SSCB Neydi ve Neden Çöktü?

Süha Ilgaz, kitabını Ekim Devrimi ile kuruluşundan başlayarak Sovyet aygıtının, yani ‘ yeni tip devlet mekanizmasının’ hangi tarihsel koşullarda önce aksamaya sonra da işlemez olup çöktüğü üzerine kurmuş ‘1905 Devrimi’nin yenilgisi sonrasında gelişen karşıdevrim ve gericilik atmosferi, Bolşevik Parti saflarında gerici felsefe ve ideolojileri moda hâline getirmişti. Ekim Devrimi’nin yenilgisiyse benzer bir şekilde ve çok daha büyük ölçekte, bütün dünya çapında bir karşıdevrim ve gericilik dalgasını yükseltti; ideolojik ve felsefi düzeyde ‘yeni’ arayışlara kapıyı sonuna kadar araladı’ diyor yazar.

SSCB Neydi ve Neden Çöktü?

SSCB Neydi ve Neden Çöktü? 

Rusya’da 1905 Devriminde kitlelerin yarattığı Sovyetler, Ekim Devrimine öncülük edecek Bolşevikler tarafından başta tereddütle karşılansa da çok geçmeden benimsenecekti. 1917 Ekim Devrimiyle işçi sınıfı kendi göbeğini kendi kesecek, sınıf egemenliği Sovyet biçiminde ete kemiğe bürünecek, işçi sınıfı kendi kendini yönetmeye başlayacaktı. Ekim Devriminin başarılabilmiş olması bir yana, böyle bir kalkışmaya girişilmesi bile, İkinci Enternasyonal çizgisinden kopmuş ve onu aşmış olmanın sonucuydu. Devrimin sıcak ortamında Bolşeviklere karşı ileri sürülen iddialar (burjuva devrimi, darbe vs.) halen savunulabiliyor olsa da, Bolşevikler Marksizm geleneğinin iyi bir takipçisi ve uygulayıcısı olduklarını, ilk olarak, işçi sınıfı hareketinin önünü tıkayan reformizmi ve İkinci Enternasyonalin parti anlayışını alt ederek kanıtlamışlardı. Sonrasındaysa devrimin karşılaştığı sorunların çözümünü -her ne kadar başarılı oldukları söylenemezse de- kitlelerin insiyatifini geliştirerek aşmaya çalışmalarıyla Marksizme olan bağlılıklarında ısrar ettiler.

Kapitalizmi bütün dünya çapında ortadan kaldırıp tarihe gömme girişimi olarak Sovyet Deneyimi ne yazık ki başarılı olamadı! Çünkü kapitalizmden apayrı bir temelde “başka bir üretim biçimi”nin inşasına girişen Sovyet sistemi, kendi özgün koşulları nedeniyle daha kuruluşundan başlayarak çöküşüne neden olabilecek unsurları bünyesine eklemek zorunda kalmıştı! Bu olumsuz unsurları köreltmek ve sistemi sağaltmak ne yazık ki mümkün olmayacak, süreç tersine gelişecekti!

İşçi Sınıfının Siyasi Yabancılaşması

 “SSCB, Neydi ve Neden Çöktü? kitabının konusu da, işte bu türden olumsuzlukların nasıl olup da gelişme imkânı bulup sosyalizmi çürütebildiği, çöküşünün maddi koşullarını hazırladığıdır. Yazara göre maddi-ekonomik  düzeyde sosyalizmin inşası için ileri atılan her adım,  yönetim işini tabana yayıp genelleştirerek yöneten yönetilen ilişkilerini ortadan kaldırmalıyken, süreç tam tersine gelişmiş, makas iyice açılmıştır. Tersine gelişen yönüyle, devlet biçimi düzeyinde verilen tavizler, işçi sınıfının sırasıyla partisine, parti aygıtına ve bir kişiye (Stalin’e) devrettiği iktidarının, aslında nasıl olup da bürokrasinin politik iktidarına, yönetim ayrıcalığına dönüştüğünün yanıtlarını içinde barındırmaktadır.

SSCB Neydi ve Neden Çöktü?

İşçi sınıfının siyasi düzeyde başlayan yabancılaşması ideolojik yabancılaşmasıyla olumsuz anlamda desteklenerek ekonomik kayıtsızlık ve yabancılaşmasına ulaştı. Bu da sosyalizmin dinamiği olan kitlelerin yaratıcı insiyatifinin, sisteme olan desteğinin sona ermesi anlamına gelmekteydi. Revizyonizmin hakimiyetine karşılık gelen politik iktidarın aşılması için SBKP dışında, komünist bir alternatifin örgütlenememesi ve tıkanıklığın “politik devrim”le aşılamaması Sovyetlerin çöküşünü sadece bir zaman meselesi haline getirmiştir. Çöküş için geriye kalan koşul, bardağı taşıran son damlanın beklenmesi dışında başka bir şey değildir artık! Son damlayı tayin eden şeyse, sorunların çözümsüzlüğünün saklanamaz, idare edilemez boyutlara ulaşması olmuş ve yönetici bürokrasinin bir kesimini, bütününün “siyasal intiharına” karşılık gelecek şekilde bir “ölüm parendesi”ne zorlamıştır.  Bu parendeyi atmayı başaran kesim kapitalistlere dönüşürken, bürokrasinin çoğunluğu eski ayrıcalıklı konumlarını kaybederek kitlelerin sefaletine ortak oldu.

Geniş kitleler ve işçi sınıfının büyük bölümü sosyalizmin ve Sovyetlerin hikayesini bitmiş sansa da, kapitalizm açlık, sefalet, cehalet ve savaşlar biçiminde varolduğu sürece, kuşkusuz ki “bu öykü burada bitmeyecek!” Bu nedenle ne kadar farklı gözükürse gözüksün Sovyetlerin hikayesi tıpkı Sisyphus’un bitmeyen çilesi gibi bir şekliyle sürüyor! Çünkü işçi sınıfı o kayayı tepeye kadar taşıyıp sabitleyemezse eğer, altında kalıp ezilmek dışında bir seçeneğe sahip değil!

Marksizm’in Kavram Seti

Bu durumda doğru soru, “kitlelerin kapitalizmin eşitsizliklerine daha ne kadar katlanacağı”, hatta “her gün ve her yerinden kan ve ter sızdıran kapitalizmin ne zaman aşılacağı” değil, kitlelerin eylemlerini yönetecek, birleştirerek öncülük edecek bir sınıf örgütlenmesi ve programının nasıl ve ne zaman yaratılacağı, kapitalizmin tanrılarının ne zaman iktidarlarından edileceği olsa gerek! Sovyet biçiminin Rus Devriminin malı değil de işçi sınıfının uluslararası hareketinin her hangi bir parçasının iktidara yönelme halinde aldığı kaçınılmaz somut biçim olduğu ve olacağı unutulmazsa, bu tarihsel deneyimin önemi ve sonuçlarının program düzeyinde içselleştirilmesinin zorunluluğu kendiliğinden anlaşılır.

Bu kitapta yazar, Marksizmin kavram setini eğip bükmeden kullanarak gerçekleştirdiği incelemesini ve konuya ilişkin tezlerini paylaşıyor bizlerle. Ekim Devriminden Sovyetler Birliğinin yıkımına kadar geçen sürecin her bir aşamasını, titizlikle ve bütünlüğüyle inceleyip programatik sonuçlar çıkartıyor. Burada gerçekleştirilen inceleme ve oluşturulan tezler, yaşanmış ve bitmiş sayılan Sovyet vakasına yönelik arkeoloji merakından değil, kapitalizmi aşabilme imkan ve bilgisinin eksik parçalarının, daha önce bu yolda yürüyenlerin tecrübesinden çıkartılabileceği anlayışından kaynaklanıyor.

Haber Hacı Demir

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış