Nurtopu gibi bir sol/sosyalist İdeolog

Aslında devletin zirvesinde konuşlanmış danışman şahsiyetin, karakteristik özelliği müesses/sınıflı nizamın/kapitalizmin anti tezi olarak vücut bulmuş ve devlet olgusunun sınıf karakterini açıklayan tezlere sahip olan sosyalizm anlayışı hakkında büyük büyük laflar etmesi garip karşılanabilir. Ancak sorunun bu yanı psikolojinin alanı…

Nurtopu gibi bir sol/sosyalist İdeolog

Diyebilirsiniz ki bizde, dünyada onlardan mebzul miktarda vardı. Haklı olabilirsiniz. Ancak bu nevzuhur sol idelogun kimliği ve konumu çok ilginç. Şahsiyet devletin başına doğrudan/aracısız danışmanlık yapıyor.  Bu danışman son zamanlarda yayınladığı yazılarla ülkemize ilişkin politik, sosyolojik, tarihsel birçok konuda yazı kaleme aldı. Son yazısı da genel anlamda ‘sol’ ve  geniş anlamda ‘sosyalist’ teori ve uygulamaları üzerine. ‘Bu kadar da olmaz mı’ diyorsunuz, bir dönem sosyalist camiada bulunmuş olması ona bu hakkı vermez diye mi düşünüyorsunuz? Çok uzun zamandır da devletin zirvesinde konuşlanıyor olması dolayısıyla hadsiz mi buluyorsunuz? Hayır herkesin olduğu gibi bu devletlu’nun da(Osmanlı döneminde paşa, vezir devlet adamlarına verilen san) sol/sosyalizm konusunda görüş belirtmeye hakkı var. Diğer yerli-yabancı birçokları gibi…

Aslında devletin zirvesinde konuşlanmış danışman şahsiyetin, karakteristik özelliği müesses/sınıflı nizamın/kapitalizmin anti tezi olarak vücut bulmuş ve devlet olgusunun sınıf karakterini açıklayan tezlere sahip olan sosyalizm anlayışı hakkında büyük büyük laflar etmesi garip karşılanabilir. Ancak sorunun bu yanı psikolojinin alanı…

Ancak sorun sola ayar vermekten ibaret değil; uzunca bir dönem insanlığın özgürlük için ve sömürüye karşı isyanına esin kaynağı olmuş, 200 yıllık bir düşünsel birikim ve pratikte de vücut bulmuş bir geleneğin özünün ters yüz edilmesine, kavramlarının reddine yönelik olunca  ‘hadi oradan’ diyesi geliyor. Danışman beyefendi sosyalizmi, devletle ve sermaye ile kucaklaştırmaya, enternasyonalizminden vazgeçmeye yurtsever olmaya çağırıyor. Kendince sol bir jargonla… Aslında dikkatle bakınca bugünün Çin ve Rusya’sındaki rejimin benzeri bir sosyalizm beklentisi olduğunu anlıyorsunuz.

Sonuçta bu tezler sol/sosyalizmi verili devlete entegre etmek amacı gütmektedir. Sol jargon bu gerçeği gizleyemiyor. Hasılı ‘demokratik açılımlar olsun, faşizan uygulamalar son bulsun mu istiyorsunuz, önceliğiniz bu mu, o zaman hükümetin terörsüz Türkiye ve anayasa değişikliği sürecini kayıtsız şartsız destekleyeceksiniz’.

 Fazla lafa gerek yok. Aşağıda danışmanın yazısından alıntılar özeti bulacaksınız:

“Hatta günümüzde dünyada da sol ve sağ şeklinde siyasi konumlanmanın miadını doldurduğu iddiaları da dikkate değer yaklaşımlardır ancak bu tartışmalar olmakla birlikte en azından siyasetin ana aksları sağ ve sol olarak nitelendiği sürece ya da bu kavramlara ihtiyaç devam ettikçe sol siyaset de varlığını sürdürecektir.

21.yüzyılda sınıf esaslı solculuğun ortadan kalktığı veya gücünü yitirdiği tezi çok güçlü olgularla ileri sürülüyor.

Emek sermaye temel çelişkisinin yerini, insanın özgürleşmesiyle, baskıcı otoriteler arasındaki çelişki aldı.

Belirteyim ki burada söylenen sınıfların bittiği değildir. Solun işçi sınıfına dayalı siyaset döneminin kapandığı veya marjinalleştiğidir. Diğer bir deyişle, klasik işçi sınıfı esaslı sol tezinin aslında başarısız olduğu, hiçbir zaman realize olamadığı, hep öncü/kadrocu bir hareketin söyleminde kaldığı ifade ediliyor.

…kapitalizmin ekonomik yapısı, elbette nesnel dinamikleri gereği sınıf ilişkileri üretir. Bu durum adeta bir zorunluluktur. Fark, artık ütopik kabul edilen sınıf esaslı solculuğun yerini daha gerçekçi olan toplumsal sol siyasetin almasıdır yani sınıf esaslı solun bittiği tespiti ya da iddiası, sol siyasete olan ihtiyacın bittiği anlamına gelmez.

sınıf esaslı solculuktan toplum esaslı solculuğa…

Temel kimlik açısından ise enternasyonel değil yurtsever sol.

Halkın iradesine ve vatandaş inisiyatifine dayalı demokrasiyi geliştirmek, aynı zamanda hem yeni hak ve özgürlükler alanlarının açılmasını hem de mevcut hak ve özgürlüklerin gelişmesini sağlar. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de 16 Nisan 2017'de referandumla kabul edilen anayasa değişikliği, toplum esaslı sol bir değişimdir.

Elbette küresel yeni sömürgeciliğin siyasi aktörleri olan ve ekonomik egemenlik savaşında taşıyıcılık yapan bazı ulusal devletlerin sermayenin kontrolünde olduğu gerçektir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Almanya ve Fransa, sermaye kontrolündeki güçlü devletlere örnektir. Bu ülkeler açısından sol siyaset ancak sermaye kontrolündeki devletleri sermayeden özerkleştirme çabası üzerine şekillenebilir.

…günümüzde sol siyasetin sermayeye bakışı, düşmanlık ve husumet olmak zorunda değildir. Bununla birlikte sol siyaset, sermaye kontrolündeki devlet olmaya da karşı durmalıdır. Bu nedenle, devletin sermayeyle ilişkisini kontrol değil işbirliği ilişkisi olarak düzenlemesi ve özerk alanını koruması, sol siyasetin temel yaklaşımlarından biri olarak kabul edilebilir. Nihayetinde devlet gerek duyması halinde regülasyonlarla sermayenin hareket alanını ülkesel açıdan zarar verici sonuçlar doğurmayacak şekilde ama toplum lehine düzenleme yetkisine de sahip olmalıdır.

Türkiye'nin son 150 yıllık tarihinde sınıf esaslı solculuk yapan akımlar, tabansız bir kadro hareketinden başka bir noktaya gelememişlerdir. 1980 öncesi kısmen gelişen (merkezinde eski TKP'nin olduğu ve DİSK'e dayanan) sınıf esaslı solculuk dahi niceliği bir miktar geniş kadro hareketi olmanın ötesine geçememiştir. Dolayısıyla, Türkiye'de hiçbir zaman işçi sınıfına dayanan sosyolojik bir güçle sınıf esaslı sol siyaset olmamıştır, olamamıştır.

Kimlik meseleleri üzerinde sol retoriği kullananların hiçbir zaman ne sınıf ne toplum esaslı sol pratikler içerisinde olmadıkları da bilinen bir gerçektir.

bugün Türkiye'de kendine sol diyen, büyüğünden küçüğüne birçok siyasal akımın adeta emperyalizmin aparatları haline gelmesi ve açıkça antiemperyalist çizgiden vazgeçmiş olmalarıdır. Antiemperyalist olmayan bir siyasal akımın sol olmayacağı bellidir. Bu nedenle, neoliberal ve/veya Batıcı çizgide olup kendilerini sol diye niteleyen kişilerin ve akımların gerçekte sol siyasete sahip olmadıkları da bariz bir gerçektir. Diğer bir deyişle, liberal sol veya batıcı sol olarak nitelenen yaklaşımlar, mandacı zihniyetin siyasi görünümünden başka bir şey değildir.

….

Gerçek ve sahte sol akımlara ilişkin bir tespit yapılmadan Türkiye'de olması gereken gerçek solun Terörsüz Türkiye hedefi ve demokrasiyi ilerletme perspektifi açısından durumu tam ifade edilemez.

Ayrıca milli devleti sahiplenmek ve sol fikirlerle etki etmek için çaba göstermek yerine devlet karşıtlığını yüceltmek, solculuk değil ancak ülke düşmanlığı olur.

Tüm bunlar dikkate alındığında bugün ana akım solculuk, yurtsever sol demokrat olmak şeklinde tanımlanabilir.

Bunun için Türkiye'nin yaşadığı tarihsel dönem bakımından yurtsever solculuk, kayıtsız şartsız Terörsüz Türkiye hedefine destek vermeyi gerektirir. Bu konuda en ufak bir şüphe duymak, yurtsever sol perspektifle çelişir.

Terörsüz Türkiye hedefine ulaştıktan sonra en geniş sosyal ve siyasi uzlaşmayla hazırlanması istenen ve beklenen yeni anayasa sürecinde yer almak, katkı sunmak, Türkiye'nin tüm yurtsever sol demokrat çevrelerinin tarihsel görevidir.”

Meraklısı için makalenin tamamı: https://www.aa.com.tr/tr/analiz/terorsuz-turkiyeye-gecis-surecinde-sol-tartismasi/3770733

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış