Yoksulluğun Duygusal Yükü

Türkiye İşçi Partisi Datça İlçe Başkanı Zehra Kahraman'ın, TİP'in başlattığı Okullarda Ücretsiz Bir Öğün Yemek Kampanyası ile ilgili yazısını okuyacaksınız. Kahraman, okullarda çocuklara verilecek bir öğün sıcak yemeğin, sadece bir tas sıcak çorbadan ibaret olmadığının, çocuklara verilecek o bir tabak yemeğin tüm toplumun geleceği için yaşamsallığının ve gerekliliğinin altını kalın kalın çiziyor. Kampanyanın hepimize değen arka planını gözlerimizin önüne seriyor. Kahraman'a teşekkür ediyoruz ve bir kez daha DAYANIŞMA - DATÇA olarak, demokrat-sol camiadan gelecek yazılarınıza, görüşlerinize açık olduğumuzu belirtiyoruz... DAYANIŞMAYLA kalın...

Yoksulluğun Duygusal Yükü

Yoksulluğun Duygusal Yükü ve Okullarda Ücretsiz Bir Öğün Yemek

Türkiye’de gittikçe derinleşen ekonomik kriz, eğitimde fırsat eşitliğini sadece sınav sonuçları bazında değil,  “beslenme çantaları” üzerinden de tehdit ediyor. Bir çocuğun sağlıklı gelişimi için gerekli olan, et, peynir, taze meyveye erişim artık birçok aile için “ayda bir kez” yapılabilen bir harcama haline geldi.  Yoksulluk, sürekli ve kuşatıcı biçimde karar alma gücünü daraltıyor. Mutfakta tencerenin ne kadar kaynayacağını, ekmeğin kaç gün yeteceğini, markette hangi reyonun önünde durulup hangisinin hızla geçileceğini belirliyor. Artan gıda fiyatları, düzensiz gelir, güvencesiz iş koşulları ve sosyal desteklerin yetersizliği, bu yükü her geçen gün ağırlaştırmaktadır. Bir annenin sabah erkenden kalkıp çocuğuna beslenme hazırlaması, sevgi dolu bir rutin olmaktan çıkıp, matematik hesabına dönüşmektedir: Bugün peyniri koyarsam yarın ne kalır? Muz alırsam akşam yemeğinde ne eksilir? Bu hesaplar, aile içinde kadının görünmeyen emeğini daha da görünmez kılar. Yaşanansa, kadının maruz kaldığı politik mobingtir.

Şimdi, yarıyıl tatili boyunca en azından “yarın beslenme çantasına ne koyacağım?” sorusu ertelenecek.  İkinci dönem başında, milyonlarca anne için yine en büyük kaygı; çocuklarının karnını nasıl doyuracakları ve o çantaya ne koyacakları sorusu etrafında düğümlenecek. Her çocuğun çantası aynı ağırlıkta olmayacak. Kiminin çantasında annesinin uykusuz geceleri, mutfak masasında yapılan sessiz hesaplar, bastırılmış kaygılar da taşınacak.

Bugün milyonlarca çocuk okula aç gidiyor. Okullarda verilmesini talep ettiğimiz sağlıklı, ücretsiz, bir öğün yemek ise, bu tabloyu kökten değiştirebilecek güce sahiptir. Derinlemesine bakıldığında bu talep, doğrudan kadın yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilintili politik bir kadın mücadelesidir.

Biz kadınların bu meseleyi kendi mücadelelerimizin merkezine almamız, hem ekonomik yüklerimizi hafifletmek hem de sistemdeki görünmeyen emeklerimizi görünür kılmak adına hayati önem taşımaktadır.

1- Ev İçi Emeğin ve Bakım Yükünün Kadına Devredilmesi

Toplumda çocuk beslenmesi, hazırlığı ve planlaması halen büyük oranda kadınların omuzlarındadır. Okulda yemek verilmediğinde;

Zaman yoksulluğu yaşanır: Kadınlar her sabah veya akşam beslenme çantası hazırlamak için ek mesai harcamak zorunda kalıyorlar.

Zihinsel emek yükü artar: “Bugün ne koyacağım?”, “Besin değeri yeterli mi?”, “Eksikleri nasıl tamamlarım?” gibi sorular kadının zihinsel yükünü artırır. Ücretsiz yemek, bu emeğin bir kısmının kamulaştırılması ve kadının üzerinden alınması demektir.

2- Kadın Yoksulluğu ve “Feda” Kültürü

Ekonomik kriz anlarında hane içindeki yoksulluk en çok kadınları vuruyor. “Kadın yoksulluğu”, annelerin çocuklarının karnını doyurabilmek için kendi öğünlerinden kesmesi, porsiyonlarını küçültmesi veya en kalitesiz gıdayla yetinmesiyle sonuçlanıyor. Oysa, okulda bir öğün yemek, hane bütçesinde doğrudan bir rahatlama yaratarak annenin üzerindeki “açlık stresini” ve ekonomik baskıyı bir nebze olsun azaltır.

Çocuğun okul beslenmesi, bir hak meselesidir ve devletin sorumluluğudur. Bu sorumluluğu yerine getirmemek ise açık bir yönetim tercihidir. 2022 yılından bu yana daha görünür hale gelen bu talep doğrultusunda, 2008 yılından bugüne kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 25 kanun teklifi, 55 soru önergesi ve 15 araştırma önergesi verilmiştir. Bu önergelerin büyük bölümü cevapsız kalmış veya yalnızca “bilgiye not edildi” şeklinde geçiştirilmiştir.

Türkiye’de farklı dönemlerde yürütülen sınırlı kapsamlı ücretsiz yemek uygulamaları, önemli başlangıçlar olsa da süreklilik ve eşitlik açısından kalıcı bir dönüşüm yaratamamıştır. 6 Şubat 2023 depremleri sonrası uygulanan kısa süreli okul yemeği programı, bu konunun geçici değil, kalıcı bir kamu politikası olması gerektiğini açık biçimde ortaya koymuştur.

Türkiye’de okul yemeği hakkı mücadelesi, 2024 yılı itibarıyla kurumsal bir zemine kavuşmuş, Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, Mart 2024’te kurulmuştur. Koalisyon, 21-22 Eylül 2024 tarihlerinde Ankara’da “Ücretsiz Okul Yemeği Hemen Şimdi” başlığıyla iki gün süren kapsamlı bir çalıştay düzenlemiştir.

Yoksulluğun Duygusal Yükü

Çalıştayda; çocuk yoksulluğu, eğitimde eşitsizlik, kamusal beslenme politikaları, yerel yönetimlerin rolü ve sosyal devletin sorumluluğu üzerine ortak bir yol haritası oluşturmak amaçlanmıştır.

Çocukların sağlıklı beslenme ve temiz suya erişim hakkı, sosyal devletin asli görevidir. Bu kapsamda  temel politika önerileri şunlardır:

  • Ulusal bir “Okul Yemeği Yasası” çıkarılmalıdır.
  • Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Beslenme Genel Müdürlüğü kurulmalıdır.
  • Yerel üretici ve kadın kooperatifleri desteklenmeli, merkezi mutfak modelleriyle entegrasyon sağlanmalıdır.
  • Her okulda içilebilir temiz suya erişim güvence altına alınmalıdır.
  • Program finansmanı ve denetimi, şeffaf ve katılımcı mekanizmalarla yürütülmelidir.

Bu adımlar yalnızca beslenme sorununa değil; okul terkleri, sağlık eşitsizlikleri ve toplumsal dışlanmaya da kalıcı çözümler getirecektir.

Bugün ücretsiz okul yemeği, geniş halk kesimlerinin ortak talebine dönüşmüştür. Bu durum, çocukların beslenme hakkının artık insani bir çağrı değil, kamusal politika ve bütçe önceliği olduğunu göstermektedir. Toplumun farklı kesimlerinden yükselen bu talep, Türkiye’de sosyal devlet ilkesinin yeniden inşası için tarihi bir fırsattır.

Ekonomik politikalarla yoksullaştırılan ailelerin çocuklarından “başarı” bekleniyor. Asgari ücret açlık sınırının altında tutulurken, gıda enflasyonu kontrol edilemezken, velilere “çocuğuna iyi bak” deniliyor. Bu, sorumluluğu yukarıdan aşağıya değil, aşağıdan yukarıya itme siyasetidir. Yoksulluğu üretenler, sonuçlarından elini çekiyor.

Oysa çocuk, büyüyen bir beden, şekillenen bir zihin ve korunması gereken bir hayattır. Ve ne yazık ki her çocuk güne eşit şartlarda başlamıyor. Çocuklar başarısız olduklarında “yeterince çalışmadı” deniyor, ama kimse “yeterince doydu mu?” diye sormuyor. Oysa başarı bazen bir tabak sıcak yemekten geçiyor.

Türkiye İşçi Partisi’nin 2025-2026 eğitim-öğretim döneminde 2026 bütçe görüşmelerini hedef alarak başlattığı “okullarda öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek” kampanyasının amacı; tüm devlet okullarında öğrencilere bir öğün sağlıklı, ücretsiz yemek ve temiz içme suyu verilmesini ve bu amaç doğrultusunda, başta bütçe kanununda olmak üzere 12 Eylül 2023’te verdiğimiz kanun teklifi çerçevesinde gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını sağlamaktır.

Türkiye’de saray bütçesi için bu yıl 21 milyar TL (günlük 58 milyon TL) plânlanırken, milyonlarca çocuğa okulda ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek sunmak için bütçeden ayrılması gereken pay yalnızca %1,5’tur. “Çocuğun hakkı, Devletin Görevi: Sadece %1,5 Yeter” sloganıyla yürütülen kampanyayı velilerle, kadın dayanışmasıyla, tüm yurttaşlarla genişletmeye devam edeceğiz. Israrla söylemekten, konunun üzerinde durmaktan vazgeçmeyeceğiz: Okullarda ücretsiz bir öğün yemek verilmesi, lüks değildir. İsraf hiç değildir. Bu, bir çocuğa “sen değerlisin” demenin en somut halidir. Aynı masada, aynı yemeği yemek; çocuklar arasındaki görünmez duvarları da yıkar. Çocuğun beslenme çantasını saklamasını, annenin de bunun için eziklik duymasını engeller.

Bu talep için verilen mücadelenin, büyük oranda kadın mücadelesi olarak sahiplenilmesi şu açılardan kritiktir:

  • Beslenme, bireysel bir aile sorunu değil, devletin ve kamunun sorumluluğudur. Biz kadınlar bu talep için sesimizi yükselterek, bakım yükünün sadece bize ait olmadığını haykırmış oluruz.
  • Kadınlar sadece “mağdur anne” olarak değil, politik birer özne olarak haklarını talep ederler. Bu da, mahallelerde, okul kapılarında ve meydanlarda kadın dayanışmasını güçlendirir.

 Evet, mesele çok basittir: Hiçbir çocuğun okulda aç kalmaması gerekir. Hiçbir çocuk sınıfa aç girmemeli ve hiçbir anne, çocuğunun çantasını boş gönderdiği için gözyaşı dökmemelidir.  Kadınların, çocukların eşit ve kamusal yaşam mücadelesinin ayrılmaz parçası olan bu hakkı, okullarda, mahallelerimizde ve her kadın buluşmasında ısrarla savunmak zorundayız. Bir yandan “aile” güzellemeleri yapılırken, diğer yandan milyonlarca ailenin açlığa mahkûm edilmesiyle dayatılan bu yoksulluk, en çok kadını mağdur eden bir politikadır. Bu eşitsizliği kabul etmiyoruz. Açlığı örgütleyenlere karşı, direnişi örgütlüyoruz.

Bizi birbirimize bağlayan sadece öfkemiz değil, aynı zamanda düzeni değiştirmeye dair inatla büyüttüğümüz umudumuz, yan yana durunca çoğalan gücümüz, kız kardeşliğimizdir. Çocuklarımız için, geleceğimiz için,  onurlu yaşam hakkı için,

Biz Varız.

 

Kaynaklar

* Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu, “Ücretsiz Okul Yemeği Hemen Şimdi” Çalıştayı Sonuç Raporu, Eylül 2024.

* Türkiye İşçi Partisi, “Sınıfta İnat” Raporu: Bir Hak Olarak Ücretsiz Okul Yemeği, Türkiye ve Dünya Deneyimleri”, Ekim 2025.

Yorumlar (1)

Nermin Yener

3 ay önce / 16.01.2026

Çocuklar geleceğimiz ve önceliğimiz onların sağlıklı büyümesi, "iyi" eğitilmesi, kendilerine ve topluma ve yeryüzüne yararlı, ahlaklı, vicdanlı, mantıklı bireyler olmaları; bunun için hep birlikte elele! ✊????

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla