalist sistemin temel çelişkilerine işaret eden bir itiraz.

En çarpıcı nokta ise, “dayatılan yoksulluk bütçesine” karşı dile getirilen itiraz. Hükümetin hazırladığı bütçe tasarıları, genellikle sosyal harcamaları kısarken, savunma ve altyapı yatırımlarına öncelik veriyor. DİSK’e göre bu bütçeler, yoksulluğu kalıcılaştırıyor ve emekçileri daha da zor duruma sokuyor. Yürüyüşçüler, Ankara’ya ulaşarak Meclis önünde bu bütçeye “hayır” diyecek. Bu eylem, sadece bir yürüyüş değil; bir halk inisiyatifi. Katılımcılar arasında fabrika işçilerinden öğretmenlere, sağlık emekçilerinden inşaat işçilerine kadar geniş bir yelpaze var. Her biri, kendi hikayesini taşıyor: Kimisi faturalarını ödeyemediği için, kimisi çocuklarının eğitim masraflarını karşılayamadığı için yürüyor. Bu çeşitlilik, mücadelenin gücünü artırıyor ve toplumun farklı kesimlerini birleştiriyor.

Yürüyüşün rotası da sembolik: İstanbul, Türkiye’nin ekonomik kalbi; Ankara ise siyasi merkezi. Bu iki şehir arasındaki yol, emekçilerin mücadelesinin metaforu gibi. Yolda karşılaşılan zorluklar – hava koşulları, yorgunluk, polis engelleri – direnişin ruhunu yansıtıyor. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun önderliğinde başlayan eylem, tarihi bir nitelik taşıyor. Geçmişte benzer yürüyüşler, işçi haklarında önemli kazanımlara yol açmıştı; örneğin 1970’lerdeki büyük grevler gibi. Bugün de bu yürüyüş, belki de yeni bir dönemin habercisi. Sosyal medyada #DİSKYürüyüşü etiketiyle paylaşılan videolar ve fotoğraflar, eylemin kitlesel desteğini gösteriyor. Sanatçılar, aydınlar ve sivil toplum örgütleri de destek mesajları yayınlıyor.

Ancak bu yürüyüş, sadece taleplerle sınırlı kalmamalı. Emekçiler, kalıcı çözümler istiyor: Sendikal hakların güçlendirilmesi, toplu sözleşme özgürlüğünün genişletilmesi ve ekonomik politikaların emek odaklı yeniden yapılandırılması. Eğer bu talepler dikkate alınmazsa, yürüyüşler devam edecek; çünkü yoksulluk dayatması, bir kader değil, bir tercih. DİSK’in bu eylemi, tüm emekçilere ilham veriyor: Sessiz kalmak yerine, yürümek; itiraz etmek yerine, mücadele etmek.

 

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış