Kapitalist Gösteri Toplumu

Ancak devrimci perspektif, umutsuzluk değil, eylem çağrısıdır. Bu hegemonyayı kırmak için, gösteriyi tersine çevirmek şarttır. Walter Benjamin’in “Tarih Felsefesi Üzerine Tezler”inde belirttiği gibi, ezilenler tarihi fırçalamalı, imajları devrimci araçlara dönüştürmelidir. Sosyal medya, sermayenin aracı olmaktan çıkarılıp, proletarya enternasyonalizminin platformu yapılabilir: Zapatista hareketi gibi, dijital araçlarla yerel isyanlar küresel dayanışmaya bağlanabilir. Fotoğraflar, sömürüyü ifşa etmek için kullanılmalı –fabrika işçilerinin grev anları, polis şiddetinin belgelenmesi– ve fikir dünyasını yeniden şekillendirmelidir.

Kapitalist Gösteri Toplumu

 Devrimci Kurtuluş Mücadelesinde Hegemonya

Günümüz kapitalist sistemi, Guy Debord’un “Gösteri Toplumu”nda işaret ettiği üzere, gösteriyi hegemonyanın en güçlü aracına dönüştürmüştür. Bu sistemde, görüntü ve imajlar artık salt estetik unsurlar olmaktan çıkmış, sınıf egemenliğinin, ideolojik tahakkümün ve toplumsal denetimin temel taşları haline gelmiştir. Her fotoğraf, her video, her sosyal medya akışı, sadece fikir dünyasını şekillendirmekle kalmaz; aynı zamanda toplumsal alanı dizayn eder, bireyleri pasif tüketicilere dönüştürür ve devrimci potansiyeli köreltir

Kapitalizm, meta fetişizmini görüntü üzerinden yoğunlaştırır. Marx’ın meta dolaşımında gördüğü yabancılaşma, bugün dijital ekranda katmerlenir. Gösteri, hegemonyayı Gramsci’nin tanımladığı gibi, rıza üretimiyle pekiştirir: İşçiler, yoksullar ve ezilenler, kendi sömürülerini “eğlence” olarak tüketir. Bir akıllı telefon kamerasıyla çekilen selfie, bireysel özgürlüğü simgelerken, aslında algoritmik denetimin parçasıdır. Sosyal medya platformları –Facebook, Instagram, TikTok gibi– sermayenin elinde, toplumsal alanı yeniden yapılandırır. Burada, her imaj bir ideoloji taşır: Lüks tüketim fotoğrafları, sınıf atlama hayalini pompalar; protesto görüntüleri ise sistem tarafından emilerek “trend”e dönüştürülür, devrimci öfke sulandırılır. Bu, hegemonyanın nesnesidir: Gösteri, gerçek toplumsal çatışmaları gizler, onları  adeta sanal bir oyuna  indirger.

Devrimci bakışla, bu dönüşümün kökünde kapitalist üretim ilişkileri yatar. Sermaye, gösteriyi kar maksimizasyonu için kullanır. Reklam endüstrisi, milyarlarca dolarlık bir sektör olarak, fikir dünyasını şekillendirir: Irkçılık, cinsiyetçilik ve çevresel yıkım, “marka” ambalajında normalize edilir. Örneğin, bir fast-food zincirinin “sürdürülebilir” kampanyası, ekolojik krizi gizlerken, işçilerin sömürüsünü perdeleyen mutlu yüzler sunar. Toplumsal alan ise bu imajlarla dizayn eder. Kamusal mekanlar, tüketim tapınaklarına dönüşür; sokaklar, billboard’larla işgal edilir. Pandemi döneminde bile, Zoom toplantıları ve online etkinlikler, fiziksel bir araya gelmeyi engelleyerek, dayanışmayı örgütlenmeyi atomize eder.

Ancak devrimci perspektif, umutsuzluk değil, eylem çağrısıdır. Bu hegemonyayı kırmak için, gösteriyi tersine çevirmek şarttır. Walter Benjamin’in “Tarih Felsefesi Üzerine Tezler”inde belirttiği gibi, ezilenler tarihi fırçalamalı, imajları devrimci araçlara dönüştürmelidir. Sosyal medya, sermayenin aracı olmaktan çıkarılıp, proletarya enternasyonalizminin platformu yapılabilir: Zapatista hareketi gibi, dijital araçlarla yerel isyanlar küresel dayanışmaya bağlanabilir. Fotoğraflar, sömürüyü ifşa etmek için kullanılmalı –fabrika işçilerinin grev anları, polis şiddetinin belgelenmesi– ve fikir dünyasını yeniden şekillendirmelidir.

Kurtuluş, kolektif eylemle gelir. Devrimci partiler ve işçi konseyleri, gösteri toplumunu parçalamak için kültürel cepheyi fethetmelidir. Eğitimde, sanatta ve medyada alternatifler yaratılmalı: Bağımsız medya ağları, devrimci sanat kolektifleri, kapitalist imajlara karşı direniş üretmelidir. Toplumsal alanı dizayn etmek, artık sermayenin değil, emekçilerin elinde olmalıdır –mahalle meclisleri, kooperatifler ve sokak sanatıyla.

Sonuç olarak, kapitalist gösteri, hegemonyanın nesnesidir ama kırılgandır. Devrimci mücadele, bu zincirleri kırmak için fikir dünyasını ve toplumsal alanı yeniden ele geçirmelidir. Proletarya, gösteriyi araç olarak kullanıp, gerçek özgürlüğe yürümelidir. Bu, sadece teori değil, pratiktir: Sokaklara, fabrikalara, ekranlara!   

Bir  Görsel  üzerinden Karşı Hegemonya Örneği

1972'de İrlanda'da çekilmiş bu fotoğraf, İngiliz ordusuna karşı bir savaşta yaralanan nişanlısının silahıyla ateş eden bir kadına ait.

Kadın, yaralı nişanlısını araba ile güvenli bir yere taşıdıktan sonra İngiliz askerleri ile sonuna kadar savaşıyor ve öldürülüyor.

 Rivayet odur ki, İngiliz Tabur komutanı, uzun süre kahramanca direndikten sonra öldürülenin bir kadın olduğunu öğrendiğinde, çok etkileniyor. Askerlerine kadının bedenine dokunmamalarını emrediyor ve İrlandalıların onun cesedini alıp götürmelerine izin veriyor, sonrasında etrafındaki askerlere şunları söylüyor:

"Bizi umursamayan bir kraliçeyi savunuyoruz. Bu kadın ise sevgilisini ve ülkesini önemsiyor, onlar uğrunda hayatını feda ediyor."

Fotoğraf, İrlanda'daki "Kadınlar Günü" için seçiliyor. Kadının toplumsal dönüşümdeki kapasitesini imgelediği gibi, yeni kuşakların düşünsel biçimlemesinde de katkı sunmayı sürdürüyor.

 Ezcümle, görsel teknolojiye karşı çıkmak onun hegemonik gücünü  ortadan kaldırmadığı gibi kısmen sınırlama kapasitesi de göstermez. Geriye  onu insanlığın özgürlük ve eşitlik mücadelesinde doğru zaman ve yerde kullanmak kalır. Bir başka söylemle bu yola hegemonyayı terse çevirmektir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış