Deniz Göktaş Tahliye Kararının Mürekkebi Kurumadan Yeniden Tutuklandı

Kişi, yurtdışında özgürce yaşayabilecekken, tutuklanacağını açıkça bilerek ülkeye geliyor. Bu davranış, kaçma iradesinin en güçlü şekilde reddidir. Kaçma şüphesi, somut olgulara dayanmak zorundadır. “Belki kaçar” varsayımı, özellikle de kişinin bizzat teslim olduğu bir durumda, hukuki gerekçe olmaktan çıkar; sadece bir niyet beyanına dönüşür.

Deniz Göktaş Tahliye Kararının Mürekkebi Kurumadan Yeniden Tutuklandı

Hukukta Norm, Hukuksuzlukta Keyfilik Hakimdir

Yurtdışında olduğunu, tutuklanacağını bile bile kendi iradesiyle Türkiye’ye dönen bir sanatçı… İtiraz üzerine tahliye kararı çıkan, ardından SEGBİS üzerinden yeniden sulh ceza hakimliğine çıkarılan ve cezaevinin kapısından bile geçemeden aynı dosyada, bu kez “suçu ve suçluyu övme” iddiasıyla yeniden tutuklanan bir komedyen: Deniz Göktaş.

İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin gerekçesi klasik: “kaçma şüphesi” ve “delilleri karartma ihtimali”.

Bir an durup düşünmek gerekiyor.

Kişi, yurtdışında özgürce yaşayabilecekken, tutuklanacağını açıkça bilerek ülkeye geliyor. Bu davranış, kaçma iradesinin en güçlü şekilde reddidir. Kaçma şüphesi, somut olgulara dayanmak zorundadır. “Belki kaçar” varsayımı, özellikle de kişinin bizzat teslim olduğu bir durumda, hukuki gerekçe olmaktan çıkar; sadece bir niyet beyanına dönüşür.

Delilleri karartma şüphesi de aynı ölçüde temelsizdir. Sosyal medya paylaşımları, kamuoyuna açık beyanlar, zaten sabittir. Bunların “karartılması” mümkün değildir. Tutuklama, delillerin toplanmasını güvence altına almak için değil, deliller zaten toplanmışken kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmak için kullanıldığında, amacından sapmış demektir.

Deniz Göktaş Tahliye Kararının Mürekkebi Kurumadan Yeniden Tutuklandı

Tahliye kararı ile tutuklama kararı arasındaki süre, insanın cezaevinin kapısından çıkmasına bile yetmeyecek kadar kısadır. Bu, yargı kararlarının sürekliliği ve öngörülebilirliği ilkesini zedeler. Bir mahkemenin verdiği tahliye kararının, aynı gün içinde, aynı kişi hakkında, aynı dosyada başka bir mahkeme tarafından fiilen yok sayılması, hukuk güvenliği açısından derin bir yara açar.

Tutuklama, ceza muhakemesinde istisnai bir tedbirdir. Asıl olan özgürlüktür. İstisna, ancak zorunlu hallerde ve orantılı olarak uygulanabilir. Burada zorunluluk nerede? Orantılılık nerede? Kişinin kendi iradesiyle teslim olması, kaçma iradesinin yokluğunu ispat ederken, mahkeme hâlâ “kaçabilir” diyebiliyorsa, tutuklama tedbiri artık tedbir olmaktan çıkmış, cezaya dönüşmüştür.

Bu tabloya “hukuk garabeti” demek bile yetersiz kalıyor. Çünkü garabet, bir anormalliğin farkına varıldığını ima eder. Oysa burada anormallik sıradanlaşmış, dil alışkanlığı haline gelmiştir. Her yeni tutuklama kararı, bir öncekinin üzerine eklenerek “işte yine oldu” dedirtecek kadar olağanlaştırılmıştır. Bu olağanlaşma, hukuksuzluğun en tehlikeli halidir: Çünkü artık yadırganmamaktadır.

Deniz Göktaş’ın durumu, bireysel bir dosya olmaktan çıkıp, tutuklamanın nasıl keyfi bir araca dönüşebileceğinin canlı örneğine dönüşmüştür. Yargı, özgürlüğü korumakla yükümlüyken, özgürlüğü kısıtlamanın en kestirme yolu haline geldiğinde, hukuk devleti ilkesi yalnızca kâğıt üzerinde kalır.

Bir sanatçının, kendi iradesiyle geldiği ülkede, tahliye kararının mürekkebi kurumadan yeniden tutuklanması… Bu, bir kararın eleştirisi değil; bir sistemin aynaya bakması gereken andır.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış