Hiçbir Ateşkes İsrail’in Saldırılarını Engelleyemiyor
2 Mart 2026’dan bu yana Lübnan’da yaşanan çatışmalar, bölgenin istikrarını derinden sarsmaya devam ediyor. İsrail’in Hizbullah’ı hedef aldığı gerekçesiyle başlattığı operasyonlar, çeşitli ateşkes girişimlerine rağmen durmak bilmiyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre, bu süreçte hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bini aşmış durumda. Bu rakam, yalnızca askeri hedefleri değil, sivilleri, çocukları, kadınları ve sağlık görevlilerini de kapsayan ağır bir insan kaybını işaret ediyor. Bölgede yaşananlar, uluslararası toplumun dikkatini çekse de, sahada gerçek bir sükunet henüz sağlanabilmiş değil.
Çatışmanın kökeni, daha geniş bölgesel gerilimlere dayanıyor. Mart ayının başında İran’daki gelişmelerle bağlantılı olarak Hizbullah’ın İsrail’e yönelik füze ve drone saldırıları, İsrail’in kapsamlı bir yanıtını tetikledi. İsrail ordusu, güney Lübnan’a kara operasyonları düzenlerken, hava saldırılarıyla Beyrut’un güney banliyöleri, Bekaa Vadisi ve Nabatiye gibi bölgeleri vurdu. Amaç, Hizbullah’ın askeri kapasitesini yok etmek ve kuzey İsrail’i güvence altına almak olarak açıklansa da, sonuçlar çok daha geniş bir yıkıma yol açtı. Binlerce ev yerle bir oldu, tarım alanları harap edildi ve 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi.
Ateşkes umutları birkaç kez yeşerdi. Nisan ortasında ABD arabuluculuğunda geçici bir anlaşma sağlandı, Haziran’da ise yeni bir ateşkes ilan edildi. Ancak her seferinde ihlaller yaşandı. İsrail tarafı, Hizbullah’ın ateşkes koşullarını çiğnediğini iddia ederek operasyonlarını sürdürdü. Lübnan tarafı ise bu saldırıların sivilleri hedef aldığını ve egemenlik haklarını ihlal ettiğini vurguluyor. Son günlerde, özellikle Nabatiye ve güneydeki köylere yönelik hava saldırılarında onlarca kişi hayatını kaybetti. Bir ateşkesin hemen arifesinde bile 47 kişinin öldüğü raporlar, bölgedeki kırılganlığın boyutunu gözler önüne seriyor.
Bu çatışmada en ağır bedeli siviller ödüyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre ölenler arasında yüzlerce kadın, çocuk ve tıbbi personel bulunuyor. Hastaneler ve ambulanslar dahi hedef alınabiliyor. Yerel kaynaklar, yıkılan altyapının uzun vadede Lübnan ekonomisini ve toplumsal dokusunu çökerteceğini belirtiyor. Milyonlarca Lübnanlı, evlerine dönemiyor; kamplarda veya akraba yanlarında geçici bir sığınak arıyor. Uluslararası yardım örgütleri, insani krize dikkat çekiyor ancak siyasi engeller nedeniyle yardımın ulaştırılması zorlaşıyor.
Uluslararası tepki ise karışık. Birleşmiş Milletler, Rusya, Çin ve bazı Arap ülkeleri İsrail’in saldırılarını kınarken, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi çağrısında bulunuyor. ABD ise arabuluculuk rolünü üstlenmiş gibi görünerek, saldırılara göz yumaktadır
Lübnan halkı için bu aylar, yıllardır süren istikrarsızlığın yeni bir perdesi. Ülke zaten ekonomik kriz, siyasi belirsizlik ve mülteci yüküyle boğuşurken, yeni bir savaş dalgası her şeyi daha da ağırlaştırdı. Çocuklar okullarına gidemiyor, çiftçiler tarlalarına çıkamıyor. Gelecek kaygısı, günlük hayatta en baskın duygu haline gelmiş durumda.
4 bini aşan can kaybı, sadece bir istatistik değil; her biri bir aile, bir hikaye, bir kayıp. Ateşkesin kalıcı olması için diplomatik çabalar artmalı. Tarafların karşılıklı güvenlik endişelerini diyalogla ele almadan, bölgede kalıcı barış zor görünüyor. Lübnan’ın egemenliği, İsrail’in saldırganlığı ve sivil halkın can güvenliği dengelenmedikçe, bu trajedi devam edecek gibi duruyor.
Uluslararası toplumun daha etkili bir rol oynaması şart. Aksi takdirde, Mart’tan beri devam eden bu şiddet sarmalı, Orta Doğu’yu yeni bir istikrarsızlık girdabına sürükleyebilir. Lübnan halkı, barışın ve normalleşmenin bir an önce gelmesini umut ediyor; ancak bugünkü tablo, o umudun hâlâ çok uzak olduğunu gösteriyor.
Yorumlar (0)