Hepimizi de İçeri Alsanız da Yine de Bu Halkın Yüzü Gülmeyecek
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın bugün sabah saatlerinde gözaltına alınması, yalnızca bir soruşturma haberinin ötesinde, üç ay öncesine ait o meclis konuşmasını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Nisan ayındaki Belediye Meclisi toplantısında, o dönem yürütülen operasyonlara dair söyledikleri bugün bir kez daha kulaklarda çınlıyor. Dedetaş o gün, sakin ama kararlı bir üslupla şunları dile getirmişti:
“Operasyonların siyasi olduğunu hepimiz biliyoruz. Altı müfettiş incelemesinden geçtik, 600 incelemeden daha geçelim hiç problem değil. Hepimizi de içeri alsanız da bu halkın yüzü gülmeyecek. Bize istediğiniz kadar iftira atabilirsiniz.”
Bu sözler, yalnızca bir savunma değildi. Bir uyarıydı. Ve bugün, aynı başkanın bizzat gözaltına alındığı haberiyle birlikte, o uyarının ne kadar isabetli olduğu tartışılıyor.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında sabah saatlerinde düzenlenen operasyonda, Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın da aralarında bulunduğu altı kişi gözaltına alındı. İddialar, yapı ve iskan ruhsatı süreçlerinde usulsüzlük, rüşvet ve irtikap suçlarına dayanıyor. Resmi açıklamalara göre, belediye içinde ve bağlı kuruluşlarda ruhsat işlemlerinin yönlendirildiği, bazı personel ve müteahhitlerin bu süreçte rol aldığı ileri sürülüyor. Ancak kamuoyunun aklına takılan asıl soru, bu operasyonun salt bir adli süreç mi olduğu, yoksa daha geniş bir siyasi tablonun parçası mı olduğu yönünde.
Çünkü Dedetaş’ın Nisan ayındaki konuşması tam da bu noktaya parmak basıyordu. O dönem belediyeye yönelik operasyonlar sonrası mecliste konuşurken, denetimlerin sayısını değil, niyetini sorguluyordu. “Altı müfettiş geçirdik, 600 incelemeden daha geçelim” diyerek, şeffaflığa ve denetime açık olduklarını vurguluyor; asıl meselenin teknik değil siyasi olduğunu açıkça ifade ediyordu. “Hepimizi de içeri alsanız da yine de bu halkın yüzü gülmeyecek” cümlesi ise, salt kişisel bir savunmadan ziyade, yerel yönetimlerin sürekli baskı altında tutulmasının toplumsal sonuçlarına işaret ediyordu.
Bugün o cümleler yeniden okunuyor. Çünkü yalnızca Üsküdar’da değil, son bir yılda birçok muhalif belediyede benzer operasyonlar peş peşe geldi. Kayyum atamaları, görevden almalar, uzun tutukluluk süreleri… Bu tablo karşısında, “Seçime kadar muhalif belediyelerin hepsine kayyum atanacak” endişesinin boş bir kuruntu olmadığı görüşü, giderek daha fazla kişi tarafından dillendiriliyor. Dedetaş’ın o günkü sözleri, adeta bu endişenin erken bir ifadesi gibi duruyor.
Tabii ki adalet mekanizması bağımsız çalışmalı. Rüşvet, usulsüzlük, irtikap iddiaları varsa, bunlar titizlikle soruşturulmalı, kimse dokunulmaz olmamalı. Bu ilke, demokratik hukuk devletinin temelidir. Ancak aynı ilke, soruşturmaların seçici, zamanlaması şüpheli ve sürekli aynı siyasi çizgideki yönetimlere yöneldiği izlenimini de sorgulamayı gerektirir. Çünkü kamuoyu, “altı müfettiş”ten sonra “yedinci, sekizinci, yüzüncü” denetimi değil; adil, eşit ve tarafsız yargılamayı bekler.
Sinem Dedetaş’ın gözaltına alınmasıyla birlikte, Nisan ayındaki o meclis konuşması bir kez daha hatırlatıyor: Yerel demokrasi, yalnızca sandıkta oy vermekle sınırlı değildir. Belediye başkanlarının, meclis üyelerinin ve kamu görevlilerinin, siyasi aidiyetleri ne olursa olsun, hukuki güvence altında çalışabilmesi de demokrasinin ayrılmaz parçasıdır. “Bize istediğiniz kadar iftira atabilirsiniz” diyen bir belediye başkanının, üç ay sonra bizzat gözaltına alınması, bu güvencenin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Halkın yüzünün gülmesi için gereken şey, operasyonların sayısı değil; adaletin tarafsızlığıdır. Bugün Üsküdar’da yaşananlar, yalnızca bir belediye başkanının hukuki sürecini değil, yerel yönetimlerin geleceğini ve demokratik kurumların dayanıklılığını da tartışmaya açıyor. Ve bu tartışma, Dedetaş’ın üç ay önce söylediği o net cümlelerle yeniden başlamış durumda.
Yorumlar (0)