Selçuk Mızraklı Tahliye Edildi

Dört ay. Diyarbakır halkının özgür iradesiyle seçtiği belediye başkanı olarak görev yapabildiği süre yalnızca dört aydı. Ardından kayyum atandı. Halkın tercihi bir kalem darbesiyle yok sayıldı. Sonra tutuklama geldi. Gerekçeler ise “haksız, hukuksuz ve düzmece” olarak nitelendirilmeye mahkûm gerekçelerdi. Kanıttan uzak, hayal ürünü iddialar, “gizli tanık” kılıfı altında mahkeme kararlarına dönüştü. Böylece bir insanın hayatından yedi yıl çalındı.

Selçuk Mızraklı Tahliye Edildi

Selçuk Mızraklı Bir Mahkûmiyettin Keyfiliği

Selçuk Mızraklı’nın hikâyesi, yalnızca bir insanın hikâyesi değildir. Bu hikâye, bir kentin iradesinin gasp edilmesinin, hukukun keyfiliğe teslim edilmesinin ve “gizli tanık” denen muğlak mekanizmanın nasıl bir yargı silahına dönüştüğünün canlı belgesidir.

Dört ay. Diyarbakır halkının özgür iradesiyle seçtiği belediye başkanı olarak görev yapabildiği süre yalnızca dört aydı. Ardından kayyum atandı. Halkın tercihi bir kalem darbesiyle yok sayıldı. Sonra tutuklama geldi. Gerekçeler ise “haksız, hukuksuz ve düzmece” olarak nitelendirilmeye mahkûm gerekçelerdi. Kanıttan uzak, hayal ürünü iddialar, “gizli tanık” kılıfı altında mahkeme kararlarına dönüştü. Böylece bir insanın hayatından yedi yıl çalındı.

Yedi yıl… Bir insanın çocuklarının büyüdüğü, annesinin yaşlandığı, kentinin değiştiği yedi yıl. Cezası fiilen bitmiş olmasına rağmen infaz kurulu tahliyeyi erteledi. Bu erteleme, artık cezalandırmanın ötesine geçmiş, bir tür intikam ve yıldırma mekanizmasına dönüşmüş keyfiliğin en çarpıcı göstergesiydi.

Selçuk Mızraklı Tahliye Edildi

Nihayet tahliye edildi. Elbette bu bir sevinçtir. Ama sevinç, keyfiliğin yarattığı ağır gölgenin altında soluk kalıyor. Çünkü asıl mesele Selçuk Mızraklı’nın kapıdan dışarı adım atması değil; o kapının nasıl ve hangi gerekçelerle yıllarca kilitli tutulduğudur. Asıl mesele, hukukun bir kişinin, bir zümrenin ya da bir sarayın uhdesine terk edilmiş olmasıdır.

 Ortada bir gerçek gün gibi yüzümüze çarpıyor. Kardeşlik, adalet, hukuk… Bunların hiçbiri artık toplumun ortak değeri değil; birilerinin insafına bırakılmış lütuflar haline gelmiş durumda. Bu tablo, yalnızca bugünü değil, yarını da karartıyor. Çünkü keyfilik bir kez meşrulaştığında, sınır tanımaz. Bugün bir belediye başkanına yapılan, yarın herkese yapılabilir.

Selçuk Mızraklı’nın tahliyesi bir soluk alma anıdır. Ancak bu soluk, hukukun, adaletin ve halk iradesinin yeniden tesis edilmediği bir ülkede kalıcı ferahlık getirmez. Asıl mücadele, yedi yılı çalınan bir insanın özgürlüğünden çok, o yedi yılı çalan sistemin değişmesidir. Aksi takdirde sevinçler kısa, keyfilik uzun sürecektir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış