Hülya Oğuz’un izi, rüzgarın dalları eğdiği gibi hayatın akışında derin bir çentik bırakmıştı. 25 Mart 2023’te, bedenini saran o amansız fırtına karşısında direnci kırılmıştı. Yıllar önce, 2017’de, Adli Tıp Kurumu’ndaki memuriyet günlerini geride bırakıp emekliliğe adım attığında, sanki bir nehir yeni bir yatağa kavuşmuştu. İstanbul’un Beykoz yerleşkesinde, HDP ilçe eş başkanlığıyla siyasal arenaya dalmıştı; katıldığı her toplantı, her eylem, onun savaşçı eliyle şekilleniyordu.
2020 baharında, Datça’nın mavi sularına doğru yol almıştı. Orada, Muğla’nın HDP il yönetiminde, mücadelesini bir meşale gibi taşımaya devam etmişti. 2022’de Datça ilçe eş başkanlığı , hayatın ona sunduğu zorluklar henüz gölgesini düşürmemişti. Ancak o yıl, içindeki fırtına belirivermişti; hastalık, bir gölge gibi peşine düşmüş, 2023’te onu aramızdan ayırmıştı. Datça’nın rüzgarlı sokaklarında, Demokrasi Platformu’nun, Kadın Platformu’nun ve MUÇEP’in (Muğla Çevre Platformu) vazgeçilmez bir parçası olmuştu. Her tartışmada, her eylemde, sesi yankılanırdı; doğanın yaralarını sarmak, adaleti haykırmak için.

Ölümünden önce, Datça Demokrasi Platformu’nun 2022’deki Maraş Katliamı anmasında okuduğu basın açıklaması, onu yargı önünde bir sanık yapmıştı. Kelimeleri, bir ok gibi saplanmıştı sisteme; ama o, dimdik durmuştu. Disiplinliydi, çalışkanlığıyla yoldaşlarını hayran bırakırdı. Güler yüzü, bir bahar güneşi gibi aydınlatırdı etrafını; dostlarına moral olur, neşe saçar, umudu yeşertirdi.
Hayatının dokusunda, Beykoz’un kalabalık caddelerinden Datça’nın sakin koylarına uzanan bir yol vardı. Adli Tıp’taki günler, belki de adaleti aramanın ilk tohumlarını ekmişti ruhuna. Emeklilik, onu zincirlerinden kurtarmış, siyasal bir ateşe dönüştürmüştü. HDP çatısı altında, eş başkanlık yaparken, her kararında halkın nabzını tutardı. İstanbul’un gri gökyüzü altında, mücadele bir maraton gibi uzardı; oysa Datça’ya taşındığında, deniz kokusuyla karışmıştı bu çaba. Muğla’nın yeşil vadilerinde, il yönetiminde yer almak, onun için yeni bir ufuktu. Datça ilçe başkanlığı, mücadelesinin zirvesiydi belki de; ama hastalık, bir sis gibi çökmüştü üzerine.
Platformlardaki varlığı, ağaç kökleri gibi derindi. Datça Demokrasi Platformu’nda, özgürlük rüzgarlarını estirmişti. Kadın Platformu’nda, eşitlik için savaşmış, her kadının sesini yükseltmişti. MUÇEP’te, doğanın çığlığını duymuş, çevre için kalkan olmuştu. Maraş anmasındaki o açıklama, cesaretinin simgesiydi; yargılanmak, onu yıldırmamıştı. Aksine, daha da parlatmıştı yıldızını.
Yoldaşları, onun disiplinini anlatırdı; bir saat gibi dakik, bir savaşçı gibi azimli. Çalışkanlığı, dağları yerinden oynatırdı sanki. Güler yüzü, en karanlık günlerde bile ışık saçar, dostlarını sarardı. Moral kaynağıydı o; sohbetlerinde, kahkahalarında, umut filizlenirdi. Neşe, onunla birlikte yürürdü yolları.
Fotoğraflar: Nurten Köroğlu arşivinden...
Datça’nın kayalıklarında, rüzgar onun adını fısıldardı hala. Beykoz’un kalabalığında, anıları dolaşırdı. Muğla’nın yeşilliğinde, mücadelesi yeşerirdi. O, bir nehir gibi akmıştı; şimdi, denize karışmıştı. Ama sular, onun hikayesini taşırdı sonsuza. Yoldaşları, dostları, onunla yürümeye devam ederdi; çünkü o, umudun ta kendisiydi.
Bu yol, onun gibi birinin ayak izleriyle doluydu. Her adımda, adalet için, eşitlik için, doğa için. Hastalığın gölgesinde bile, ışığını söndürmemişti. Maraş anmasındaki kelimeleri, hala yankılanırdı kulaklarda; yargı, onu susturamamıştı. Disiplin, bir zırh gibi korurdu onu; çalışkanlık, bir motor gibi sürerdi ileri. Güler yüz, bir çiçek gibi açardı etrafında; neşe ve moral, onun hediyesiydi.
Hülya Oğuz’un öyküsü, bir kitap gibiydi; kapakları, doğum ve ölümle sınırlı, ama sayfaları dolu dolu. Adli Tıp günleri, belki de hukukun soğuk yüzünü göstermişti ona. Emeklilik, özgürlüğün kapısını aralamıştı. HDP’de, Beykoz eş başkanlığıyla, siyasal bir fırtına olmuştu. Datça’ya göç, yeni bir sayfa; Muğla il yönetiminde, Datça başkanlığında, zirveye ulaşmıştı. Platformlar, onun arenasıydı: Demokrasi için, kadın hakları için, çevre için.
Sonunda, hastalık kazanmıştı bedeni; ama ruhu, yenilmezdi. Yargılanırken, cesareti parlamıştı. Yoldaşlarının takdiri, onun madalyasıydı. Güler yüzü, dostlarının güneşi. Neşe ve moral, onun mirası. O gittikten sonra, Datça’nın rüzgarı daha bir hüzünlü eserdi; ama umut, onunla birlikte kalırdı.
Yorumlar (3)
Nurten Köroğlu
3 ay önce / 06.03.2026Hülya ile geçen bir dönemimiz. Çok güzel anlatmışsın.Anılarımızda hep bizimle olacak. ????Teşekkürler. ????
Beğendim 1 | Beğenmedim 0 | Cevapla
Solmaz Sarı
3 ay önce / 06.03.2026Yıldızlar yoldaşı olsun güzel insanlar neden hep erken gidiyor.. Her attığımız sloganda sen varsın evet önümüzde 8 mart var sen hep bizimlesin✊️✌️
Beğendim 1 | Beğenmedim 0 | Cevapla
Filiz Aydeniz
3 ay önce / 06.03.2026Hülya… iyi ki tanıdığım, yaşamının bir ucundan yakalayabildiğim mücadelenin özgür ve güzel yüzü… attığımız her sloganda, katıldığımız her eylemde bizimlesin…
Beğendim 1 | Beğenmedim 0 | Cevapla