Hukukun Siyasallaştığının Şahikası Bir Karar
Hacettepe’de yaşanan palalı saldırı olayının ardından verilen karar, hukukun temel ilkelerini yerle bir eden bir skandal olarak tarihe geçmeye adaydır. Fail serbest bırakılırken, başından yaralanan mağdur öğrenciye 6 ay uzaklaştırma cezası verilmesi, adalet duygusunu derinden sarsmıştır. Bu karar karşısında sormadan edemiyoruz: Mahkeme heyeti hangi delillere dayanarak, hangi hukuki yöntemle bu hükme varmıştır?
En basit hukuk kuralı şudur: Suç işleyen cezalandırılır, mağdur korunur. Burada ise tam tersi olmuştur. Silahla saldıran kişi özgürlüğüne kavuşurken, can güvenliği ihlal edilen, yaralanan öğrenci okuldan uzaklaştırılmıştır. Bu, ceza hukukunun en temel ilkesi olan “suç ve ceza dengesi”ni, “masumiyet karinesi”ni ve “mağdur haklarını” açıkça çiğnemektedir. Bir yargı organının böyle bir sonuca ulaşması, delil değerlendirmesinde, olayın niteliğini kavramada ve adil yargılama güvencesinde ağır bir kusur bulunduğunu göstermektedir.

Bu kararın hukuki olmadığı bu kadar açıkken, siyasal bir karakter taşıdığı sonucuna varmak kaçınılmazdır. Çünkü hukukun işlemediği yerde siyaset devreye girer. Bu tür uygulamalar, muhalif görüşlü öğrencilere, iktidarın çizgisinin dışında kalanlara yönelik bir “sopaya” dönüşmektedir. Bugün bir öğrenciye uygulanan bu cezalandırma mantığı, yarın başka bir üniversitede, başka bir kampüste, başka bir muhalife de yönelebilecek potansiyeli barındırmaktadır. Hukuk, herkese eşit mesafede durması gereken bir güvence iken, seçici ve cezalandırıcı bir araca indirgenmiştir.
Mahkeme heyetinin bu kararı verirken dayandığı somut delilleri, tanık beyanlarını, kamera kayıtlarını, yaralanma raporlarını ve failin eyleminin niteliğini kamuoyuna şeffaf biçimde açıklaması gerekir. Aksi halde bu karar, yalnızca bir disiplin cezası olarak değil, adaletin siyasileştiğinin açık bir belgesi olarak anılacaktır. Hacettepe’de yaşanan bu tablo, üniversitelerin özgür düşünce alanları olmaktan çıkarılıp baskı ve korku mekânlarına dönüştürülmesi tehlikesini gözler önüne sermektedir.
Adalet, mağduru cezalandırarak değil, faili hesaba çekerek sağlanır. Bu kararın geri alınması, soruşturmanın yeniden ve tarafsız biçimde yürütülmesi, hukukun üstünlüğünün bir gereğidir. Aksi takdirde “fail serbest, mağdur cezalı” formülü, yalnızca bir haber başlığı olarak kalmayacak; bir dönemin adalet anlayışını özetleyen utanç verici bir ibareye dönüşecektir.
Yorumlar (0)