Toprağa Düşen Tohum
2 Nisan…. Sabahattin Ali, tam 78 yıl önce, 1948’in o soğuk Nisan gününde Kırklareli sınırında katledildi. 41 yaşındaydı. Arkasında Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna gibi romanlar, hapishane şiirleri, mizah dolu Marko Paşa yazıları ve en önemlisi, hâlâ kanayan bir vicdan bıraktı.
O, sadece bir yazar değildi. O, halkın sesini, ezilenin öfkesini, umudun inatçı direnişini kaleme alan bir emekçiydi. Öğretmenlik yapmış, hapis yatmış, sorgulanmış, susturulmak istenmiş biriydi. Ama susturamadılar. Çünkü sözü, toprağa düşen tohum gibiydi; zamanla yeşerdi, kök saldı, dallandı.
“Sen kendi bahtını kendi eline almadıkça, hiçbir şey değişmez.”
Bu cümle, bugün hâlâ bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Marko Paşa’nın sayfalarından çıkıp geliyor, sokaklara, meydanlara, fabrikalara, tarlalara yayılıyor. Ali, bu sözü boş bir slogan olarak değil, acı bir gerçek olarak yazmıştı. Halkı, kendi kaderini başkalarının ellerine bırakmanın bedelini çok görmüştü. Sömürü düzeninin, baskının, yoksulluğun devam etmesinin en büyük sebebi buydu: İnsanların kendi gücüne, kendi iradesine, kendi birliğine güvenmemesi.
Sabahattin Ali’nin hayatı, bu gerçeğin kanlı bir özetiydi aslında. Yazdıkları yüzünden peşine düşüldü, hapse atıldı, özgürlüğü elinden alındı. Sonunda sınırda, kaçış umuduyla yola çıktığı yolda, bir sopayla başına vurularak öldürüldü. Katili kısa sürede salıverildi, dava karanlıkta kaldı. Çünkü o dönem de, bugün de, egemenler için en tehlikeli şey, halkın kendi bahtını eline almasıydı. Bir yazarın ölümü, o yüzden basit bir cinayet değil, sistematik bir susturma girişimiydi.
Ama öldüremediler.
Eserleri okundukça, şiirleri söylendikçe, “Aldırma Gönül” türküleri dağlarda, ovalarda yankılandıkça yaşıyor. Kuyucaklı Yusuf’un isyanı, Madonna’nın yalnızlığı, şeytanın içimizdeki hesaplaşması hâlâ bizimle. Çünkü o, edebiyatı halk için, devrim için, değişim için kullandı. Sanatı, süs olsun diye değil, silah olsun diye biledi.
Bugün, 2026’da, hâlâ aynı cümleyle yüzleşiyoruz: Hiçbir şey değişmedi mi gerçekten? Değişmediyse, sebebi hâlâ kendi bahtımızı başkalarına teslim etmemiz değil mi? Patronlara, iktidarlara, “bize rağmen” konuşanlara, “halk adına” karar verenlere boyun eğmeye devam ettiğimiz sürece, evet, hiçbir şey değişmez.
Sabahattin Ali’nin mirası tam da burada devreye giriyor. O miras, pasif bir anma değil, aktif bir çağrıdır: Kendi kaderimizi yazma çağrısı. Okumak, düşünmek, örgütlenmek, ses çıkarmak, birleşmek… Kendi ellerimizle.
Onun katledilişinin yıl dönümünde yas tutmuyoruz sadece. Hesap soruyoruz. Ve en önemlisi, o sözü yeniden haykırıyoruz:
Sen kendi bahtını kendi eline almadıkça, hiçbir şey değişmez.
Bu söz, bugün de diri. Çünkü mücadele hâlâ diri. Halkın uyanışı hâlâ mümkün. Sanat hâlâ bir direniş aracı. Devrim hâlâ bir umut. Sosyalizm hâlâ bir yol. Ve halk, hâlâ asıl kahraman.
Yorumlar (0)