Deniz Göktaş’ın Mizahı ve İfade Özgürlüğünün Sınırları

Stand-up komedisi, toplumun aksayan yönlerini abartılı ve ironik bir dille ortaya koymak üzere tasarlanmış bir sanat formudur. Deniz Göktaş da bu geleneğin içinde, siyasi, sosyal ve kültürel normları sorgulayan bir üslupla sahne almaktadır. Mizahın doğası gereği rahatsız edici olması, onu tehlikeli kılmaz; aksine, demokratik bir toplumda vazgeçilmez kılar. Sansür mekanizması devreye girdiğinde, “kamu düzeni” kavramı o kadar geniş yorumlanmaktadır ki, bir fıkra bile potansiyel bir tehdit haline gelebilmektedir. Bu yaklaşım, otoriter zihniyetin klasik yansımasıdır: Eleştiriyi susturmak için güvenlik retoriğini devreye sokmak.

 Deniz Göktaş’ın Mizahı ve İfade Özgürlüğünün Sınırları

 

Sanatın Sansürü

Deniz Göktaş’ın stand-up gösterilerinden alınan kesitlerin yer aldığı X paylaşımlarının, 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi uyarınca “millî güvenlik ve kamu düzeni” gerekçesiyle erişime engellenmesi, Türkiye’de sanat ve ifade özgürlüğü tartışmalarına yeni bir utanç sayfası eklemiştir. Bir komedyenin mizahı, yasal bir mekanizmayla “güvenlik tehdidi” ilan edilerek görünmez kılınmıştır. Bu karar, yalnızca bir sanatçıyı değil, eleştirel düşüncenin ve mizahın temel hakkını hedef almaktadır.

Stand-up komedisi, toplumun aksayan yönlerini abartılı ve ironik bir dille ortaya koymak üzere tasarlanmış bir sanat formudur. Deniz Göktaş da bu geleneğin içinde,  siyasi, sosyal ve kültürel normları sorgulayan bir üslupla sahne almaktadır. Mizahın doğası gereği rahatsız edici olması, onu tehlikeli kılmaz; aksine, demokratik bir toplumda vazgeçilmez kılar. Sansür mekanizması devreye girdiğinde, “kamu düzeni” kavramı o kadar geniş yorumlanmaktadır ki, bir fıkra bile potansiyel bir tehdit haline gelebilmektedir. Bu yaklaşım, otoriter zihniyetin klasik yansımasıdır: Eleştiriyi susturmak için güvenlik retoriğini devreye sokmak.

5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi, özellikle sosyal medya içerikleri için geniş yetkiler tanımaktadır. Ancak bu yetkinin, mizahı “milli güvenlik” meselesi haline getirecek kadar esnetilmesi kabul edilemez. Tarih boyunca diktatörlükler ve otoriter rejimler, önce karikatüristleri, sonra komedyenleri, en nihayetinde tüm eleştirel sanatçıları susturmuştur. Çünkü mizah, iktidarın ciddiyet maskesini düşüren en etkili silahlardan biridir. Deniz Göktaş’ın kesitlerini engellemek, izleyiciyi değil, iktidarın kendi kırılganlığını korumaya yöneliktir. Sanat, güvenlik tehdidi değildir; sorgulamayan, eleştirmeyen bir toplum asıl güvenlik riskidir.

Üstelik bu tür sansür kararları, genç kuşakların sanatla ve mizahla ilişkisini zehirlemektedir. Dijital çağda bilgi akışı zaten algoritmalarla şekillenirken, devlet eliyle yapılan engellemeler gençleri ya apolitikleştirir ya da yeraltı mecralara iter. Sonuçta ortaya çıkan, ne özgür bir kamuoyu ne de sağlıklı bir eleştirel kültürdür.

Sanatı sansürlemek hiçbir gerekçeyle meşru değildir. “Millî güvenlik” gibi ağır kavramlar, siyasi mizahı bastırmak için kalkan olarak kullanılmamalıdır. Deniz Göktaş’ın stand-up’ı, milyonlarca insanın güldüğü, düşündüğü ve belki de kendine eleştirel baktığı bir alandır. Onu görünmez kılmak, toplumu kendi yansımalarından mahrum bırakmaktır.

Demokratik bir toplum,  mizahı kaldırabilecek olgunluğa sahip olmalıdır. Aksi takdirde, gülme hakkımızı da, düşünme özgürlüğümüzü de kaybederiz. Sansür, kısa vadede sessizlik getirir; uzun vadede ise toplumsal çürümeye yol açar. Deniz Göktaş’ın sesini engellemek, aslında hepimizin sesini kısmaya yönelik bir adımdır. Bu karara karşı çıkmak, yalnızca bir komedyeni değil, sanatın ve özgür ifadenin kendisini savunmaktır.

Haber cemil baran

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış