Elazığ’da Ermeni Mezarlığı Üzerine TOKİ Konutları İnşa Ediliyor

Karabörk’teki bu manzara, Türkiye’de azınlık mirasına yönelik yaklaşımın çarpıcı bir örneğidir. Bir yandan “tarihiyle barışık olma” söylemleri yapılırken, diğer yandan kadim kültürlerin mezarlarına bile tahammül edilememektedir. Bu tutum, farklı etnik ve inanç gruplarının eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşamasını imkânsız kılmaktadır. Mezarlık, herhangi bir arazi parçası değildir; orada yatanlar, o toprakların binlerce yıllık ortak hafızasının parçasıdır. Onları yok etmek, sadece geçmişe değil, geleceğe de zarar vermektir.

  Elazığ’da Ermeni Mezarlığı Üzerine TOKİ Konutları İnşa Ediliyor

 

Tarih Kıyımı Sürüyor

Van’ın Edremit ilçesinde bir Ermeni mezarlığı üzerine tuvalet yapılmasının yarattığı infial henüz dinmeden, benzer bir kültürel yıkım haberi bu kez Elazığ’dan geldi. Tarihi bir Ermeni yerleşimi olan Elazığ’ın Kovancılar (Qovancıyan) ilçesine bağlı Karabörk (eski adıyla Xarapuk ya da Ğarpbörk) Köyü’nde, TOKİ tarihi Ermeni mezarlığı üzerine konut inşaatına başladı. Bölgenin kadim halklarından birinin izlerini silme çabası, kerpiç evlerden sonra mezarlığa sıçramış durumda.

Karabörk, 1915 olaylarının ardından büyük ölçüde boşalmış, bugün ise yalnızca 10 hanelik küçük bir Alevi-Sünni köyü olarak varlığını sürdürüyor. Köyün tarihi dokusu uzun yıllardır sistematik bir tahribata maruz kaldı. Önce eski Ermeni kilisesinin taşları çevredeki yapılar için malzeme olarak kullanıldı. Tarihi köy çeşmesi definecilerin hedefi oldu, mezar taşları kırıldı, talan edildi. 2023 yılında ise TOKİ, Ermenilerden kalan boş kerpiç evleri tamamen yıktı. Şimdi sıra, köyün hemen yakınındaki tarihi mezarlığa geldi.

  Elazığ’da Ermeni Mezarlığı Üzerine TOKİ Konutları İnşa Ediliyor

Köylüler, inşaatın mezarlık alanında başlatılmasına büyük tepki gösterdi. Köyde çok sayıda boş ve uygun arazi varken neden doğrudan mezarlığın üzerine gidildiğini sordular. Ancak itirazlar sonuçsuz kaldı. İnşaat makineleri mezarlığa girdiğinde 80 ila 90 civarında tarihi mezar taşı yerinden söküldü. İş makinesi kazıları sırasında mezarlardan çıkan insan kemikleri ve kafataslarının ne olduğu ise hâlâ belirsiz. Kemiklerin başka bir yere defnedilip defnedilmediği, herhangi bir resmi kayıt tutulup tutulmadığı konusunda hiçbir bilgi yok. Bu belirsizlik, olayın sadece bir “imar faaliyeti” olmadığını, aynı zamanda saygısız bir tahribat olduğunu gösteriyor.

Bu süreç, tesadüfi bir imar tercihi olmaktan çok uzaktır. Kiliseyle başlayan, kerpiç evlerle devam eden ve mezarlıkla noktalanan bir silme operasyonu söz konusudur. Amaç, bölgedeki Ermeni varlığının fiziksel izlerini tamamen ortadan kaldırmaktır. Yüzleşmek yerine, yüzleşilecek kalıntılara bile tahammül edememek, tekçi zihniyetin en çıplak halidir. Tarihin izlerini yok etmek, o tarihin yaşanmışlığını da yok etme çabasının ta kendisidir.

Karabörk’teki bu manzara, Türkiye’de azınlık mirasına yönelik yaklaşımın çarpıcı bir örneğidir. Bir yandan “tarihiyle barışık olma” söylemleri yapılırken, diğer yandan kadim kültürlerin mezarlarına bile tahammül edilememektedir. Bu tutum, farklı etnik ve inanç gruplarının eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşamasını imkânsız kılmaktadır. Mezarlık, herhangi bir arazi parçası değildir; orada yatanlar, o toprakların binlerce yıllık ortak hafızasının parçasıdır. Onları yok etmek, sadece geçmişe değil, geleceğe de zarar vermektir.

Köylülerin itirazına rağmen inşaatın devam etmesi, yerel hassasiyetlerin ne kadar görmezden gelindiğini bir kez daha ortaya koyuyor. İnsan kemiklerinin akıbetinin belirsiz kalması ise başlı başına bir insanlık sorunudur. Definecilerin mezarlara verdiği zarar yetmezmiş gibi, şimdi de devlet eliyle benzer bir tahribatın devam etmesi kabul edilemez.

Tarihi mirası koruma iddiası taşıyan bir ülkede, böylesi uygulamaların normalleştirilmesi hem hukuki hem ahlaki açıdan sorgulanmalıdır. Ermeni mezarlıklarının üzerine konut yapmak, kilise taşlarını yapı malzemesi olarak kullanmak, kerpiç evleri yıkmak; bunlar tek bir amaca hizmet ediyor: O coğrafyadaki çoğulcu geçmişi unutturmak. Oysa gerçek barış ve uzlaşı, farklılıkları yok etmekle değil, onları tanımak ve korumakla mümkündür.

Karabörk’teki mezarlık, sadece birkaç taşın ve kemiğin ötesinde bir anlam taşıyor. O, bir topluluğun varlığına, acısına, hayatına ve ölümüne tanıklık eden sessiz bir hafıza mekânıdır. Bu hafızayı betona gömmek, ne yazık ki Türkiye’nin hâlâ yüzleşmesi gereken derin yaraları örtbas etme çabasının yeni bir halkasıdır. Tarih, yok edilen taşlarla değil, yok edilmeye çalışılan hakikatle yazılmaya devam edecektir.

Bu olay, yalnızca Elazığ’ın bir köyündeki lokal bir imar meselesi değildir. Türkiye’nin çok kültürlülük mirasıyla kurduğu gerilimli ilişkinin, mezarlıklara kadar uzanan acı bir yansımasıdır. Kalıcı barış, ancak bu tür yıkımlara son verildiği ve ortak tarihe saygı gösterildiği zaman mümkün olabilir. Aksi takdirde, betonun altında kalan kemikler, vicdanlarda da ağır bir yük olarak varlığını sürdürecektir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir