Madenler, Sınıf Mücadelesi ile Ekoloji Mücadelesinin Kesişim Noktası

Dünyada ve Türkiye’de madencilerin sınıf mücadelesinde en dirençli ve en çok mücadele eden sektör olmasının nesnel temeli, sermayenin bu alanda hem en vahşi sömürü sistemini kurmuş olması hem de doğaya karşı en pervasız yıkımı gerçekleştirmesidir. Bir başka deyişle, maden işçilerinin acımasızca sömürülmesi ile suyun, havanın ve tüm yaşam alanlarının tahrip edilmesi, birbirinin ayrılmaz parçası hâline gelmiş olmasındandır.

  Madenler, Sınıf Mücadelesi ile Ekoloji Mücadelesinin  Kesişim Noktası

Edirne’de Maden İşçilerinin Direnişi

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde, Kiremitçiler Grubu’na ait Özşen Madencilik’te yaşananlar, Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin güncel bir halkası olarak öne çıkıyor. Üç gündür aralıksız süren direniş, 21 işçinin işten atılması ve aylardır ödenmeyen maaşlarla birlikte, madencilik sektörünün kronik sorunlarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bağımsız Maden İş Sendikası’nın öncülüğünde örgütlenen işçiler, hem haklarını hem de onurlarını geri almak için gece-gündüz demeden üç vardiya nöbet tutuyor. 25 Mayıs Pazartesi günü ise Uzunköprü kent meydanına yürüyüş kararı aldılar. Bu direniş, sadece lokal bir ücret ve iş güvencesi mücadelesi değil; aynı zamanda sermaye ile emek arasındaki keskin çelişkinin ve doğa-sermaye çatışmasının somut bir yansımasıdır.

Özşen Madencilik’teki kriz,  birçok maden işletmesinde görülen tipik patron saldırısının bir örneği. İşçiler, üç aylık maaşlarını ve bir yıllık ödenmemiş mesailerini alamıyor. Emekli olan madencilerin tazminatları da yıllardır ödenmemiş durumda. Üstelik işten atılan 21 arkadaşlarının geri alınması talebi, patronun keyfi yönetim anlayışını ortaya koyuyor. Maden işçileri, ağır ve tehlikeli koşullarda çalışırken, en temel haklarından mahrum bırakılıyor. İş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yetersizliği ise her an yeni facialara kapı aralıyor. Türkiye’de madencilik sektörü, ne yazık ki “en çok iş cinayeti” istatistiklerinde üst sıralarda yer alıyor. Özşen’de yaşananlar, bu yapısal sorunun Edirne’deki tezahürüdür.

Direnişin öncülüğünü üstlenen Bağımsız Maden İş Sendikası, işçilerin taleplerini net bir biçimde ortaya koyuyor: Atılan işçiler derhal geri alınmalı, birikmiş ücret ve mesailer ödenmeli, emeklilerin tazminatları verilmeli ve iş güvenliği kuralları harfiyen uygulanmalıdır. İşçiler, “Geceli gündüzlü üç vardiya” direnişiyle hem fiziksel hem moral olarak büyük bir dayanışma örneği sergiliyor. 25 Mayıs’taki kent meydanı yürüyüşü ise bu direnişi ilçe halkına ve kamuoyuna daha geniş bir şekilde duyurma amacı taşıyor. Böyle bir eylem, yalnız maden işçilerinin değil, tüm emekçilerin ortak sesi haline gelebilir.

Madencilerin sınıf mücadelesindeki öncü rolü tesadüf değildir. Madencilik sektörü, bir yandan işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişkinin en çıplak yaşandığı alanlardan biridir. Yeraltında veya açık ocakta, toz, grizu, göçük ve meslek hastalıklarıyla boğuşan madenci, emeğini en ağır koşullarda sermayeye sunarken, patron ise kârını maksimize etmek için her türlü tedbiri almaktan kaçınır. Öte yandan madencilik, ekolojik krizle sermaye mantığının karşı karşıya geldiği kritik bir sektördür. Ormanların tahrip edilmesi, su kaynaklarının kirletilmesi, toprağın verimsizleştirilmesi ve biyolojik çeşitliliğin yok edilmesi, maden şirketlerinin “büyüme” ve “istihdam” söylemi arkasına gizlediği gerçeklerdir. Özşen direnişi, işte bu iki büyük çelişkinin kesişim noktasında duruyor: Hem emek sömürüsüne hem de doğa talanına karşı bir duruştur.

Tarih boyunca madenciler, birçok ülkede sınıf mücadelesinin ön saflarında yer almıştır. İngiltere’deki madenci grevlerinden Türkiye’deki Amasya, Zonguldak, Soma ve Ermenek deneyimlerine kadar, maden işçileri hem örgütlülük hem de direngenlik açısından işçi sınıfına ilham kaynağı olmuştur. Çünkü madencilik, emeğin en “somut” ve en “tehlikeli” halidir. Toprağın derinliklerinden çıkarılan her ton kömür, her gram maden, işçinin canı ve emeği pahasına elde edilir. Bu yüzden madencilerin direnişi, sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmaz; toplumsal bir adalet arayışına dönüşür.

Edirne Uzunköprü’de süren direniş, Türkiye’de artan işsizlik, enflasyon ve güvencesiz çalışma koşulları altında ezilen tüm emekçilere bir çağrıdır. İşçiler yalnız bırakılmamalıdır. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, çevre hareketleri ve duyarlı kamuoyu, bu direnişle dayanışma içinde olmalıdır. Çünkü Özşen’deki mücadele, sadece 21 işçinin değil; onurlu ve güvenli bir çalışma hayatı isteyen tüm madencilerin, tüm emekçilerin ortak mücadelesidir.

25 Mayıs Pazartesi günü Uzunköprü kent meydanında buluşacak olan direnişçi madenciler, “Hak verilmez, alınır” şiarını bir kez daha haykıracak. Bu ses, Edirne’den tüm Türkiye’ye yankılanmalıdır. Sermayenin keyfi uygulamalarına, ödenmeyen ücretlere, iş cinayetlerine ve doğa talanına karşı verilen her mücadele, daha eşit ve daha adil bir toplum yolunda atılmış önemli bir adımdır.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış