Farklı Kültürleri,Tek Kimlikte Yaşatmak !
Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesi, yani herkesin bildiği adıyla Gâvur Mahallesi… Dar sokakları, komşu kapıları, Dicle’nin serin esintisiyle yoğrulmuş bir çocukluk. İşte bu mahalleden, 23 Aralık 1938’de bir Ermeni ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Mıgırdiç Margosyan, Türkiye’nin ortak kültürel mirasının en değerli temsilcilerinden biri oldu. Onun kalemi, sadece bir etnik grubun değil, Anadolu’nun bütün renklerini, acılarını, sevinçlerini ve günlük hayatın yalın hikâyelerini kâğıda döktü.
Margosyan, 15 yaşına kadar Diyarbakır’da yaşadı. Süleyman Nazif İlkokulu’nda, Ziya Gökalp Ortaokulu’nda okudu. Sonra hayatı İstanbul’a taşındı: Bezciyan Ortaokulu, Getronagan Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü. Öğretmenlik yaptı; Surp Haç Tıbrevank Lisesi’nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyatı dersleri verdi, hatta müdürlük bile yaptı. Ama asıl ustalığı, taşra edebiyatının son büyük temsilcisi olarak gösterdi. Hagop Mıntzuri’den sonra bu geleneği en güçlü şekilde sürdüren isim oydu.
Onun eserleri, kuru bir “etnik edebiyat” değildi. Gâvur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995), Biletimiz İstanbul’a Kesildi (1998) gibi kitaplarında Diyarbakır’ın 1940-50’li yıllarını, mahalle insanlarını, Kürt, Türk, Ermeni, Süryani komşuların iç içe geçmiş hayatını öyle bir anlatır ki, okuyan herkes kendini o sokaklarda hisseder. Yöresel ağız, Ermenice kelimeler, Türkçe’nin en samimi hali… Hepsi bir arada akar. Tespih Taneleri (2006) ise anı-romanıyla bu dünyayı daha da derinleştirir. Son kitabı Tanrı’nın Seyir Defteri (2016) mitolojik bir dokunuşla farklı bir soluk getirir. Eserleri sadece Türkçe ve Ermenice değil; Kürtçe’ye de çevrildi, üç dilde bir arada basıldı, hatta İngilizce’ye ulaştı. Aras Yayıncılık’ın kurucularından biri olarak da kültürel köprülerin inşasında rol aldı.
Margosyan’ın en büyük özelliği, samimiyeti ve insancıllığıydı. O, “biz” ve “onlar” ayrımını yapmadan, Anadolu’nun ortak hafızasını yazdı. Acıyı da, gülmeyi de, yoksulluğu da, komşuluğu da aynı yalınlıkla aktardı. Diyarbekirli oluşu, Ermeni oluşu, Türkiyeli oluşu onun için bir zenginlikti; bunları birbirine rakip değil, tamamlayıcı gördü. Evrensel gazetesindeki yazıları, denemeleri, fıkraları da aynı sıcaklığı taşırdı. Okuyucuyu ne yargılardı ne de ideolojik bir kalıba sokardı; sadece “gördüğünü” anlatırdı. Bu yüzden eserleri, farklı kesimlerden insanları aynı duyguda buluşturdu.
2 Nisan 2022’de, 83 yaşında aramızdan ayrıldı. İstanbul’da, Maltepe’deki evinde, karaciğerle ilgili sağlık sorunları nedeniyle veda etti. Cenazesi Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde törenle uğurlandı ve Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedildi. Aradan tam dört yıl geçti. Bugün hâlâ kitapları raflarda, hâlâ yeni okuyucular buluyor. Çünkü o, geçici bir yazar değil; bir dönemin, bir coğrafyanın ve bir insanlık halinin tanığıydı.
Mıgırdiç Margosyan’ı “Türkiye Halkları’nın Ortak Değeri” olarak nitelemek abartı değil, bir zorunluluktur. O, Diyarbakır’dan İstanbul’a uzanan bir köprüydü; farklı dillerin, inançların ve kültürlerin barış içinde yan yana durabileceğini gösteren nadide bir sesti. Kalemiyle yarattığı dünya, hala bize “bir arada yaşamanın” mümkün olduğunu fısıldıyor. Onu anmak, sadece bir yazarı hatırlamak değil; ortak tarihimizi, ortak acılarımızı ve ortak sevinçlerimizi sahiplenmektir.
Dört yıl önce kaybettik onu, ama Gâvur Mahallesi’nin sesi hâlâ kulaklarımızda. Tespih taneleri gibi, her okunuşta yeni bir hikâye açılıyor sayfalarından. Ve bu hikâyeler, Türkiye’nin en güzel ortak miraslarından biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Yorumlar (0)