Epstein’la Tükenen Neoliberalizm ve Yaklaşan Küresel Fırtına (I)

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, tutuklu bulunduğu Buca-Kırıklar cezaevinden, ABD'de patlayan ve dünyaya yayılan Epstein skandalı üzerine, neo-liberalizmin yarattığı küresel eşitsizliğin geldiği boyutları ve yaşanan çöküntüyü yazdı: "Görünen o ki 'Fırtına' yaklaşıyor. 'Böyle kötü bir hava Fırtına kopmadan aşılmaz' diyor Shakespeare.

Epstein’la Tükenen Neoliberalizm ve Yaklaşan Küresel Fırtına (I)

II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra kurulan yeni dünya 80 yıl boyunca, benzer bir felaketin yaşanmaması için gayret etti. O felaketi doğuran unsurların bir daha ortaya çıkmamasına çalıştı. Ne yazık ki 80 yılın gayretleri ve kazanımları şimdi insanlığın parmaklarının arasından dökülüp kayboluyor. 

Neo-liberalizm; her gün daha az sayıda zengini daha çok zengin ederken daha çok yoksulu daha yoksul hale getirdi. Neo-liberalizmi savunanlar için varılan zirvenin, eleştirenler için düşülen en dip noktanın 5 temel göstergesi vardır.

1- Dünya nüfusunun %1’i, %95’inin servetinden daha büyük bir servete sahip.

2- İktidarlar dünyanın her yerinde hakim olan bu eşitsiz düzeni sürdürebilmek için otoriterleşti.

3- İktidarlar dünyanın her yerinde savunma sanayi harcamalarını arttırdı ve silahlanma yarışı bir çılgınlığa dönüştü. 

4- Adaletsizlik, eşitsizlik ve baskı-korku döngüsü sonunda iktidarların yozlaşmasına yol açtı. Ahlakın ve vicdanın erozyonu toplumları çürüme ve çöküntüye sürükledi. Epstein skandalında görüldüğü gibi “pislik paçalarından akmaya” başladı.

5- Büyük kitleler ya bir kader gibi olup biteni seyrediyor ya da muhalefeti yeterince güçlü bir alternatif olarak görmediği için bir kurtarıcı beklemeye devam ediyor. 

Bu göstergeler nedeniyle artık “mızrak çuvala sığmıyor”. Yoksunluk ve yoksulluğa maruz kalan milyonların her gün canı daha çok yanmaya başladı. 

Tıkanan ve sıkışan bu sistem, artık sürdürülebilirliğini yitirmeye başladı. Hukukun üstünlüğü, adalet, insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi 1789 Fransız İhtilali ile perçinlenmiş, büyük bedeller ödenerek kazanılmış tüm değerlerin ve erdemlerin önemini ve anlamını yitirmeye başladığı bir iklime sürükleniyoruz. Toplumsal hayatın girdabı, doğanın ikliminde de karanlık ve kasvetli bir ufka taşıyor insanlığı. Doğayla uyumlu bir yaşam her gün erişilmesi zorlaşan bir hayale dönüşüyor. 

Acaba tarih tekerrür mü ediyor?

İki Dünya savaşına tanıklık etmiş Stefan Zweig’ın “Dünün Dünyası” kitabı maalesef bu soruyu olumluyor. Yüzyıl önce yazdıkları bugün neredeyse aynı cümlelerle yazılabilir. 

Bakın neler diyor;

Bütün devletlerin beynine adeta kan hücum etmişti. Bulaşıcı bir mikrop gibi her yerde bir yayılma hırsı gelişiyordu. I. Dünya Savaşı, bir fikir ya da sınır çatışması nedeniyle çıkmadı. 40 yıl boyunca barışın bir araya getirdiği ve şiddetle boşalmak isteyen iç dinamizmi sonucuydu.” (Bugün bu cümleyi 40’ın yerine 80’i koyarak yazabilirsiniz.)

“Binlerce, milyonlarca insan aslında barış zamanında duymaları gereken, birbirine bağlılık duygusunu savaşın başladığı zaman gösterdi. Böylece, insanın içindeki hayvanın, karanlık, bilinçsiz, ilkel duygu ve dürtüleri su yüzüne çıktı.” (Freud haklı çıktı)

Stefan Zweig bu karamsar tespitleri yaparken, bir yandan da geçmişe duyduğu özlemi dile getirmiş. 

Oysa 1914 yılından önce, yeryüzü tüm insanlığa aitti. Herkes istediği yere gidebiliyor, istediği kadar kalabiliyordu. İzin verme yoktu, kabul etme yoktu. Dünyanın herhangi bir yerine gitmek için ne vize, ne pasaport gerekmiyordu. Ancak dünya sağduyusunu kaybetti. Yabancı korkusu ve yabancı düşmanlığı, salgın hastalık gibi dünyamızı sardı.” 

Muhtemelen gelecekte, 2025 öncesi de, özlemle anılacak ve Zweig’ın son cümlesiyle, karanlık bir dönemin başladığı yazılacak. 

Görünen o ki “Fırtına” yaklaşıyor. 

Böyle kötü bir hava Fırtına kopmadan aşılmaz” diyor Shakespeare. 

Aydınlık bir gelecek umudu, 80 yıllık bir mücadele dönemini kapatıyor. 

Yarın yazının devamını umutla bitirmek üzere…

Sağlıcakla kalın!

 

Tunç SOYER
İzmir 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu, Koğuş B/63
Buca – Kırıklar

Yazar Tunç Soyer

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış